29 Ekim 2018 Pazartesi

Mısır Vizesi Nasıl Alınır?

Herkese merhaba,

Kısa bir süre önce Mısır seyahatimi tamamladım ve ülkeye döndüm. İlk olarak vize süreci ve evrakı hakkında bilgi vermek istiyorum. Mısır'a gitmeyi düşünen arkadaşlar için turistik vize alınması hususunda 2018 yılına ait en güncel bilgileri paylaşacağım. Vize evrakı konusunda internette onlarca blog yazısı var ve gereksiz evrak yazanları bile gördüm.


Turistik vize almak için öncelikle evrak basit ve toparlanması zaman almıyor. Fakat vizenin çıkması sürecinde ve pasaport teslimi v.b gibi durumlar bir hayli uzun sürüyor. Başlıyoruz :D

Öncelikle ben vize başvurumu Mısır Arap Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğundan yaptım. Turistik vize için talep edilen evrak '' çalışanlar '' için;

- Vize Başvuru Formu ( Bu formu gitmeden önce muhakkak doldurun ve resminizi yapıştırın )

- Pasaport aslı ve fotokopisi ( aslını ilk başvuru aşamasında konsolosluğa teslim etmiyorsunuz ama yanınızda bulunsun )

- 2 adet beyaz fon üzerine biyometrik fotoğraf ( 1 adet fotoğraf başvuru formuna yapıştırılacak, diğeri ise vizeniz onaylandıktan sonra konsolosluğa verilecek )

- 2 adet T.C Kimlik fotokopisi ( Ben 1 adet götürmüştüm. Tam kapıdan girerken 2 adet gerektiğini söylediler... Boşu boşuna zaman kaybettim. )

- Uçak bileti ve otel rezervasyonları

- Çalışanlar için çalıştığı kurumun antetli kağıdına yazılı, gidiş geliş tarihleri ve seyahat amacını belirten imzalı ve kaşeli bir yazı ( Türkçe de kabul ediliyor )

Görüldüğü üzere evrak çok basit ve toplaması kolay. Herhangi bir sgk kaydı v.b belge talep edilmiyor. Öncelikle pasaport ve 1 adet fotoğraf hariç tüm evrakı teslim ediyorsunuz. Başvurunuzun onaylanmasının ardından size mail geliyor. Mail gelmesi 1-2 ay'ı bulabiliyor. Bu süreç biraz uzun...

Başvurunuzun onaylandığına dair mail gelince, pasaport ve 1 adet fotoğraf ile vize ücretini ödemek üzere tekrar konsolosluğa gidiyorsunuz. Gittiğim dönemde VİZE ÜCRETİ İÇİN 170 TL ödedim. Pasaportunuzu teslim etmenizin ardından size bir kağıt veriyorlar ve 3 gün sonra bu kağıt ile konsolosluktan vizenizin basılı bulunduğu pasaportunuzu teslim alabiliyorsunuz.

1 vize için 3 kere konsolosluğa gitmeniz gerekiyor. Evet biraz saçma...

Başvuruyu isterseniz şahsen yapmayabilirsiniz. Başkası sizin adınıza da başvuru yapabilir. A4 kağıda ilgili kişinin sizin adınıza başvuru yapabileceğini belirtir bir yazı yazmanız yeterli olacaktır. Biz 6 kişi gidecektik ve başvuruyu bir arkadaşımız, pasaport teslimlerini başka bir arkadaşımız, pasaportların alımını başka bir arkadaşımız gerçekleştirdi. Sadece başvuru aşamasındaki kişiye bu yazıyı vermeniz yeterli, çünkü diğer aşamalarında böyle bir kağıt sormuyorlar.

Biz vizemizi 1 ay gibi bir sürede aldık. Vize almak işsizseniz çok zor çünkü son 3 aya ait, hesabınızda her ay en az 10.000 TL bulunan hesap dökümü talep ediyorlar. Vize olayını halletmenizin ardından Mısır yolları sizi bekler. Muhteşem bir ülke ve sizi çok güzel sürprizler bekliyor.

Evet taksicilerle bu ülkede de savaş veriyorsunuz. Aklınıza gelmeyecek onlarca şekilde sizi dolandırmaya çalışıyorlar ama zevkli olan kısımda bu ya :D :D

Konsolosluğu aramak isterseniz (212) 324 21 33 nolu numaradan ulaşabilirsiniz. En son aradığımda vize evrakını telesekreter'e de eklemişlerdi. Fakat ilk aşamada evrakı öğrenmek için bile resmen sürünmüştüm. Çünkü hiçbir yerde doğru düzgün evrak yazmıyordu. Ben de en mantıklı gözükenleri hazırlayıp gitmiştim.

Kendinizi çok kasmanıza gerek yok. Evet vize almak biraz zaman alacak ama gittiğinize değecek. Bereketli Nil'i görmek, etkileyici tapınakları ziyaret etmek ve muhteşem güzellikteki Giza Piramitlerine sırtınızı dayayıp bir şeyler içmek, size her şeyi unutturacak.

Mısır yazı dizisinde görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

14 Ekim 2018 Pazar

Delhi Gezisi

Herkese merhaba,

Son günümüzü ülkenin başkentine ayırmıştım ve gezilecek bir çok yer vardı. İlk olarak otelden çıktık ve ülkenin bağımsızlığını elde ettiği yer olan Red Fort'a gittik. Red Fort'u gördükten sonra rikşa ile eski Delhi sokaklarını gezdik ve bizi Raj Ghat'a bıraktı. Yani Mahatma Ghandi'nin son yolculuğuna uğurlandığı yere bıraktı. 1 saat rikşa gezintisi için 200 Rupi ödedik. Rikşa da ne diyecek olursanız, arkada sizin oturduğunuz ve sizi çeken bir bisikletlinin olduğu bir çeşit ulaşım aracı diye özetleyebiliriz. 

Ben bu tarz şeylere karşıyım fakat adam o kadar ısrar etti ki, kabul etmek zorunda kaldım. 3 kişiyi 1 saat boyunca pedallayarak çekmek, inanın çekilir çile değil! Ben binmesem para kazanamayacak... Tuhaf bir durum yani. Her şeye rağmen güzel bir seyahatti. Raj Ghat'a gittik ve Mahatma Ghandi'ye böyle rengarenk bir ülkeyi özgürlüğüne kavuşturduğu için saygılarımızı sunduk. 

Red Fort


Raj Ghat


Raj Ghat'ın ardından Delhi'nin en ünlü tapınaklarından olan Askhardam'a gittik. Ben yapıyı beğendim. Modern ve eski görünümlü bir tapınak. Bahçesinde oturup biraz dinlendik ve tüm Hintlilerle birlikte yerlere uzandık :D :D İçimdeki Hintli dışarı çıktı sanırım... Tapınak, bir kompleks ve içinde yemek yenebilecek yerler de var. Hem çok ucuz hem de her şey vejetaryen ürünü. Arkadaşımın bir tanesi tavuk var mı? diye sorunca Hintlilerin nefret dolu bakışlarını ilk kez görmüş oldum :D :D :D Millet yiyeceklerden 1 adet alırken biz 3 kişi ne yiyecek varsa hepsini denemek adına 3-4 adet aldık :D :D Masayı donattık. Krallar gibi yedik. Ucuz olmasının da büyük etkisi var ... Malum cebimizdeki son rupileri harcıyorduk. Burada fotoğraf çekmek yasak olduğu için, maalesef foto yok.

Tapınaktan sonra şehrin merkezine metro ile gitme kararı aldık. Gayet hoş ve güzel bir metro sistemleri olduğunu belirtmeliyim. Bilet fiyatı 30 Rupi. Metro ile Rajiv Chowk isimli durakta indik. Burası Delhi'nin kalbi diyebiliriz. Metrodan çıkmak için çok uğraştık. Çıktığımızda ise bambaşka bir dünya ile karşılaştık. Bir anda acayip temiz bir yere çıktık. Yapılar filan sanki Avrupa'daymış gibi bir hal aldı. Hayret içinde dükkanları geze geze ilerlerken ileride bir ara gördük, arka sokağı pislik götürüyordu. Valla içim rahat etti. Bir an başka ülkeye ışınlandık zannetmiştim. Adamlar sadece bir caddeyi almışlar ve film stüdyosu gibi farklı bir dünya yaratmışlar. Burada biraz alışveriş yaptık ve taksi ile otelimize geçtik. Uçağımız sabaha karşı olduğu için otelde biraz dinlendik ve uyuduk. 

Havalimanına giderken, 2 haftadır gördükleri karşısında sesi soluğu kesilen arkadaşım bir anda canlanıverdi. Enerji patlaması yaşadı. Ülkeye dönünce et yiyeceği için mendil olsa halaya kalkacaktı :D :D Adam et yemeyi özledi... Valla ne diyeyim bende çok etçi değilimdir ama benim bile artık yavaştan canım et çekmeye başlamıştı. Gece 03:00 civarı uber bulmak konusunda hiç sıkıntı yaşamadık. Tekrar söylüyorum; büyük şehirlerdeyseniz, muhakkak ulaşımı uber ile halledin. Çünkü çok ucuz. Şehir merkezinden havalimanına gitmek için 250 Rupi ücret ödedik. Havalimanına ulaştık, uçağımızı bulduk ve bir başka yolculuğun daha sonuna ulaştık. 

Uçağın tekerlekleri İstanbul pistine değdiğinde, ne ben eski bendim, ne de arkadaşlarım eskiden oldukları kişilerdi. Bir seyahat insanı ne kadar değiştirirse, bizi de bu seyahat o kadar değiştirmişti. Belki ülkemiz umduğunuz kadar ''medeni'' olmayabilir, bir çok yönden de eksiği olabilir. Siyasi olarak sizi had safhada hayal kırıklığına da uğratıyor olabilir. Kendinizi buraya ait hissetmeyebilirsiniz. Daha medeni insanların olduğu, o filmlerdeki dünyalarda yaşamak istiyor da olabilirsiniz. Unutmayın ki beterin beteri var. Başında bir çatı varsa, ''ne yiyeceğim?'' sorusunu aç kaldığın için değil de yemek seçmek için soruyorsan, istediğin şeyleri arada sırada da olsa alabiliyorsan, durumunun kötü olduğunu düşünme. Her zaman daha iyisi vardır. Her zaman daha güzeli vardır. İnsan doyumsuz bir varlıktır. Bugün deli gibi istediği şeyden, 2 gün sonra sıkılabilir. Her şey değişir, değişmeyen tek şey senin doyumsuzluğun ise suçu başkalarına atma, aynaya bak! Orada gördüğün kişi bu mutsuzluğunun suçlusu, değiştir kendini. Bunun için en iyi yol, güvenli alanını terk etmektir. Rahatını boz, yeni şeyler öğrenmekten korkma, yola çık, umduğun kadar masraflı bir şey değil. Gerçekten kendin için bir şeyler yapmak istiyorsan, mutlu olmak istiyorsan, mutsuzluğu iyi anlaman gerekir. Mutsuz olmak çok kolay, sürekli olarak diğer insanların hayatlarına imrenerek bak, hiç bir şey öğrenmeye çalışma, kendine değer verme ve bir şeyler katma. Kendine acı ama acıdığını bile göreme, bunların hepsini unutmak için; iç, iç, daha da iç! Ayılınca yine hatırla, yine mutsuz ol, yine iç... İçinde kendi yarattığın boşlukta boğul, boğul... Yazarken bile sıkıldım. 

İnsan mutsuz olmak için bu kadar uğraşır mı? Uğraşmaz, uğraşmamalı da. Evindeki musluktan temiz su akıyor. Hiç düşündün mü dünyada kaç kişi bu şansa sahip? 1 tuşa basıyorsun ve ısınıyorsun, yine 1 tuş elektrikli aletleri açıp kapatmak ve 1 tıkla dünyaya erişiyorsun. Çok basit geliyor bunlar değil mi? Bunlara zaten herkes sahip mi zannediyorsun? Mutlu olmak için nedenler gözlerinin önünde ama sen mutsuzluk için çok çabalıyorsun. Çabanı farklı alanlara yönelt ve üretmeye, bir şeyler öğrenmeye çalış. Belki rahatsız olduğun bu siyasi, ekonomik, kültürel düzende bir farklılık yaratabilirsin. 1 kişiden bir şey olmaz deme. 1 kişi dünyayı değiştirir. Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki, bu içimizden birisi olabilir. Neden sen olmayasın ki? Megalomanyak ol demiyorum, kendine biraz değer ver ve mutlu ol diyorum. 

Kısa bir süre sonra Mısır'a gidiyorum. Mısır'dan döndüğümde yazıları paylaşmaya başlayacağım. Yepyeni bir yazı dizisine başlayacağız. Bakalım bu seyahatte ne maceralar yaşayacağım. 

Bir sonra ki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

29 Eylül 2018 Cumartesi

Jodhpur Gezisi - 2

Herkese merhaba,

Sabah erkenden kalktık ve kahvaltının ardından kaleye doğru çıkmaya başladık. Mehrangarh Kalesi hayatımda gördüğüm en güzel kale diyebilirim. Gerçekten muhteşem bir mimari ve etkileyici bir tarihi var. Kale 1460 yılında inşa edilmiş ve tarih boyunca hiç fethedilememiş. Dışarıdan ayrı bir güzelliği var içeriden ayrı bir güzelliği var. Jodhpur'a gelme amacım zaten bu kaleyi görmekti ve kalenin içine girince, burayı rotama katmakla ne kadar doğru bir karar verdiğimi bir kez daha anlamıştım. Kaleye giriş ücreti 600 Rupi ve kale tarihini anlatan ses cihazı da veriyorlar. Gezdiğiniz yerlerin tarihte ne amaçla kullanıldığı ve tüm detayları dinleyebiliyorsunuz. Kale görsel olarak çok hoşuma gitmişti. Tarihini dinleyince daha da etkilendim. Ağzım açık bir şekilde kaleyi gezdiğimi belirtmekte fayda var :D :D

Mehrangarh Kalesi















Kale Girişinden Video :)




Kalenin ön kapısından girip arka kapısından çıktık ve yaklaşık olarak 4 -5 saat kadar kale içinde dolaştık. Büyük bir kale ve içinde de bir çok tarihi eşya var. Bu sebeple dolaşmak uzun sürüyor ve gerçekten keyifliydi. Arka kapı Jhankar Restorant'ın olduğu yere iniyordu ve buraya gelmişken, oturup bir şeyler içtik.

Saat kulesinin etrafındaki pazarlarda biraz dolaştık ve otelimize doğru yola koyulduk. Akşama yine trenler bizi bekliyordu ve Hindistan'ın başkenti olan Delhi'ye gidecektik. Bu seyahatte son durağımız Delhi şehri olacaktı ve böyle güzel sessiz bir şehir bulduktan sonra, o kıyametin içine tekrar girme konusunda pek hevesli değildim. :D :D Lakin her şeyin bir sonu var değil mi? Ne kadar seversen sev, sevdalar bitiyor. Ne kadar iyi anlaşırsan anlaş, dostluklar eskisi gibi kalmıyor, form değiştiriyor ve bitiyor. Okul bitiyor, iş bitiyor. Gün geliyor hayat bile bitiyor. Onun için elindekinin değerini bileceksin ve her şeyin elindeyken tadını çıkaracaksın. Daha sonra dönüp geriye baktığında boşa pişmanlık yaşamamak adına, keyfini çıkarmak gerekiyor hayatın. Biz de bu son saatlerimizi şehrin sokaklarında gezerek ve şehri iyice özümseyerek geçirdik.

Otelimize giderken yol üzerinde bir mekana girdik ve arkadaşlarım thali söyledi ben de Nergis Köfte söyledim. Thaliler ve köfte gerçekten muhteşemdi. Mekan da harikaydı. Tipik Hindistan sahnesi yaşıyorsunuz. Saçma sapan bir sokakta ilerlerken karşınıza bir resotran çıkıyor ve restorana girdiğinizde ortam değişiveriyor ve kendinizi acayip lüks, hoş bir yerde buluyorsunuz. Bu ülke algılarınızı alt üst ediyor. Nergis Köfte, bir çeşit bezelye köftesi ve tadı gerçekten güzeldi. Yemeklerimizi yedik, otelimize gidip çantalarımızı aldık.

Trenimiz saat 19:45'de hareket edecekti. İstasyona 1 saat önce filan vardık. Biz son trenimizin önünde beklerken, arkadaşım ileride ayakta etrafı izliyordu. Bir Hintli gelip kendisine Hintçe yol tarifi sordu. Bizimki şok oldu, 1-2 saniye sonra istasyonda olaya şahit olan herkes koptu. Diğer Hintliler, soru soran arkadaşa; soru sorduğu kişinin Hintli olmadığını açıkladılar. :D :D İşin tuhaf tarafı, aynı arkadaşa İran'da da farsça yol tarifi sormuşlardı. Ne kadar evrensel bir siması varsa, her gittiği ülkeye uyum sağlayabiliyor. Her zaman olduğu gibi yine bir kaç kişi fotoğraf çektirmeye geldi. Kırmadık gençleri, imza da verdik. :D :D

Ardından trenimize bindik. Yataklarımıza uzandık ve son şehrimize doğru yola koyulduk. Hindistan'a gidecekseniz, muhakkak tren ile yolculuk yapmalısınız. Bu konuda ısrar ediyorum. Gayet güvenli ve rahat. Küçük bir tavsiye, her zaman yataklı vagonda alt yatağı almaya çalışın. Çünkü oturup kalkması v.b her şey daha kolay oluyor. Sabah 07:00 civarı Delhi sınırlarına girdik. Girdiğimiz andan itibaren, çöpler her yerdeydi. Gittiğimiz diğer şehirler temizmiş... Delhi gördüğüm en pis şehirlerden bir tanesiydi. Trenden indik ve çantalarımızı bırakmak için otele doğru yola koyulduk. Uçağımız sabaha karşı olmasına rağmen, hem çantaları bırakmak hem de biraz olsun uyuyabilmek adına oda tutmuştuk.

Bugün son günümüz olacaktı. Mumbai'de Ghandi'nin doğduğu yeri görmüştük. Burada ise ebedi yolculuğa uğurlandığı, yakıldığı yeri ziyaret edecektik. Bir sonra ki yazımda Delhi'de ki son günümüzü yazacağım ve Hindistan yazıları böylece son bulacak. Lakin kısa bir süre içinde Mısır'a seyahat edeceğim ve ihtişamlı Mısır medeniyetinin doğduğu, ilk Türk İslam devletinin kurulduğu toprakları görme şansına erişeceğim. Bu seyahate ilişkin yazılarda seyahatten sonra sitede yerini alacak.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

2 Eylül 2018 Pazar

Jodhpur Gezisi -1

Tekrar merhaba,

Jaipur'da ki Hostel'imizde en son kahvaltımızı ettik ve trene binmek üzere istasyona doğru yola çıktık. Tuk tuk ile istasyona geçmek için 130 Rupi ödedik. Bugün ki trenimiz 7 saat civarı sürecekti. Bu 7 saatin sonunda ise en beğendiğim şehir olan Jodhpur'a ulaşmış olacaktım. Tren yolculukları içinde en düşük sınıfta yolculuk ettiğimiz tren buydu. 

Klima yok, camlar açık, her taraf toz içinde :D :D Tamamen halkla iç içe bir yolculuktu. O zamana kadar gördüğümüz en kibar ve düzgün Hintli ile bu yolculukta karşılaştığımızı zannettik. Öyle ki; hiç gözünü dikip bakmadı, bizim onca saçmalamamıza rağmen gülerken bile başını eğerek utançla güldü, bir şeyler ikram ettiğimizde kibarca aldı ve teşekkür etti, fotoğraf çektirmek istemedi, en inanılmazı da kitap filan okuyordu... O an'a kadar hiç bir ulaşım aracında kitap okuyan görmemiştim. Çocuğun saçı başı da düzgün gayet temiz birisiydi. Arkadaşlarla konuştuk, seyahatimizin en düzgün Hintlisi ödülünü tam ona uzatıyorduk ki; biletler kontrol edilmeye başlandı, biletlerimizi gösterdik. Sonra sıra çocuğa gelince anlaşıldı ki, çocuk koca vagondaki tek kaçak yolcuymuş. :D :D :D İlk istasyonda indirdiler. Biz de ödülü çantamıza geri koyduk. ''İşte Hindistan böyle bir yer'' diye özetledik konuyu ve hiç bir şey olmamış gibi camdan dışarıyı izlemeye başladık.

Saat 11:10 'da başlayan yolculuğumuz 18:00'de son buldu. Yine bir istasyon, yine bir kalabalık ve 3. tuk tuk meydan muharebesine tutuştuk. Kazanan yine tuk tukçular oldu. Kazanma ihtimaliniz yok, kendinizi tuk tukçuların güvenli kollarına bırakın ve direnmeyin. Otel'imize doğru yola çıktık ve 120 Rupi ücret ödedik. Burada kaldığımız yer gerçekten çok otantik ve güzeldi diyebilirim. Kayaların içine oyulmuş odaları, hayatımda gördüğüm en güzel kale olan Mehrangarh Kalesi manzarası, sessizliği ile benden tam puan aldı diyebilirim. Kaleye de oldukça yakın ama insanı en cezbeden şey sessizlik... Bunun ne kadar önemli olduğunu anlayamazsınız. İstanbul sessiz, çok sessiz bir şehir. İnanın ki abartmıyorum ve mübalağa etmiyorum. Otel için buraya tıklayınız.

Tren Yolculuğu





Mehrangarh Kalesi ve Mavi Şehir Jodhpur



Odalarımıza yerleştik ve akşam terasa çıkıp, kale manzarası eşliğinde yemek yedik. Bugün Thali yedim. Thali nedir? diyecek olursanız. Hint yemeklerinin küçük küçük kaselere konmuş ve 1 tepsi içinde önünüze getirilmiş hali diyebilirim. Faranjit'im ise efsane derecede artmıştı. Sanırım vücudum bunca pisliğe isyan ediyordu. Baharatlı yemeklere bir süre ara vermem gerekiyordu lakin nasıl ara verebilirsiniz ki, burası Hindistan... Baharatlar ülkesi. Baharatsız yemek bulmak imkansıza yakın!

Seyahati planlarken, ertesi gün için tamamen boş gün ayarlamıştım. Çünkü bunca seyahatin, koşturmanın ve kalabalığın bizi yoracağını tahmin etmiştim. Dinlenmenin hepimize iyi geleceğini tahmin ediyordum. Zaten Jodhpur'da gezilecek çok fazla yer yok, sadece Mehrangarh Kalesi demeye dilim varmıyor. Muhteşem bir kale olduğunu yüzlerce kez söylemek istiyorum. Böyle bir kale görmek için dünyanın öbür ucuna bile giderim. Şehrin tepesinde yükselen o güzelim surları, muhteşem taş işçiliğini anlatmak için bir sonra ki yazıyı beklememiz gerekecek. Hindistan insanı gerçekten yoruyor. Zor bir ülke. Kıyamet gibi kalabalığı olsun, bitmek bilmeyen korna sesleri olsun, trafiği olsun, satıcıları olsun, havanın kirliliği olsun, sayılacak o kadar çok şey var ki; ama diyorsunuz, ama güzel bir ülke. Çok farklı, kendine o kadar has bir dokusu ve yapısı var ki içinize işliyor. Gitmeden önce bir çok yerde duymuştum. Hindistan'ı ya seversiniz ya da nefret edersiniz diyorlardı. Ben sevdim, hem de çok sevdim. Çok şey öğretti. Sabrınız yoksa, rahatınızdan ödün vermeyi sevmiyorsanız, kuralsızlıklar sinirlerinizi bozuyorsa, yorulmak hoşunuza gitmiyorsa; nefret edeceksiniz. Bu saydıklarımın hepsi hayatın gerçekleri değil mi zaten? Bunlarla ilgili bir sıkıntınız varsa muhtemelen şu anda da mutsuzsunuzdur. Sadece Hindistan'da biraz daha fazla gözünüze sokuluyor. Hepsi bu! Gerçekler bu kadar hoşunuza gitmiyorsa gezmeyiverin Hindistan'ı, siz Avrupa gezin en iyisi. Elde edemeyeceğiniz evlerin, hayatların arasında fotoğraflar çektirip mışçılık oynayın. Gözünüzü kapayın tüm gerçeklere ve içkinizi yudumlayın. Hayat sahnesinde adı ''mutluluk'' olan dram türünde bir tiyatro sergileyin seyircilerinize, yüzünüzde akan makyajınız ve kahkahalarınız ile ... 

Mutluluğu hep uzaklarda, başkalarının gözlerinde arayın, hiç bir zaman ailenize ve sizi sevenlere dönüp bakmak aklınıza gelmesin! Mutluluk insanın içindedir. Bazen bir sofrayı paylaştığın aile üyelerinin yüzlerindeki bir bakışta, bazen de fakirlikten kırılan bir ülkede, sokakta oynayan çocuğun gülen gözlerinde gördükleriniz ile büyür ve alevlenir. Size de o alevi söndürmeden ne kadar uzun süre yaşatabileceğinizin tatlı endişesi kalır. Size Avrupa'ya seyahat etmeyin demiyorum ama fakir ülkelere de gidin ve gezin. Onların sizin turistik ziyaretlerinize, Avrupalılardan çok daha fazla ihtiyacı var. Bir satıcı sizi dolandırmaya çalıştığında kızmayın, aksine neşelenin. Bu bir oyun yahu, fiyatı sen aşağı çekeceksin, o yukarı çekecek. Bunda kızacak hiçbir şey yok. En kötü almazsınız olur biter. Söylemek istediğim şu ki, rahatınızı bozun. Sizi daha da rahatlatacak seyahatlerden, hiçbir şey öğrenmeden, geçici bir mutluluk yaşayarak, mutsuz bir şekilde dönersiniz... Mutsuzluğunuz da zaman geçtikçe büyür. İyiyi görelim ama kötüyü de görelim ki; ülkemizin değerini bilelim. İktidarlar gelir geçer, ömür bile geçiyor, hiçbir şey baki değil. Tek baki olan şey değişim...

Her neyse gece yattık ve sabah dilediğimiz bir saatte uyandık. Çünkü şehir sessiz, şehir güzel, sokaklar dar ve kalabalık diğer şehirlere nazaran neredeyse yok. Sabah uyandım, terasa çıktım ve zencefil çayı içtim. Boğazıma iyi gelmesi için tuzlu su gargarası yaptım. Kahvaltı olarak yumurta yedim. Sonra biraz daha dinlendim ve akşam üzerine doğru arkadaşlarla sokaklarda dolaşmaya çıktık. İnanılmaz derecede bazı sokaklarda kimsecikler yoktu. Bu şehri ben çok sevdim ve bugüne gerçekten ihtiyacımız varmış. Daha önce ki araştırmalarımdan edindiğim bilgilere istinaden Jhankar isimli bir restorana gittik. Buraya thali yemek için gelmiştik fakat artık thali yapmıyorlarmış. Biz de normal yemeklerinden yedik ve çıktık. Biraz hayal kırıklığı oldu. Pazarı gezdik, saat kulesinin etrafında dolandık. Pazarda ki sariler inanılmaz derecede ucuzdu. Yerde kadınların sattıklarının fiyatları 200 Rupi filandı. Bu pazarda baharat da bulabilirsiniz. Ben o anlarda boğazımdan ötürü baharat dahi görmek istemiyordum. :D :D :D

Ardından otelimize gittik. Huzur dolu terasımıza çıktık ve yine zencefil çayı içtim. Boğazlarım daha iyi olmuştu. Faranjit'iniz varsa baharat konusuna dikkat edecekmişsiniz, Bunu da öğrenmiş olduk. Gecenin ilerleyen saatlerinde odalarımıza geçtik ve sessizliğe minnet duyarak uykuya daldık. 

Ertesi sabah muhteşem bir kaleye gidecektik. Tarihte hiç fethedilememiş, gerçekten sanat eseri denebilecek güzellikte bir kale; Mehrangarh Kalesi... Thali yemek için burnumuzun dibinde, harika bir restoran daha keşfedecektik. Sokaklar yine bizi bekliyordu. 

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

25 Ağustos 2018 Cumartesi

Jaipur Gezisi - 2

Herkese selam,

Yazıya başlamadan önce meşhur Sangam filminden aşağıdaki şarkıyı açın ve kulaklarınızın pası silinsin. Sangam isimli filmi izlemediyseniz de muhakkak izlemenizi öneririm. Türk ve Dünya sinemasında o dönemlerde çekilen neredeyse tüm filmlerin klişe sahneleri, senaryoları bu filmden alıntıdır. Buyurun;



Sabah yine erkenden kalktık ve kahvaltımızı ettik. Hani müslüman olan eleman vardı ya; o eleman vaktinde gelmedi. Ben de hemen başka bir tuk tuk ile anlaştım. Tüm gün için 600 Rupi'ye anlaştık. Gayet uygun bir fiyat olduğunu belirtmek isterim.

Bugün şehrin dışında bulunan tarihi yapıları ziyaret edecektik ve tüm gün tuk tuk üzerinde olacaktık. Bu nedenle tuk tuk kiralamak önemliydi. Normalde ilk gideceğimiz yer için tuk tuk fiyatı 500 Rupi filan tutuyordu... İlk durağımız, dillere destan Amber Kalesi'ydi. Kale'ye sabah erken saatte gitmemizin sebebi, fil ile çıkılabiliyormuş ve sınırlı olduğu için çıkamama ihtimalimizi minimize etmekti. Fakat bizim gittiğimiz dönemde fille çıkış yapılmıyormuş. Tabana kuvvet tırmandık kaleye doğru. Bu kale çok hoşuma gitti. Zaten Hindistan'a gitmeden önce sürekli olarak rüyalarıma filan da girmişti. :D :D O an'a kadar gördüğüm en güzel kale Amber Kalesi olmuştu. Kalenin içinde Türk bir tur kafilesi ile karşılaştık. Rehber'in peşine takıldık. Dinleye dinleye gezdik. Kale tarihini okumuştum lakin, ''beleş rehber baldan tatlıdır.'' diye bir atasözümüz vardı galiba değil mi? Yok muydu? Vardı, Vardı... Amber kalesini gezdikten sonra tekrar tuk tuk'umuza atladık ve bir sonraki durağımız olan, Nahargarh Kalesine gittik.

Amber Kalesi






Nahargarh Kalesi




Bu kale şehri yukarıdan görebileceğiniz en güzel yer diyebilirim. Tüm şehir ayaklarınızın altına seriliyor. Jaipur için pembe şehir diyorlar fakat o kadar tepeden baktım, neresi pembe bir türlü anlayamadım. Bunu söyleyen renk körü filan mıydı acaba? Bu arada, 2 kale arasında gerçekten mesafe var ve bu kaleye çıkmak için tırmanış gerekiyor. Bizim tuk tuk yarı yolda tıkandı kaldı, şoför zorla yukarıya çıkarttı. Şoför, tuk tuk'u bir kullanıyor, bir kullanıyor. Akıllara zarar diyeceğim ama o zamana kadar alışmış olmamız gerekiyordu. Artık Allah'a emanet gittik... Aşağıdaki fotoğrafta pamuk prenses gibi uyuyan adamın, bir trafik cengaveri olduğuna kim inanır? Off iğrenç espriler yapmak geliyor içimden kendimi çok zor tutuyorum ama sizin de aklınıza gelmiştir. Hani Kadir'li filan olan... Keh Keh Keh

Pambık Premses Ruhlu Şoför, Beyaz Tuk Tuk'lu Mihracesini Beklerken


Bu kalenin ardından Jal Mahal isimli kaleyi görmeye gittik. Fakat bu kaleye giremiyorsunuz, sadece gölün ortasında ve fotoğraf çekebiliyorsunuz. Bu saymış olduğumuz tüm kale girişleri de dün aldığımız, 2 günlük çoklu giriş biletine dahildi. Bu kalenin ardından Govind Dev Ji isimli tapınağa gittik. Bu tapınakta günde 7 defa aarti töreni düzenleniyor. Tapınak Lord Krishna'ya adanmış. Yani Hinduizm'in en büyük tanrılarından birisine ve sürekli kalabalık. Biz saat 17:30'da olan törene katıldık ve video çektim. Aşağıda izleyebilirsiniz. Anlatmaya gerek yok. Vay şöyle olmuş, böyle olmuş konuşmam... Tek kelimeyle özetlemek gerekirse; '' Tuhaf'' diyebilirim. Bana çok farklı geldi.

Jal Mahal


Govind Dev Ji Tapınağı İbadet



Hostelimize dönerken, artık Hint yemeklerindeki baharat, klima, kirli hava ve gazlı içecekler nedeniyle yanıp tutuşan faranjit'imi sakinleştirmek adına makarna ve yoğurt aldık. Yoğurt aldığımız yerden, yoğurt alabileceğimiz aklımın ucundan geçmezdi. Acayip bir dükkandı. Yoğurtları çok sulu ve poşetin içinde satıyorlar. Hijyen mi? Yahu siz hala orada mısınız? Biz hijyeni yedik bitirdik... Breh Breh! Makarnamızı, hostelin mutfağındaki tencerelerden birinde haşlamadan önce tencereyi öyle bir yıkadım ki, tencere tencere olalı öyle temizlenmemiştir. Makarnamızı da kapalı su da haşladık. Musluktan akan su'da Hintliler bile yemek yapmıyor ama o acayip dükkandan satılan yoğurdu herkes yiyordu. Hintliler çok acayipler, su içerken şişeyi ağızlarına dokundurmuyorlar ama sokakta toz toprağın içinde pişen her şeyi yiyorlar. O akşam uzun bir süredir, baharatsız bir şey yemiş olmanın verdiği rahatlama ile uykuya dalacaktım ki, odamıza bir İngiliz eleman geldi!

İsmi Joe'ydi. Çocuk enerji patlaması yaşıyordu. 2 aydır Hindistan'da geziyormuş. Kısa bir süre sonra dönecekmiş. Brezilya'da hosteldeyken soyulmuş. Favela'ya girince telefonunu çalmışlar, çıkarken başkası geri getirmiş. Bu arada favela, Brezilya'da çetelerin yönettiği mahallelere verilen isim oluyor. Çocuk enerji bombası çıktı. 1,5 saat filan nefes almadan hayat hikayesini anlattı. Sonuç olarak; İngiltere'ye gidince bizim kalacak yerimiz, Türkiye'ye gelince de onun kalacak yeri oldu. :D D O gece çantalarımızı topladık. Ertesi sabah en çok merak ettiğim diğer şehir olan Jodhpur'a geçecektik. Bu yolculukta en ucuz tren bileti sınıfını almıştım. 3 kişi için toplamda 420 Rupi ödemiştik. Ne kadar ucuz olduğunu siz düşünün.

Tren yolculuğu nasıl geçecekti? Yeni şehir umduğumuz gibi çıkacak mıydı? Hayatımda gördüğüm en muhteşem kale bizi mi bekliyordu? Bir sonra ki yazı da hepsini yazacağım. Şimdilik hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

19 Ağustos 2018 Pazar

Jaipur Gezisi - 1

Merhaba,

Geldik Jaipur'umu anlatmaya. Özetle, Hindistan'da bir şehir ne kadar güzel olabilirse o kadar güzel bir yer. Gönlüme taht kurmuş 2 şehirden birisi Jaipur. Neyse başlayayım;

Sabah erkenden kalktık, güzel bir kahvaltı yaptık. Burada hostel'de kalıyorduk ve ücrete kahvaltı da dahildi. Kahvaltısı güzeldi. Özellikle sebzeli paratha bir harikaydı. Dün gece trende yediklerimden sonra karnım ağrısa da tedbirli bir şekilde parathayı mideye indirdim. 

Bugün ki plan şehir içindeki yerleri gezmekti. İlk önce hostel yakınındaki Jantar Mantar'a gittik. Bugün ve yarın bir çok yer gezeceğimiz için 2 günlük 1000 Rupi tutarında, neredeyse tüm gezeceğimiz yapılara giriş sağlayan çoklu bilet aldık. Ben çoklu almak istemiyorum derseniz, 1 kaleye girmek için bile 500 Rupi ödeyeceğinizi düşünürsek, ne kadar karlı bir iş olduğunu tahmin edebilirsiniz. İlk durağımız Jantar Mantar astrolojik olayları izlemek ve değerlendirmek için dönemin Mihracesi tarafından yaptırılmış. İçeride bir sürü yapı var ve girince anlamanız bir hayli zor oluyor. Onun için 200 Rupi'nize kıyarak bir rehber tutmanızı tavsiye ederim. Rehber anlatınca, o şekillerin ve yapıların ne işe yaradığını anlıyorsunuz. Güneş saatleri, ay saatleri, hangi ayın kaç gün süreceğini gösterir mekanizmalar, burçların takım yıldızlarını gözlemleme yerleri de dahil, insanı gerçekten etkileyen yapılar var. Anlamak için rehber tutmak şart. Hatta kapıda 3-4 kişi birleşerek, 1 rehber tutabilirsiniz. Bu şekilde kişi başı 50-70 Rupi arası bir şey ödemiş olursunuz.

Jantar Mantar Güneş Saati (Bu saat saniye şaşmıyor. Elimizdeki telefonlardan çok daha güvenilir. Tabii güneş varken :D :D )


Jantar Mantar'dan çıktığımızda, aldığımız bilet ile giriş yapabileceğimiz Isarlat Sargasooli isimli bir minare benzeri yapıya gittik. Burası şehirdeki en yüksek yapılardan birisi ve şehri yukarıdan görebiliyorsunuz. Normal planımızda yoktu ama yakın ve bilete dahil olması sebebiyle buraya çıktık ya da tırmandık. Dön, dön, çık, çık bitmiyor ama çıkınca değdiğini anlıyorsunuz. Tüm şehir ayaklarınızın altına seriliyor. Burada biraz şehri izledik ve yine yürüyerek Hawa Mahal'e gittik.

Bu saydığımız yerler arası yürüyerek yaklaşık olarak 5 dk filan sürüyor. Gerçekten çok yakın ve rahatlıkla gezilebiliyor. Hawa Mahal, Lord Krishna'nın tacı şeklinde yapılmış. Görsel olarak etkileyici bir güzellik sergiliyor. Gördüğünüz diğer yapılardan çok farklı, zamanında kraliyet kadınlarının halk arasında gezmesi yasak olduğu için, içeride kalanların dışarıdan gözükmeden, şehrin ana caddesini izlemesi amacıyla inşa edilmiş. İçinin dışı kadar etkileyici olmadığını belirtmem gerekiyor. İçeriye girdik ve gezdik. Burasının en üst katı da şehri yukarıdan görmenizi sağlıyor fakat Isarlat'ın daha yüksek olduğunu belirtmeliyim.

Hawa Mahal


Hawa Mahal'den çıkarak, bugün ki son durağımız olan Maymun Tapınağına doğru gitmek üzere Tuk Tuk tuttuk. 100 Rupi'ye Maymun Tapınağının ön kapısına gitmek üzere anlaştık ve yollara düştük. Yola çıktığımızda her yerde müzikler çalıyor, ücretsiz yemekler dağıtılıyordu. Bu olaylar akşam ki olayların ön adımlarıymış meğerse... Tapınağın ön kapısında indik. Burada bildiğin dağın önüne iniyorsunuz. Hani tapınak nerede demeyin, önünüzdeki dağı tırmanıp, 15-20 dk yürüdükten sonra tapınağa ulaşaksınız. Tuk tuk'tan iner inmez. Etrafınızı ''rehberler'' sarıyor. Sizi güvenli bir şekilde tapınağa götürebileceklerini ve yol üzerinde çok fazla maymun olduğunu, size saldıracaklarını söylüyorlar. Bunlara kulak asmayın. Yol üzerinde yaban domuzu, inek, keçi, köpek, haddinden fazla maymun var, doğrudur. Fakat tehlikeli filan değil. Sadece tırmanma sebebiyle biraz yorucu olduğunu belirtmeliyim. Şu kuralı unutmayın; Maymun Varsa, Yiyecek Yok! Maymun olan yere yiyecek götürmeyin, aksi taktirde o yiyecekleri elinizden alırlar...

Maymun Tapınağı





Tepelerin arasından yürüdük, yürüdük... Tapınağa gidenlerin ilahileri eşliğine yürümeye devam ettik. En son tapınağa ulaştığımızda, kutsal havuza girip çıkan onlarca insan gördük. Biraz aşağıdaki tapınağın birisinde ise süslemeler filan bir sürü insan oturuyordu. Bir grup ilahi ve şarkılar söylüyorlardı. İçeriye girdik ve oturup bu şarkıları dinledik. Hint kıyafetleri içinde adamın birisi taht üzerinde oturuyordu, insanlar ayaklarına kapanıyor, ellerini filan öpüyorlardı. Ben şok olmuş bir halde izliyordum. Din dediğimiz şeyin insanı ne hallere soktuğunun, en açık örneği önümüzde sergileniyordu. Tabi o kadar insanın aynı anda inanıyor ve ibadet ediyor olması da ortama farklı ruhani bir hava katmıyor değildi... Biraz huzurla içeride oturduk, olayları gözlemledik. Arkadaşlarım oradaki bir din adamı ile muhabbet ettiler. Ben yine izlemeye devam ettim. Ardından tapınaktan çıktık ve aynı yolu tekrar yürümeye başladık. Sonunda ön kapıya vardık, Tuk Tuk tuttuk ve şehre geri döndük. Arka kapı neresi? diye soracak olursanız. Bu tapınakların bulunduğu bölgede otopark var ve arka kapı burada bulunuyor. Yani o yürüyüşü yapmanıza gerek kalmıyor ama 500-600 Rupi fiyat çekiyorlar. Hiç o kadar para veremezdim. Çok uzak olmasa tapınağa da yürürdüm. Zaten sessizliğe hasret kalıyorsunuz, bu nedenle yürüyüş size de iyi geliyor.

Hostel'e döndük ve bir şeyler alarak yataklara uzandık. 1-2 saat sonra arkadaşımız tek başına dışarıya çıktı ve 30-40 dk sonra geri döndü. ''Dışarıda filler filan var, hadi yatmayın gelin.'' dedi. Hemen dışarıya fırladık ve o kıyamet gibi trafikte olan şeylere fillerin de eklendiğini gördük. İleride polislerin kapattığı ana caddeye girdik. Seslerin geldiği yöne doğru yürümeye başladık. Binlerce Hintli sokaklara dökülmüş, ellerinde bayraklarla dans ediyorlardı. Biz ne olduğunu anlamadan, bizi de dansın içine çektiler. Dans ettikten sonra yola devam etmeye başladık. Her yerde gruplar halinde insanlar, farklı müzikler eşliğinde dans ediyorlardı. Her grup bizi içine çekti diyebilirim. Biraz orada oyna, yola devam et, biraz burada oyna şeklinde süren yolculuğumuz, karşıdan gelen atlar tarafından kesildi. Kenara çekildik ve bir binanın üstüne yüzlerce insan, ellerinde mumlar ile ilahiler söylemeye başladı. 5-10 manyak da kocaman bir ateş tasını ellerine almışlardı. Öyle bir sallıyorlar ki, üzerlerine devrildi devrilecek derken, ne hikmetse devrilmedi. Atlar geçti, kafalarının üstünde ateşler taşıyan kadınlar geçti, karnaval misali bir dünya insan geçti önümüzden. Müzikler, danslar, elbiseler, şarkılar, ilahiler. İnanılmaz bir görsel şölendi. Oradan birisine sorduğumda Rama'nın doğum gününü kutladıklarını söylediler. Rama tanrılarıymış. Rama, tanrı Vishnu'nun 7. avatarıymış ve Hinduizm'de en önemli tanrılardan bir tanesiymiş. Hinduizmin destanlarından birisi olan Ramayana, bu tanrı hakkındaymış. Tabi biz bu olayla karşılaşacağımızı giderken bilmiyorduk. Bu olay tamamen tesadüf eseri gelişti ve mükemmel de oldu. O gece çok eğlendik. Gecenin ilerleyen saatlerinde hostelimize geri döndük. Yatağıma uzandığımda, kulağımda ''Bacarrooo, Bacarrooo'' kısmını hatırladığım bir dans müziği çınlıyordu.

Rama Navami olarak adlandırılan Tanrı Rama'nın doğum gününden kısa kısa videolar





Bunca fakirliğin içinde, bunca yokluğa rağmen, nasıl hunharca dans ettiklerini anlatmaya çalışsam kelimeler yetmeyecek. Onun için video paylaştım. Sanki Bağcılar'da kına gecesine katılmışım gibi, oynayanların hiç dertleri tasaları yokmuş gibi, fakirlikten iki yakaları bir araya geliyormuş gibi hunharca dans ettiler. Din cidden bir afyon. Artık buna kesin olarak katılıyorum. Toplumları zapturapt altında tutabilmek için kullanılan bir araç. Şahsi görüşüm Tanrı ile insanın arasına hiçbir şeyin giremeyeceği yönündedir. Dini, din adamlarından değil, din kitaplarından öğrenin. Kuran-ı Kerim'de ''OKU'' diye başlamıyor mu? Okuyun, Okuyun, Okuyun... 

Biraz sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

12 Ağustos 2018 Pazar

Agra Gezisi - 2

Merhaba,

Sanırım dünyanın en rahat yatağında uyandım. Hindistan'a geldiğimden beri bu kadar rahat bir yatakta yatmamıştım. Sabah 06:00 gibi yollara düştük. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte Taj Mahal'in kapısında olmak istiyorduk. Tuk tukçumuz tam vaktinde geldi ve bizi Taj Mahal'e götürdü. Taj Mahal giriş ücreti 1000 Rupi... Çok pahalıydı ama değer, gerçekten değer.

Biletlerimizi aldık kapıdan içeriye girdik ve bahçeyi geçtikten sonra Taj Mahal'i karşıdan gören bir kapıya doğru yöneldik. Kapı 2 kemerli ve ortası karanlıktı. İlk kemerden geçiyorsunuz, ortalık kararıyor ve diğer kemerin ucunda gözüken tek şey; bembeyaz Taj Mahal... Siz ilerledikçe büyüyor, büyüyor, büyüyor ve muhteşem bir mimari yapı çıkıyor karşınıza. Bahçesi gerçekten etkileyici. Taj Mahal'e yaklaştıkça ne kadar görkemli olduğunu biraz daha anlıyorsunuz. Biz oradaki banklara oturduk ve bir süre izledik.

Ardından içine girdik. Yapının içinde Mümtaz Mahal ve Şah Cihan birlikte yatıyorlar. Taj Mahal'e nereden bakarsanız bakın diğer yarısının bir kopyasını görüyorsunuz. Mükemmel bir simetrisi var. Bahçesinde ise tipik İran bahçe düzenlemesini görüyorsunuz. Uzun bir havuz,, sonu nihai yapıya çıkıyor. Kuş sesleri, ağaçlar ve huzur. Hepsi bir arada. Tabii böyle bir güzelliği bulunca hemen ayrılmak olmaz. Taj Mahal'in yan tarafına bağdaş kurduk, bir süre oturduk. Sanırım 1 saatten fazla orada öylece güneşin doğuşunu ve Taj Mahal'in duvarlarındaki renk oyununu izledik. Gerçekten görülmeye değer bir yapı olduğunu tekrar belirtmek isterim.

Taj Mahal




Taj Mahal Video



Taj Mahal'den saat 09:30 gibi çıktık. Otelimize geri döndük. Tuk tukçu amca bizi satmak istedi. Ben de eğer satarsa 900 Rupi olan tutardan 100 rupi keseceğimi söyledim. Mırın kırın etse de kabul etti, parasını verdim. Otelde hayvan gibi kahvaltı ettik. Sanırım adamlar, dünya üzerinde herhangi bir insan evladı 3'lüsünün bu kadar ekmek yiyebileceğini ilk defa görüyorlardı. Ekmek de öyle değişik bir şey değil hani, bildiğin kızarmış ekmek... Neden o kadar çok yedik ? Vallahi bilmiyorum, yedik işte :D :D :D Yemeğin ardından odamızdan çıktık ve 100 Rupi'ye anlaştığımız bir tuk tuk ile Agra Fort tren istasyonuna gittik.

Agra Tren İstasyonuna Giderken



Tren saatimiz 17:40'daydı. 21:00 gibi yeni şehrimiz Jaipur'a ulaşmış olacaktık. Benim bu tatilde en çok merak ettiğim 2 şehirden 1 tanesi Jaipur'du. Bu tren de Chair Car yani first class koltuk almıştık. Klimalı, yemek filan verilen tipte bir yolculuk olacaktı. Trene bindik. Adamlar bir yemek verdiler, bir yemek verdiler, anlatamam. Sandviç ve atıştırmalık bir şeyler + çorba ve kraker + 2 çeşit sıcak yemek, pilav ve ekmekten oluşan bir menü + dondurma... Ben bunların hepsini yedim. Yine olsa yine yerim. Pişman değilim. Şu anda değilim ama o akşam çok pişman olmuştum. Karnım bir ağrıdı, bir ağrıdı ki offf :D :D Tabii bu ağrılar hostele girince başladı. Trende sadece bir şişkinlik vardı. Sanırım biraz gaza gelmişim. O son dondurmayı yemeyecektim...

Her neyse Jaipur'a vardığımızda saat 21:00 civarındaydı. Tuk tukçular her zaman ki gibi üstümüze çullandı. İçlerinden bir tanesi öyle ısrarcı davrandı ki ''tamam ulan tamam'' moduna geldim. 130 Rupi'ye hostele gitmek için anlaştık. Bu tuk tuk yolculuğunda aklımda kalan tek şey; arkada 3 kişi oturuyoruz, sol tarafta ben, ortada taichom, en sağda ise Murat... Bir ara yolda giderken kafamı sağ tarafa döndüm... Bir de ne göreyim! Yanda giden kocaman otobüsün, sol sinyal lambası bizim Murat'ın ağzına girmek üzere. Biz bunu görünce resmen koptuk. :D :D Tuk tuk çok maceralı bir şey, sürekli kelle koltukta gidiyorsunuz. Bizim tuk tukçu eleman ''bro tüm gün tuk tuk lazım olursa ben sizi 650 Rupi'ye gezdiririm, kesin bana haber ver.  .... bu da telefon numaram'' filan dedi. Ben de ''Yarın'dan sonraki gün saat 09:00'da hareket ediyoruz. 09:05 olduğunda, hostelin önünde olmazsan, biz başka birisini buluruz'' dedim. O da kabul etti.

Hostelimize girdik ve check-in işlemlerini tamamladık. Yatağa uzandım, işte tam o sırada karın ağrım başladı. Ölümcül bir ağrı değildi, o kadar çok yemeği karıştıran herkesin karnında meydana gelmesi beklenen kadar bir ağrıydı. Arkadaşların ağrısı olmadı çünkü hiç birisi ''ayı'' gibi yememişlerdi. Velhasıl uykuya daldım. Planım ertesi gün yakın çevreyi yürüyerek gezmekti.

Gündüz planımızı uygulayacaktık ama akşam bizi ne maceralar bekliyordu? Bir tanrının doğum günü nasıl kutlanırdı? Hiç beklemediğin bir anda dansın içine çekilip, binlerce Hintli ile dans etmek nasıl bir duyguydu? Bu detayları ise bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Haftaya görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

Mısır Vizesi Nasıl Alınır?

Herkese merhaba, Kısa bir süre önce Mısır seyahatimi tamamladım ve ülkeye döndüm. İlk olarak vize süreci ve evrakı hakkında bilgi vermek i...