12 Şubat 2018 Pazartesi

2018 Yılı Hindistan Vizesi Nasıl Alınır?

Herkese Merhaba,

Kısa bir süre sonra Hindistan'a seyahat edeceğim. Bu nedenle çok heyecanlı ve mutluyum. Bir kaç gün önce vizemi aldım. Hindistan TURİST vizesi alırken talep edilen evrak ve yaşanan süreci en güncel haliyle paylaşmak istedim. İstanbul'da yaşıyor olmam sebebiyle başvurumu İstanbul Konsolosluğu'nda gerçekleştirdim. 

Öncelikle turist vizesi almak için ilk yapacağınız işlem online vize başvuru formu doldurmak olsun. Başvuru formuna ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Form İngilizce ve sorular zor değil. Google translate kullanarak rahatça cevaplayabilirsiniz. Ben formu doldururken hiçbir sıkıntı yaşamadım fakat bir arkadaşım formu doldururken sistemden hata almış ve doldurduğu tüm bilgiler boşuna gitmiş. Bu nedenle formu doldururken ''Save and Exit'' (kaydet ve kapat) yapabilirsiniz. Sistemden atıldığınızda veya yukarıdaki işlemi yaptığınızda işlemlere devam edebilmek için sistemin size verdiği Application ID'yi muhakkak bir kenara not edin. Bu numara sayesinde buradaki linkten yarım kalmış olan formunuzu doldurmaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

Formu doldurduğunuzu ve son adıma geldiğinizi varsayıyorum. Son adımda sizden fotoğraf talep edecek. Burada önemli bir husus var. Bu talep edilen fotoğraf ile konsolosluğa vereceğiniz fotoğrafın aynı olması gerekiyor. Onun için 5x5 ölçülerinde fotoğraf çektirin ve formu doldurmadan önce bilgisayarınıza bu fotoğrafı kaydedin. Ben fotoğraf çektirdiğim yerden rica ettim ve mail olarak ilgili vize fotoğrafını gönderdiler. Fotoğrafı da sisteme kaydettikten sonra sizi son adıma yönlendiriyor. Son adımda ise randevu tarihi alıyorsunuz. Ben tarih aldığımda 2 hafta sonrasına tarih vermişti. Tarihi aldıktan sonra size formun son halini gösteriyor. Formu kaydedin ve sağ tarafında tarih yazılı olduğu şekliyle çıktısını alın. Tarih ve saat yazılı olmayan formlar kabul edilmiyormuş. Randevu tarihi ve saati olmayanlar form ile birlikte konsolosluk kapısına gittiğinizde, tarih ve saat yazılı form çıktısı almanız talep edilebilir.

İlgili formu doldurduktan sonra aşağıdaki evrakı tamamlayarak konsolosluğa gidebilirsiniz. 

-  Online vize başvuru formu 
-  2 adet 5x5 ölçülerinde vize fotoğrafı
-  Seyahat tarihinden itibaren en az 6 ay geçerli orijinal pasaportunuz ve pasaportun ilk sayfasının fotokopisi
-  Arkalı önlü nüfus cüzdanı fotokopisi
-  Son 3 aylık hareket dökümünü gösterir, 5000 TL bakiyeli şubeden alınmış banka hesap özeti
-  İkametgah Belgesi ( e devlet çıktısı kabul ediliyor)
-  Gidiş / Dönüş uçak bileti
-  Otel rezervasyonları
-  Varsa eski pasaportunuz
-  Vize başvuru ücreti olarak 103 $ ( Amerikan Doları ) 

Evrakı tamamladığınızda randevu saatinizden 15-20 dk önce konsolosluğun kapısında bulunmanız gerekiyor. Herkesi içeriye sırayla alıyorlar ve konsolosluk Elmadağ'da Garanti Bankası şubesi ile Kahve Dünyası'nın hemen arasındaki sokakta. Açık adres isteyenler için; Harbiye Mahallesi, Cumhuriyet Cd. Dortler Apt. No:42 D:11-12, 34367 Şişli/İstanbul

Evrakı hazırladığınızda randevu günü ve saatinizde konsolosluk kapısında hazır bulunun. Elinizdeki formun sağ tarafında yazan saat bilgilerine göre sizi içeriye alacaklardır. İçeriye girdiğinizde 6. kata çıkıyorsunuz. 6. katta telefonunuzu teslim ediyorsunuz ve konsolosluğa giriyorsunuz. İçeriye girerken bir sıra numarası alacaksınız. Sıra numarası aldığınızda elinizdeki evrakı konsolosluk çalışanlarının istediği sırayla dizmeniz gerekiyor. Bu sıralamaya ilişkin orada masanın üzerinde kağıtlar mevcut. Hangi sıraya göre dizileceği orada açıkça belirtilmiş. Evrakı düzenledikten sonra sıra numaranız geliyor ve evrakı teslim etmek üzere gişeye gidiyorsunuz. Evrak kontrol ediliyor ve 103 USD ücret alınıyor. Ücret maalesef ki çok yüksek... 

Evrakı teslim etmenizin ardından hemen yandaki gişeden bir kaç dakika sonra isminiz okunuyor ve fotoğraf / parmak izi işlemleriniz tamamlanmak için işlem yapılıyor. İşlemler tamamlandığında üzerinde pasaportunuzu teslim alacağınız tarih ve saatin yazılı olduğu bir fiş veriliyor. Bu fiş ile herhangi bir kimse gelip pasaportunuzu ilgili gün ve saatte konsolosluktan teslim alabiliyor. Fişi kaybederseniz, şahsınızın gidip alması gerekiyormuş. Pasaport teslim süreleri çok yakın bir tarihe veriliyor. Mesela geçtiğimiz hafta Cuma günü evrakımı teslim ettim ve bugün vize basılmış haliyle pasaportumu konsolosluktan aldım.

Hindistan vizesi almak çok kolay ve yukarıdaki adımları uygularsanız hiçbir sıkıntı yaşamazsınız. Ben ve arkadaşlarım sıkıntı yaşamadık.

Ek bilgi olarak konsolosluk sizden çalıştığınıza dair herhangi bir şirket evrakı talep etmiyor. Turist vizesi için boşu boşuna şirket evrakı ile uğraşmanıza gerek yok. 

Vize evrakı, ücreti ve konsolosluk ile ilgili tüm problemleriniz için Hindistan Konsolosluğu Resmi İnternet Sitesine buradan ulaşabilirsiniz. Vize ücreti ve talep edilen evrak zamanla değişiklik gösterebilir. Kontrolü elden bırakmamakta fayda var. Hatta en net bilgiyi konsolosluğu arayarak öğrenebilirsiniz. Ben vize başvuru sürecimde özellikle şirket evrakı hazırlayıp hazırlamamak konusunda çok ikilemde kaldım. Tüm soru ve sorunlarınız için konsolosluk ile iletişime geçmekten çekinmeyin. 

Seyahatimi tamamladıktan sonra gezdiğim şehirler ve anılarımı yine blogumda paylaşacağım. 

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO



4 Şubat 2018 Pazar

Bakü Gezisi - 1

Azerbaycan'a uzun bir süredir gitmeyi düşünüyordum fakat bir türlü fırsat olmamıştı. Ucuz uçak bileti bulduğumda da hemen satın aldım ve aralık ayında Bakü'ye gittim.

Azerbaycan Havayolları ile İstanbul / Bakü gidiş dönüş uçak biletini 300 TL'ye aldım. Uçuş yaklaşık olarak 2 - 2,5 saat civarı sürüyor. İstanbul'dan kalkışta biraz rötar oldu. Uçak normal saatinde kalksaydı eğer Haydar Aliyev Havalimanında 3 saat arkadaşlarımı bekleyecektim. Rötar sayesinde neredeyse aynı anda havalimanına indik diyebilirim.

Otelin Bulunduğu Sokak



:D :D :D 

Sümük = Kemik

Terevez =  Sebze

Haydar Aliyev Havalimanı 


Azerbaycan bizden vize talep ediyor fakat havayolu ile ulaşanlar için Haydar Aliyev Havalimanında vize alınabiliyor. 10 $ karşılığında vizenizi pasaporta 2-3 dk gibi kısa bir sürede basıyorlar. Vize almak çok kolay ve basit. Gitmeden önce internette yaptığım araştırmalarda pasaport fotokopisi ve fotoğraf da talep ettiklerini okumuştum. Hatta konsolosluğu arayıp bilgi aldığımda da evrakı teyit etmiştim. Fakat vize masasında doldurduğunuz bilgi formu, pasaport ve 10 $ haricinde ek bir belge talep etmediler. Diğer hiçbir yolcudan da başka bir belge talep ettiklerini görmedim. Bilgi formunu havalimanında veriyorlar. Kısaca bilgiler var ve doldurması hiç zor değil, çünkü Türkçe :D :D Azerbaycan Türkçesi ama anlıyorsunuz.

Vizemi aldıktan sonra pasaport kontrolü için sıraya girdim. Pasaport kontrolünde biraz problem yaşadım çünkü teknik bir sıkıntıları varmış ve beklemek zorunda kaldım. İyi ki de beklemişim. Tüm pasaport polisleri kadındı. Herkes gidip bir tek ben kalınca başıma 3 tane pasaport polisi geldi ve muhabbete başladık. 10-15 dk kadar muhabbet ettik. Hayatımda gördüğüm en samimi pasaport polisleriydi diyebilirim. Şuana kadar yaşadığım ülkeye giriş maceralarından en eğlenceli olanı buydu. Bu güzel insanlarla muhabbet etmek, şimdiden can Azerbaycan gezimin ne kadar eğlenceli geçebileceğinin sinyallerini veriyordu.

Ülkeye giriş yaptım ve havalimanı dış hatlar çıkış kapısından çıktığımda otelin bizi alması için gönderdiği şoför ile tanıştık. Onunla da muhabbet etmeye başladık. Türkiye'ye defalarca gelmiş. Bizim bütün Türk sanatçıları biliyor. Biz muhabbet ederken arkadaşlarımın uçağı da iniş yaptı ve yanımıza ulaştılar. Bu arada Haydar Aliyev Havalimanı gerçekten çok güzel, temiz ve düzenli bir havalimanıydı. Onlarda bunu farketmiş olacaklar ki şok halindelerdi. Şoförümüzün aracını görünce de iyice uçtuk diyebilirim. Bizi mercedes marka bir araçla almaya gelmişti. 4 kişi için toplamda 25 manat ücret ödedik.

Sevgili şoförümüz bize gecenin körü olmasına rağmen ve anlaşmamızda olmamasına rağmen Bakü şehir turu yaptırdı. Beklediğimden çok çok güzel bir şehir ile karşılaştığımı belirtmeliyim. Moskova'yı ve Belgrad'ı biraz andırıyor. Kocaman caddeleri, estetik binaları, geniş kaldırımları, Hazar gölü manzarası ve muhteşem parkları ile Bakü çok güzel bir yer.

Gece saat 02:00 civarı otelimize ulaştık. Harita üzerinde de çok merkezi bir yerde olduğunu görmüştüm ve ona göre fiyat/fayda dengesine istinaden burayı tercih etmiştim. Otele gidince bir kez daha ne kadar iyi bir karar verdiğimi anlamış oldum. Kaldığımız otel için tıklayınız. Konakladığımız yerin geceliği kişi başı 50 tl'ye denk geldi ve 2 + 1 daire şeklindeydi. Şehir dışında olan mekanları saymazsak ( Ateşgah, Gobustan ve Yanardağ ) her yere buradan yürüyerek ulaşabilirsiniz.

Bakü'de 2 gün kaldık ve muhteşem anılar biriktirdik. Hepsini paylaşıyor olacağım. Dil konusunda korkunuz varsa, vize ile uğraşmak istemiyorsanız, dış kültürlere karşı çok açık görüşlü değilseniz ve yine de yurtdışına çıkmak istiyorsanız, yemekleri / insanları beni zorlamasın ama farklı güzel bir yer olsun diyorsanız, Bakü tam size göre bir yer. Uygun uçak bileti bulduğunuzda hemen atlayın gidin derim. Kesinlikle memnun kalacaksınız. Zaten insanların güler yüzleri, sizinle sohbet etme istekleri bile kendinizi mutlu hissettirecek. Ayrıca Bakü cebinizi yakmayacak bir şehir. Uçak bileti ve konaklama dahil gezi maliyetim ise 700 TL'ydi. Tabii bu rakamda ulaşım, yiyecek, müze ve tarihi yer girişlerinin de bir hayli uygun fiyatlı olmasının etkisi büyüktü. Hadi bir değişiklik yapın ve hayatınıza renk katın; bir uçak bileti alın ve yolculuğa çıkın.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.

29 Ocak 2018 Pazartesi

Azerbaycan Vizesi Nasıl Alınır?

Herkese Merhaba,

Geçtiğimiz ay Azerbaycan'a seyahat ettim ve vize araştırmaları yaparken hiç tatmin edici cevaplar bulamadım. Bu nedenle TURİSTİK VİZE hususunda bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim.

Öncelikle Azerbaycan Türkiye'den vize istiyor. Havayolu ile gidenler için Haydar Aliyev Havalimanında vize almak mümkün. Karayolu ile gidecek olanlar veya farklı bir havalimanından giriş yapacak olanlar muhakkak konsolosluk ile iletişime geçsinler. En doğru ve kesin bilgiyi konsolosluktan alabilirsiniz.

Haydar Aliyev Havalimanında 10 $ gibi bir ücret karşılığında kapıda vize veriliyor ve vize almak çok kolay. Gitmeden önce yaptığım araştırmalarda fotoğraf ve pasaport fotokopisi istendiğini okumuştum. Azerbaycan Konsolosluğunu aradığımda da yine fotoğraf ve pasaport fotokopisi gerektiğini ilettiler. Fakat havalimanına indiğimde bir form verdiler. Form Azeri Türkçesi olması nedeniyle anlaşılır. Yani İngilizce bilmenize gerek yok. Formda kısaca bilgileriniz talep ediliyor. Formu doldurduktan sonra elimdeki evrakı vermek üzere vize masasına gittiğimde form haricinde sadece pasaportumu aldılar. Fotoğraf, pasaport fotokopisi v.b başka bir belge talep etmediler. Uçakta bulunan diğer herhangi bir Türk yolcudan da talep ettiklerini görmedim.

Zaten vizeyi almanız 5 dk filan sürüyor. O kadar basit ve çözüm odaklı çalışıyorlar ki, ''neden vize istiyorlar yahu?'' sorusu insanın aklına geliyor. Eminim ki ardında politik bir neden vardır.

Velhasıl can Azerbaycan muhteşem bir yer ve Azerbaycan'ı ziyaret etmek için; tarihi dokusu, doğal güzellikleri, aynı dili konuşuyor olmak, halkının hoş sohbet olması gibi bir çok neden sayabilirim.


Uzaklara gitmeye korkuyor musun? İngilizce bilmiyor musunuz? Seyahat etmek çok mu masraflı diye düşünüyorsunuz? O zaman hiç beklemeyin Azerbaycan biletinizi alın ve dünyanın en güler yüzlü pasaport polislerini tanıma fırsatını kaçırmayın :D :D Çok tatlı ve sevecen insanlar. Hem farklı bir kültür hem de aynı dili konuşuyorsunuz ve Bakü gerçekten yaşanılası bir şehir. Sovyet dönemi mimarisini şehrin her yerinde görebiliyorsunuz.

Bakü seyahatimle ilgili yazılarıma başlıyoruz. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.

6 Ocak 2018 Cumartesi

Marakeş Gezisi - 2 ve Narkotik Maceram

Herkese Merhaba,

Öncelikle hepinize bol seyahatli ve tüm dileklerinizin gerçekleştiği muhteşem bir yıl diliyorum :) :)

Sabah erkenden kalktım ve kahvaltı ettim. Kahvaltının ardından yine yollara düştüm. Bugün Marakeş'te ki son günümdü. İlk durağım olan Medersa Ben Youssef'a gittim. Ben Yusuf Medresesi, Saadian Hanedanı döneminden kalma bir yapı ve çok hoş bir yer. Marakeş'te görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. O dönemlerde eğitim hayatı nasıldı? Öğrencilerin kaldığı odalardan, dersliklere kadar her türlü detayı görüyorsunuz. Ayrıca medresenin içinde duvarlardaki işçilik görülmeye değer. Daracık ve şekilsiz sokakların arasındaki büyükçe bir kapıdan girerek, böyle muhteşem bir yapıya ulaşmak insanı etkiliyor. Giriş ücreti olarak 20 Dirhem ödedim. Giriş ücretleri Fas'ta gerçekten ucuz ve her ülkede de böyle olması temennisi ile...

Medersa Ben Youssef





Medreseden çıktım ve yürüyerek Majorelle Bahçelerine gittim. Burası vakti zamanında bir Fransız ressam tarafından ev olarak kurulmuş ve bahçesindeki onlarca bitkiyi dünyayı gezerken toplayıp
 buraya ekmiş. Sonuç ise muhteşem. Bahçe çok büyük değil lakin dışarıdaki o kurak araziden küçük bir bambu ormanına girince insan etkilenmiyor değil... Giriş ücreti en pahalı yer burasıydı. 70 Dirhem giriş ücreti ödüyorsunuz. Mümkünse sabah erken saatlerde gitmenizi tavsiye ederim. Ben gittiğimde öğle saatlerini geçiyordu ve içerisi çok kalabalıktı. Daha erken bir saatte giderseniz, daha sessiz ve az kalabalık bir ortamla karşılaşabilirsiniz. Her köşe başında fotoğraf çekilen insanları görmek, bir süre sonra sinirlerinizi bozuyor :D :D :D Bahçe küçük ve içeriye alınan insan sayısında da bir kısıtlama yok maalesef ki. Yine de bahçe muhteşem ve büyüleyici bir güzelliğe sahipti.

Majorelle Gardens







Bahçeden çıktıktan sonra Jemaa El Fna'ya yürüdüm. Akşam üzeri olması sebebiyle, son günüm de olduğu için meydanda biraz takıldım. Bir süre sonra da riad'a geri döndüm. Yolda Türk arkadaşlarımla karşılaştım. Ertesi gün Kazablanka'ya beraber gideceğimiz hakkında teyitleştik. Riad'a gelen yeni arkadaşlarla tanıştım, biraz muhabbet ettik. Ardından çantamı topladım ve sabah yola çıkmak üzere hazır hale getirdim. Bu arada ertesi gün beraber yolculuk edeceğim arkadaşlar ile whatsapp'dan konuştuk. Otelleri şehrin dışındaydı ve otele gitmemi söylediler. Ben de tek başıma trenle geri dönmeye karar verdim. Çünkü otele gitmek için ödeyeceğim taksi parası zaten tren ücreti ile aynıydı ve trenle yolculuk etmeyi çok seviyordum :D :D

Ertesi gün trenim saat 10:20'de hareket edecekti. Daha doğrusu bu trene bilet almayı düşünmüştüm. Çünkü uçak saatim 18:15'teydi. İnternette 3,5 saatte Kazablanka şehrinde olacağımız yazıyordu. Fakat geliş treninden aldığım ders nedeniyle bir kaç saat geç kalabileceğimizi hesap etmiştim. Sabah erkenden kalktım kahvaltı ettim. Mehdi ile Mathilda'ya veda ettim. İkisini de İstanbul'a davet ettim. Mehdi beni taksiye kadar götürdü ve taksici ile konuştu. Jemaa El Fna'dan tren garına 20 Dirhem'e gittim. Tren garından dönüş için biletimi 95 Dirhem'e aldım.

Trene bindiğimde Naila isimli bir arkadaş ile tanıştım. Kendisi Pakistanlıymış ve Manchester'da yaşıyormuş. Kazablanka'ya günü birlik bir seyahat planlamış. Akşam treni ile Marakeş'e geri dönecekmiş. Trende bayağı bir muhabbet ettik. Tren tahmin ettiğim üzere, şehirde olması gerektiği saatte şehirde değildi ve önümüzde 1-1,5 saatlik daha yol gözüküyordu. Havaalanının orayı geçtiğimizden itibaren her istasyonda karşı peronda havaalanı treni olup olmadığını gözlemeye başladım. Kazablanka'da bulunan Casa Voyageurs tren istasyonuna 30 dk kala Casa Oasis isimli durakta havaalanı treninin durduğunu gördüm ve trenden hemen indim. Koşarak bilet aldım ve gelecek treni beklemeye başladım. Böylece 1 saate yakın zaman kazanmış oldum. Tren 15-20 dk içinde geldi ve havaalanına geçtim. Saat 16:00 civarında havaalanındaydım.

Önce check-in yaptım ve pasaport kontrolüne geçtim. Pasaport kontrolüne girdiğinizde, ülkeye girerken doldurduğunuz formun aynısını tekrar doldurmanızı talep ediyorlar. Ben pek umursamayıp konaklama kısmını boş bırakınca pasaport polisi nerede kaldığımı sordu ve o alanı doldurttu. :D :D :D Sonunda pasaport kontrolünden geçtim ve uçağımın kapısına ulaştım.

Uçağa bindim ve uçakta yeni insanlarla tanıştım. İstanbul semalarına ulaştık ve uçağın tekerleri pistle buluştu. Sonunda memlekete dönmüştüm. Bir yolculuk daha burada sona ermişti sanıyordum lakin başka bir hikayenin başlangıcıymış bu...

NARKOTİK MACERASI 

Uçaktan indim ve hızlı bir şekilde pasaporttan geçmek için aceleyle pasaport kontrolüne gittim ki; 1 uçak dolusu adam önüme geçmesin. Lakin pasaport kontrolünün girişinde elinde telefonla birisi beni çevirdi. Pasaportumu istediler. Pasaportu verdim ve siz biraz bekleyin dediler. Tabi ben şok oldum. Elinde bir telefon vardı, telefonda da kendi pasaport fotoğrafımı görüyordum... Neler döndüğünü anlayamadım. Neden beni durdurduklarını sordum, rutin bir kontrol dediler ve geçiştirdiler.

Ardından peşinden gitmemi söylediler. Hızlı geçişten beni geçirdiler ve havalimanının hiç görmediğim bölümlerine doğru yürümeye başladım. İleride bir odaya girdik. Odanın kapısında Narkotik Şube yazıyordu. Hayatında sigara dahi içmemiş, alkol kullanmayan bir adamı narkotiğe çekmek gerçekten büyük bir başarıydı :D :D :D

İçeriye girdim. Rutin bir kontrol olduğunu, çantamı arayacaklarını, çok fazla seyahat ettiğimi bu nedenle şüpheli gözüktüğümü söylediler. Eldivenleri takıp çantamı aradılar. Allahtan yanıma çok fazla bir eşya almamıştım. Fazla yormadım sevgili polislerimizi. Tabi çantam aranırken bana da sorular sorulmaya devam ediyordu. İkna olmamış olacaklar ki tatil fotoğraflarımı göstermemi istediler. Fotoğrafları açtım ve bakmaya başladılar. Yukarıdaki yazıda da görüleceği üzere bir süre sonra otların olduğu bir fotoğraf serisine geldi :D :D :D Hemen bir şey bulmuş edasıyla; ''burası neresi'' gibi sorular sordular. Tek tek açıkladım ve sigara bile içmeyen birisini bu odaya çektikleri için kendilerini tebrik ettiğimi ilettim. Tebriği kabul edip beni saldılar.

Artık narkotiğe de girmedim demiyorum. Çok güzel bir tecrübe oldu ve tabii bunun şuan farkına varıyorum. O akşam kendimi aptal gibi hissediyordum. En büyük soru işaretim neden beni durduklarına ilişkindi. Ertesi gün interneti biraz kurcaladığımda, Fas'tan gelen uçaklarda yolcu listelerinde önceden bir kontrol sağlandığı ve riskli gözüken yolcuların sorguya alındığı ilişkin haberler gördüm. Gerçekten de rutin bir kontrolmüş.

Böylece bir maceranın daha sonuna gelmiş oluyordum. Muhteşem anılar biriktirdiğim, yıllar sonra yalnız seyahat etmenin güzelliğini tekrar tecrübe ettiğim, harika bir serüven olmuştu. Seyahat etmek arkadaşlarınla ayrı güzel, yalnızken ayrı bir güzel oluyor. Her seyahat yeni bir tecrübe ve insana bir şeyler katıyor.

Bir sonra ki maceram Azerbaycan olacak. Vize işlemleri, Bakü seyahati ve can Azerbaycan hakkında yazacağım. Tabi bu arada Hindistan maceram için hazırlıklar da devam ediyor. İnstagram'dan seyahat fotoğraflarımı paylaşıyorum, soru sormak isterseniz benimle iletişime geçmekten çekinmeyin.

İnstagram adresim: gezginsisko


Bir sonra ki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

17 Aralık 2017 Pazar

Sahra Çölü - Marakeş Dönüş Yolculuğu

Herkese Merhaba,

Sabah saat 05:30 sularında kampın tüm ışıkları yakıldı. 06:00'da develerle tekrar yola çıkacağımızı söylediler. Çantamı aldım ve develerin beklediği alana doğru gittim. Bu saatte, Ay'da gitmiş olduğu için her yer zifiri karanlıktı. Gerçekten soğuktu, eğer çöle gidecekseniz muhakkak akşam için yanınıza sizi sıcak tutacak bir şeyler alın. Akşam üşümem diyorsanız, sabah kesinlikle üşüyeceksiniz... Ben yanıma rüzgarlık ve uygun kıyafetler almıştım :D :D

Dün devenin üzerinden inip yürümüştüm lakin hem havanın soğuk olması hem de karanlık sebebiyle sabah yürümeyi göze alamadım. Dün bindiğim deve büyükçe bir hayvandı lakin sabah bindirdikleri hem huysuz hem de küçüktü. Kendisi böğüren devegiller familyasındandı ve üstündeki oturma alanı çok rahatsızlık vericiydi. 1,5 saat yolculuğun ardından çölden çıktık. Fakat bir problem vardı! Sevgili devem oturmak istemiyordu :D :D :D 10 dakika devemi oturmaya ikna etme çabalarıyla geçti. Deveden iner inmez, çölün içine doğru koştum ve güneşin doğuşunu izledim. Ardından kahvaltı için orada bulunan bir otele gittik. Kahvaltı standart Fas kahvaltısıydı.

Sahra Çölü Sabah Esintileri





Kahvaltı ettiğimiz yerde Türk arkadaşlar ile tekrar karşılaştık. Marakeş'te araba kiraladıklarını ve dönüş uçuşlarının benimle aynı uçuş olduğunu söylediler. İstersem Kazablanka'ya dönüşte kendilerine katılabileceğimi, beraber yolculuk edebileceğimizi teklif ettiler. Telefonlarımızı aldık ve Marakeş'te görüşmek üzere araçlarımıza geçtik. Saat 08:30 civarı yollara düştük.

3 - 4 saat yolculuğun ardından öğle yemeği için bir mekana girdik. Öğle yemeğini yedikten sonra tekrar yollara düştük. Kısa bir süre sonra otelden beraber ayrıldığım İspanyol arkadaşlar Fez şehrine gidecek olmaları sebebiyle başka bir araca geçtiler. Biz 5-6 saat daha gittik. Atlas Dağlarında yol çalışması sebebiyle biraz geciktik. Saat 19:00 civarı Marakeş'e ulaşmıştık.

Valla ne ara bu kadar alışmışım Marakeş'e bilmiyorum fakat kendimi sanki eve dönmüş gibi hissediyordum. Mathilda kapıyı açtı, Mehdi ile beni bekliyorlardı. Duş aldım ve yemek yedim. Ardından çay ikram ettiler. Oturup biraz muhabbet ettik. Riad'a yeni Fransız misafirlerimiz gelmişlerdi. Ben fazla ayakta kalamadım, yolculuk biraz yormuştu. Erkenden uyumaya gittim. Yastığa başımı koyar koymaz rüyalar alemine dalmışım...

Böylece hayatımdaki en özel deneyimlerden birisini tamamlamış oluyordum. Yapılması gerekenler listemden bir şey daha geride kalıyordu. İçim huzur ve mutlulukla doluydu. Yaşadığım hayattan mutluluk duyuyor ve kendimi çok şanslı hissediyordum. Ya Dünya'nın bir ucundaki köyde yoksulluk için doğsaydım ne olurdu? Şans elbet gereklidir. Fakat bizim durumumuzdaki insanlar kendi şanslarını kendi vermiş olduğu kararlar ile yaratırlar. Çok nadir olaylar dışında, şansın tamamen insanın hayatını değiştirdiği örnek çok yoktur. Vermiş olduğumuz kararlar bizi bulunduğumuz yola sokar. Hepimiz gittiğimiz yolun az çok sonunu görebiliyor olmamız gerekir. Sen sürekli olarak kıyafet alıyor, her yıl telefon değiştiriyor, hem yazın deniz tatiline gitmek istiyor hem de yurt dışına çıkmak istiyorsan ve gelirin de kısıtlıysa bunların hepsinin aynı anda gerçekleşmesinin mümkün olmadığının farkında olman gerekiyor. Bir yol seçmen gerekiyor ya seyahat edeceksin, ya araba taksiti ödeyeceksin, ya sürekli yeni kıyafetler alacak ya da ortamlardan çıkmayacaksın. Eğer zenginseniz hepsini aynı anda yapabilirsiniz. Zengin değilseniz de yakınıp dövünmenin anlamı yok. Gerçekten isterseniz yapamayacağınız neredeyse hiçbir şey yoktur. Sadece bir şeyleri elde etmek için bazılarından vazgeçmeniz gerekmektedir. Bugün ki benliğinizle geçmişte vermiş olduğunuz kararları yargılamak ve pişmanlık duymak beyhude bir çabadır. Onun yerine geleceği düşünmek insanı daha mutlu eder. Kendinize elinizden gelen en iyi geleceği hazırlayın. O zaman asla pişmanlık duymazsınız. Elinizden gelenin en iyisinin yapmış olmanın verdiği huzur sizi mutluluğa götürecektir. 

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

10 Aralık 2017 Pazar

Sahra Çölü

Herkese Merhaba,

Ertesi gün erkenden kalktık. Kahvaltımızı ettik, yollara düştük. İlk durağımız Berberi köyünün ve bahçelerinin bulunduğu dağların arasında bir yerdi. Benim çok ilgimi çektiğini söyleyemeyeceğim. Zaten Türkiye'den giden herhangi bir insanın köymüş, bağmış, bahçeymiş gibi konuların garibine gideceğini sanmıyorum. Onun için bu bölümde şaşırma olayını diğer Avrupalı arkadaşlarımıza bıraktım.

Bahçeleri gezerken yerel halktan birisi ile tanıştım adı Abdusselam'mış. Adam tam bir Türkiye aşığı çıktı ve bir daha o taraflara gidersem tur satın almamamı, onun evinde kalabileceğime ailesi ile tanışabileceğimi filan söyledi. Gerçekten Türkleri çok seviyorlar ve yardımseverler. Bahçeleri gezmenin ardından tekrar yollara düştük. Todra Gorge diye dağların arasında bir yere uğradık. Öğle yemeği yedik. Öğle yemeği için 100 Dirhem ödedik. Çok lezzetli ve güzeldi. Köfte Tajin yedim. Bizim ekşili köftenin susuz olanını düşünün, tajin isimli kabın içinde yapılıyor. Yemeğin ardından 3-4 saatlik bir yolculuk daha yaptık. Akşam üzeri Fas'ın çöle açılan kapısı Merzouga'ya vardık.

Berberi Köyü ve Bahçeler



Todra Gorrge




Gece kampta kalacağımız için çantalarımızdan sadece 1 gecelik malzeme almamızı söylediler. Diğer tüm eşyalarımızı çantalarımızla birlikte araçta bıraktık ve develerin olduğu yere doğru yürümeye başladık. Daha önce deve görmüş ama binmemiştim. Yanlarını yaklaştığımızda develer bildiğiniz böğürmeye başladı :D :D :D Ööögggggggghhh öggghhhh diye bağıran kocaman hayvanları düşünün... Üstüne binmek ister misiniz? Hayır! İnsanlar haliyle binmek istemediler. Lakin sonunda herkes develere bindi ve kumul tepelerine doğru yola çıktık. Güneş batmaya başlarken biz de develerin üzerinde, gün batımına doğru yolculuk ediyorduk. Işık gerçekten harikaydı. Ortam fotoğraf çekmeye çok müsaitti. Profesyonel makinem yok, zaten onu taşımakla da uğraşamam... Çektiğim tüm fotoğrafları da cep telefonumla çekiyorum :D :D 1 saat devenin üzerinde seyahat ettikten sonra devemden indim. Fotoğraf çekmek için yürümeye başladım. Bu arada daha önce karşılaştığım Türk çift de bizim kervandaydı. Çok güzel fotoğraflar videolar çektim. Eğer siz de gidecek olursanız deveden inin, ayakkabılarınızı çıkarın ve yürüyün derim. Pişman olmayacaksınız ;)

Sahra Çölüne Giriş 101





Develerle yaklaşık olarak 1,5 saat filan yol gidiyorsunuz. Güneş battıktan kısa bir süre sonra kamp alanına varmıştık. Bizim kaldığımız yerde kıl çadırlar vardı ve ışıklandırma 10-15 lamba ile sağlanıyordu. Özel çadırınız yok herkes bulduğu yere yatıyor. Su alabileceğiniz veya içebileceğiniz bir yer yok. Ben de çok zeki olduğum için suyu burada muhakkak bulurum diye düşünmüştüm! Yokmuş öyle bir dünya!

Daha önce tanıştığımız ama çok sıcak bir tanışma yaşamadığımız Türk arkadaşlarla bu sefer selamlaşmanın ötesine gittik. İngiltere'de yaşıyorlar isimleri Fatih ve Fatma'ydı. Akşam yemeğini beraber yedik, bana sularından verdiler :D :D Yemeğin ardından kampın az ilerisinde kumul tepelerinden birisine oturduk ve gece yarısına kadar muhabbet ettik. Bu arada kampta tuvalet yok. Çukur kazıyorsunuz gereğini yaptıktan sonra çukurun üstünü örtüyorsunuz. Orada tuvalet sorduğum bir Berberi'nin deyimiyle; '' Dünya kocaman bir tuvalet '' miş...

Kampın çevresinde de kamplar var fakat bildiğiniz hiçliğin ortasındasınız. Çöle doğru gitseniz, inanın sizi kimse bulamaz. Gökyüzünü daha önce de Norveç'te kuzey ışıklarını izlemeye gittiğimde yıldızlarla dolu görmüştüm. Çölde ise hem çok daha fazla yıldız görebiliyor, hem de Samanyolu Galaksi'sini çıplak gözle görebiliyorsunuz. Milyonlarca yıldızı ve koca bir galaksiyi görmek insanı çok etkiliyor. Özellikle çıplak gözle galaksi görebileceğimi hiç ummuyordum. Sadece yıldızların çok olacağını düşünüyordum ama yine de yıldızların çokluğu beklediğimden 50 kat filan fazlaydı diyebilirim. Bu deneyimi muhakkak yaşamanız gerekiyor. Dünya'nın en büyük çölünde bulunuyor olmanın vermiş olduğu his tarif edilemez derecede etkileyici bir tecrübeydi. Etrafınızda her ne kadar insanlar olsa da hiçlik duygusunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Çok güzel bir deneyimdi.

Gece 00:00'a doğru ışıklar kapanıyor ve ortalık zifiri karanlık oluyor. Bu durumda çadırlarımıza gittik ve yattık. Dışarıda biraz da olsa ışık vardı. Fakat çadırın içinde gözünüz açık veya kapalı hiç fark etmiyor. Bulduğum bir yatağa yattım ve gözlerim açık mıydı? kapalı mıydı? hiç bilmeden bir uykuya daldım.

Gece saat 04:00 civarında uyandım. Herkes uyuyordu ve ortalıkta sessizlik vardı ama bizim bildiğimiz anlamda bir sessizlik değil. Kifayetsiz bir sessizlik. Hiçlikten gelen bir sessizlik. Dışarı çıktım, gökyüzünde hiç yıldız kalmamıştı. Biz uyurken yıldızları toplamışlar. Gökyüzünün ortasına tüm heybeti ile dolunayı koymuşlar. Ortalık, ayın masalsı bir güzellikteki ışığıyla aydınlanıyordu. Sizi hiç kendi nefes alıp verişinizin sesi ve ayağınızı yere bastığınızda çıkan ses rahatsız etti mi? Bu ölüm sessizliğinde rahatsız ediyormuş. Biraz yürüdüm, kampın dışına doğru bir tepeye çıktım, 15 - 20 dk oturdum. Rüzgar esiyor, kumlar uçuşuyor, sen hiçbir şey düşünemiyorken; ay ışığının aydınlattığı, dünyanın boynunu süsleyen inciler misali uzanıp giden kumul tepelerine bakakalıyorsun. Bazen nefesini tutuyorsun ses çıkmasın diye... Ne kadar tutabilirsen artık! Bir süre sonra ürkütücü, garip ve rahatsızlık verici bir his kapladı içimi. Ben yalnızlığı severim ama yalnızlığın da boyutları varmış. Ben bu boyutunu aklımdan bile geçiremez mişim...

Oturduğum yerden kalktım, birisini uyandırmamaya çalışırcasına ağır adımlarla çadırıma doğru gittim. Önümdeki bez parçasını kenara itip, alıştığım sessizliğe geri döndüm. Yer yatağıma uzandım, gözlerim bu sefer kapalıydı sanırım... İçimdeki garip hisle birlikte tekrar uykuya dalmışım, uyanınca anladım...

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

12 Kasım 2017 Pazar

Sahra Çölüne Giden Yollar

Herkese Merhaba,

Sabah erkenden kalktım. 80 euro ödediğim 3 gün 2 gecelik tur için riad'dan alınmayı beklemeye başladım. Saat 07:30 civarında geleceklerdi. Riad'da kahvaltı saati 08:00 ile 10:00 arasındaydı fakat saatin erken olmasına rağmen kahvaltı hazırladılar. Bu hareketleriyle benden 10 puanı kaptılar diyebilirim.

Riad çalışanlarından Mehdi ve Mathilda geleneksel bir fas kahvaltısı hazırladılar. Riad'da kalan 2 kişi daha tura katılacaktı. Beraber kahvaltı eşliğinde muhabbet ettik ve İspanya'nın Bilbao şehrinden geldiklerini öğrendim. Onlar dönüşte Marakeş'e değil de Fes şehrine geçeceklermiş ve tur'u bu şekilde satın almışlar. Tur'u satın alırken böyle bir seçeneğinizin de bulunduğunu bilmeniz iyi olacaktır. Planlarınızı buna göre yapabilirsiniz. Fes şehrinden de Kazablanka'ya tren bulunuyor. Yani ulaşım her şekilde kolay.

Kahvaltımızı yapıp muhabbet ederken, bizi almaya geldiler ve yola koyulduk. Satın aldığım tur'a 3 gün 2 gece konaklama, sabah / akşam yemekleri ve ulaşım dahildi. Önce hepimizi Kutubiye Cami yakınlarında bir yerde topladılar. Tur'a katılacak diğer kişiler de yavaş yavaş gelmeye başladı ve 08:30 gibi yola çıkabildik. Tur'da ben dahil 3 kişi yalnız gezgindi. Diğer herkes çift olarak gelmişti :D :D :D 2 çiftimiz İspanyol, 1 çiftimiz İngiliz, 1 çiftimiz Letonyalı, 1 çiftimiz Sri Lankalı, 1 çiftimiz ise yarı Fransız yarı Faslıydı. Yalnız gezginler takımında ise; 1 Avusturyalı, 1 İspanyol ve şahsım yolculuk ediyorduk. Fıkra gibi bir durum yani :D :D :D Araçta bulunanlardan da anlaşılacağı üzere Fas'ta çok fazla İspanyol var. Her yerde İspanyolca ve Fransızca duyabiliyorsunuz. Eğer bu 2 dilden birisinde veya ikisinde de pratik yapmak istiyorsanız, rotanız Fas olmalı...

İlk durağımız Atlas Dağlarıydı. Coğrafya derslerinden aşina olduğumuz Atlas Dağlarının zirve noktasını gördük. Dağları geçmeniz, ilk tırmanışa başlamanızdan itibaren yaklaşık olarak 4-4,5 saatinizi filan alıyor. Araçla dağa tırmanmanın ardından iniş, yolu bilmeyenler için tehlikeli ve baş döndürücü olabilir. Zaten bu 4 saat süre yolu bilenler için geçerli. Yolu bilmiyorsanız ve kendi aracınızla gitmeyi planlıyorsanız, 5-6 saati gözden çıkarmanız gerekebilir.

Atlas Dağları




Atlas Dağlarından indikten sonra vadilerden geçmeye başlıyorsunuz ve gerçekten mükemmel manzaralar ile karşılaşıyorsunuz. Fas'ın bu kadar yeşil bir yer olabileceğini tahmin etmiyordum. Bu güzel manzaralar eşliğinde yolculuk etmenin ardından bir çok filmin çekildiği, Aid Benhaddou isimli bir kasabaya ulaştık. Burası çok güzel ve hoş bir kasabaydı. Unesco tarafından koruma altına alınmış bu kasaba, eski kervan yollarının üzerinde bulunuyormuş. Tuz madeni bulunan bir dağın yamacına kurulmuş. Tarihi dokusu neredeyse hiç bozulmadığı için de bir çok film ve dizi burada çekilmiş. Arabistanlı Lawrance, Indiana Jones, Gladyatör, Cennetin Krallığı, Prince Of Persia ve Taht Oyunları ( Game Of Thrones ) en bilinenleri diyebilirim. Bu arada köyü gezmek için rehber ile takılmanıza gerek yok, rehber ücret olarak 35 Dirhem para alıyor. Bu tutar tura dahil değil. Çok büyük bir rakam olmadığı ve gruptakilerle de kaynaştığımız için ayrı takılmak istemedim, ücreti ödedim. Siz isterseniz bu tutarı ödemeyerek, kasabayı kendiniz gezebilirsiniz.

Aid Benhaddou Kasabası






Burada bir öğle yemeği yedik. Aşağıdaki manzarayı görüp fotoğraflamamaya da içim elvermedi :D :D :D Bim her yerde arkadaşlar. Bim bir dünya markası, kabul edin artık şunu :D :D :D İlk defa bu fotoğrafı çektiğim yerin az ilerisinde Türkçe konuşan insanlar ile karşılaştım. 1 çift gördüm ve selam verdim. Onlarda selam verdiler ancak muhabbeti fazla uzatmadan ayrıldılar. Öyle soğuk bir selamlaşma oldu yani...

Bim Forever :D


Ardından araçlara tekrar bindik ve konaklayacağımız yere doğru yola çıktık. Konakladığımız yer dağın tepesinde, bir vadi içerisindeydi. Dades Gorges denilen vadi çok etkileyici manzaralara sahip, bölgede onlarca otel bulunuyor. Bizim kaldığımız otel, pek güzel bir otel değildi fakat daha kötü yerlerde görmüştüm. Odalarımıza yerleştik, Bard isminde İspanyol arkadaş ile aynı odayı paylaştık. Akşam olunca vadide hiç ışık olmaması sebebiyle ve şehir merkezlerinden de uzak olmamız sebebiyle gökyüzü yıldız doluydu. Çok hoş ve etkileyici bir manzaraydı.

Dades Gorges 



Otel Balkonundan Manzaramız


Akşam yemeğimizi yedik. Faslı ve Fransız olan çiftimiz ile aynı masadaydık. Faslı olan çocuğun ismi Ahmet'ti ve kız arkadaşı da Fransa'dan gelmişti. Kız arkadaşı ismini söyledi ama şimdi buraya anladığım ismi yazmaya kalkarsam ortaya çok komik şeyler çıkar... Şokomel filan gibi bir şey anladım ben... Zaten 4. veya 5. telaffuz çabamda, kız artık bıkmış bir surat ifadesiyle; tamam aq sen söyleme modunda bir bakış attı :D :D :D Ahmet'le çok iyi anlaştık, bir süre muhabbet ettik. Ardından odama geri döndüm. Yemekte ne mi vardı? Tabii ki Tajin!

Geç saatlere kadar balkonda uzanıp, yıldızları izleyerek müzik dinledim. Yıldızlar buradan böyle güzel gözüküyorsa, kim bilir çölde ne kadar güzeldir diye düşünüyordum. Neyse ki sorularımın cevaplarını 24 saat sonra öğrenebilecektim. Bugün bir sürü yeni arkadaş edinmiştim. Hepsi de çok iyi insanlardı. Yolculuğa da hem yeni insanlar tanımak hem de yeni yerler görmek için çıkmıyor muydum? Yattığım yatak çok rahat değildi ama ne önemi vardı ki? Kendi güvenli alanını terk etmedikten sonra ve kendini zor durumlara sokup, bu zor durumlardan çıkmaya çalışırken edineceğin tecrübelerle egonu törpülemedikten sonra ne anlamı vardı seyahat etmenin? İnsanların gözlerindeki mutluluğu, hüznü, çaresizliği, umudu göremiyorsanız eğer, yeterince göze bakmamışsınızdır. Seyahat etmek sadece gezmek ve yapılması gereken şeyleri gerçekleştirmek değildir. Kendi içinizde de bir yolculuğa çıkmak için, konfor alanınızı terk edin ve zor durumlara girin. Başınızı belaya sokun demiyorum. Mesela seyahat ederken lüksü tercih etmeyin, varsın restorandan değil de halkın yemek yediği köhne bir dükkandan yemek yiyin, rahat yataklarda yatmayıverin, hostellerde kalmayı deneyin, Taksiye binmeyin otobüse ve trene binin. Yolculuk süresince ne kadar çok insanın hayatına dokunabilecekseniz, o kadar iyidir. Söylediklerim zor mu? Sen gerçekten istedikten sonra ne kadar zor olabilir ki? Cesaret etmek için kimseden bir şey beklemeyin. Sadece gidin ve hayallerinizi gerçekleştirin. Hayatı biraz da kendiniz için yaşayın ve mutlu olun. Zaten siz mutlu olunca, çevrenizdekiler de mutlu olacaktır. Mutluluk ve kahkaha bulaşıcıdır :) :)

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın...


GEZGİN ŞİŞKO

2018 Yılı Hindistan Vizesi Nasıl Alınır?

Herkese Merhaba, Kısa bir süre sonra Hindistan'a seyahat edeceğim. Bu nedenle çok heyecanlı ve mutluyum. Bir kaç gün önce vizemi aldım...