7 Temmuz 2019 Pazar

Mexico City Gezisi - 3

Herkese merhaba,

Sabah 04.00'da uyandım. Sanırım biyolojik saatim hala Meksika saatine alışmamıştı. Bugün akşam saat 19.45'te uçağımız vardı. Fazla zaman kaybetmeden, şehir içinde ziyaret edeceğimiz yer Chapultepec Park olacaktı. Fakat internetten araştırma yaparken, bir de ne göreyim... Park Pazartesi günleri kapalıymış ve günlerden Pazartesiydi.

Onca yol geldikten sonra koca bir günün boşa gitmesine müsaade edecek değildim. Hemen yedek planlarımı gözden geçirdim. En uygunu, Azteklerin en ünlü ve gizemli şehri olan Teotihuacan'a gitmek oldu. Burası biraz şehir dışında kalması nedeniyle, İstanbula döneceğimiz son gün gitmeyi planladığım bir yerdi. Akşama şehir değiştirecek olmamız ve acele plan yapmak gerektiği için hostelden tur almaya karar verdim. Tur fiyatı 550 Peso'ydu. Hostelde çalışan arkadaş '' Sakın tur alma, kendin çok kolayca gidebilirsin. Hem de paran cebinde kalır. '' deyince. Nasıl gideceğimi öğrendim ve arkadaşları uyandırdım.

Hızlı bir şekilde toparlanıp, kahvaltı ettikten sonra yola koyulduk. Yola 1 kişi eksik koyulmak zorunda kaldık. Çünkü Y. A. isimli aynı zamanda ablam olan şahıs sırt çantasını o kadar doldurmuştu ki bel ağrısından zor yürüyordu. Şehir merkezinde kalmaya karar verdi. Ablamı hostelde bıraktık.

Kalanlar olarak otobüs terminaline gitmek için Uber çağırdık fakat baktık ki araca 2 kişiden fazla yolcu almıyorlar... Biz de metro ile gitmeye karar verdik. Metrodan terminalin hemen önünde indik. İlk otobüse gidiş - dönüş 100 Peso'ya bilet aldık. Dönüş saatiniz tamamen size kalmış. Piramitlerin bulunduğu alanın çıkış kapısından otobüsler geçiyor ve bileti gösterip, gelen otobüse binebiliyorsunuz.

Giderken yol yaklaşık olarak 1 saat sürüyor. 1 saatin ardından bizi hemen giriş kapısında indirdiler. Giriş ücreti olarak kişi başı 75 Peso ödedik. Böylece kişi başı 325 Peso'muz cebimizde kalmış oldu. Buradan hosteldeki arkadaşa kucak dolusu sevgiler gönderiyorum. İçeriye girdiğinizde bir sürü piramit görüyorsunuz. Bu piramitlerin en büyüğü Güneş Piramidi ve tırmanabiliyorsunuz. Burası da aynı Giza Piramitleri gibi Orion Takımyıldızlarının yerdeki yansıması şeklinde inşa edilmiş. Piramide tırmanmak muhteşem bir deneyimdi. Merdivenler biraz dik fakat piramidin en tepesine çıkınca manzara mükemmel. Tüm şehri görebiliyorsunuz. Azteklerin bu şehirden bir anda kaybolması ve neden bu şehri terk ettiklerinin bilinmemesi ise apayrı bir gizem. Şehirde biraz dolaştıktan sonra çıkışa gittik. Şehir dediğim aslında arkeolojik alan ve şuan yerleşim yok.

Güneş Piramidi




Çıkışta alışveriş yapabileceğiniz, uygun fiyatlı tezgahlar var. Biraz pazarlık yapmanız gerekebilir. Sakın pazarlık yapmadan ürün almayın, genelde söyledikleri fiyatın 3/2 'sine kadar düşüyorlar. Bu tezgahların hemen ilerisinden otobüslerin geçtiği durak var. Zaten kime sorsanız gösteriyorlar.

Şehre dönüş yine 1 saat sürüyor. Otobüs terminalinde indik ve bir şeyler yedik. Daha sonra hostele geri döndük. Bizimki sırt çantası taşıyamayacağı için tekerlekli valiz almış. Yolculuğa böyle devam etmeye karar vermiş. O an için çok mantıklı bir karar olduğunu düşünmüştüm. Fakat öyle değilmiş! Nereden bilebilirdim ki, hem sırt çantasını hem de tekerlekli valizi ağzına kadar eşya ile dolduracağını...

Sırt çantalarımızı ve Y. A.'yı alarak havalimanına gitmek üzere yine metroya bindik. Havalimanında iç hatlar bölümüne geçtik ve İnterjet isimli firma ile Cancun'a doğru uçmaya başladık. Hayatımda gördüğüm en geniş koltuk aralığı bu firmanın uçaklarında vardı. Oturduğumda dizlerim muhakkak öndeki koltuğa değer. Fakat bu uçakta oturduğumda dizim ile koltuk arasında, 1 karış boşluk vardı.

19:45'de bindiğimiz uçak ile 2 saat sonra Cancun'a vardık. Cancun ile Mexico City arasında 1 saat fark var. Cancun 1 saat ileride... 2 gün sonra Valladolid'e geçecektik. Orası da Cancun'dan 1 saat gerideydi. O hafta Dark misali zamanda yolculuk ettik durduk  :D :D :D 33 yıl olmasa da biz de kendi çapımızda yolculuklar yaptık yani .D :D :D

Cancun havalimanı küçük ve düzenli bir yerdi. Havalimanından kaldığımız hostele shuttle ile gittik. Kişi başı 130 Peso ücret ödedik. Akşamın o saatinde zaten otobüslerle uğraşmak istemiyorduk. Bütün gün hareket halindeydik. Biraz şımartılmayı haketmiştik. Havalimanından hostelimize 40-45 dk gibi bir sürede ulaştık. Hostel mükemmeldi ve sabah çektiğim fotoğrafları bir sonraki yazıda paylaşacağım.

Cancun maceramız 1 gün sürecekti. Buraya arkadaşlarım denize girsinler diye gelmiştim. O 1 gün, 1 yıl gibi geçti. Hayatımdaki en acayip 12 saati o 1 günün gecesinde yaşadım. Tüm duygularımın karman çorman olduğu bir geceydi. Öyle ki ertesi güne uyandığımda dudağımda 5 uçuk çıkmıştı. Bir sonra ki yazıda tüm detayları yazacağım.

Hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

30 Haziran 2019 Pazar

Mexico City Gezisi - 2

Herkese merhaba,

Maalesef ki bu yazı çok geç geldi. Hayat telaşesi sebebiyle böyle gecikmeler olabiliyor işte :)

Meksiko'da 2. günümüzde şehir içindeki tüm ilgimizi çeken yerleri gezmeyi planlamıştık. Sabah erkenden kalktık ve hostelin en üst katında, konaklamaya dahil olan kahvaltımızı yaptık. Kahvaltıda taco yedik ve lezzetliydi. Tabi her yerde olduğu gibi burada da meyveler ve kahvaltılık gevrekler vardı. Lakin taco bayağı lezzetliydi. Diğerlerine hiç el sürmedim.

Kahvaltımız


Kahvaltının ardından şehrin en ünlü meydanı olan Zocalo'ya gittik. Hostelimiz bu meydana yürüyerek 2-3 dk mesafedeydi. Hostelden çok memnun kaldığımı tekrar belirtmek isterim. Zocalo meydanında herkesin, Meksiko fotoğraflarında gördüğü o büyük katedrale girdik. Yani Metropolitan Katedrali. İçerisi bir hayli etkileyici ve ilgi çekiciydi. Aynı zamanda bu katedral Latin Amerika'nın en büyük ve en eski katedraliymiş. Yani önemli bir yer olduğunu not edelim. :D

Katedralin ardından ara sokaklardan yürüyerek San Juan Market'e gittik. Burada bir sürü yiyecek, içecek, meyve, sebze ve et ürünleri var. Halk alışverişini bu marketten yapıyor. Aslında burası bir pazar diyebiliriz. İçeride onlarca tezgah var. Kesinlikle gitmenizi öneriyorum. Biz bir mekana oturduk ve sandviç sipariş ettik. Sandviç aldığınız zaman, sınırsız Sangria içebiliyorsunuz. Sangria ne diyecek olursanız, kırmızı şarabı meyve ile karıştırıp bir kaç işlemden geçiriyorlar ve bir hayli lezzetli olduğu söyleniyor. Alkol kullanıyorsanız, muhtemelen beğeneceksinizdir. Ayrıca markette timsah eti, tazı eti, çeşit çeşit böcekler gibi tuhaf yiyecekleri de tezgahlarda görmek mümkün. Eğlenceli ve farklı bir yer burası, ziyaret edilmesi konusunda ısrar ediyorum. Pişman olmayacaksınız.

Mercado de San Juan



Pazardan çıktığımızda metroya kadar yürüdük. Yol üzerinden parklara ve sokak satıcıları görüyorsunuz. Fiyatlar bir hayli uygundu. Ardından metroya bindik ve ülkenin en önemli katolik kiliselerinden birisine gittik. Burası Aziz Juan Diego'nun, kutsal Meryem'i gördüğü yere kurulmuş. Basilica de Guadalupe'ye girdiğimizde içerisi kıyamet kadar kalabalıktı. Ayrıca girmeden önce tüm sokaklarda bisikletliler vardı. Sanırım bisiklet turuna denk geldik. Binlerce bisikletli gördük. Buraya Pazar günü varmış olmamız sebebiyle ayinleri izleme fırsatımız da oldu. İçerisi çok büyük ve basilica'nın sağında solunda çadır kurmuş insanlar gördük. Bahçeler tıklım tıklımdı. Burada bir süre zaman geçirdik ve yine yürüyerek, Zocalo meydanında ulaşabileceğimiz en yakın metro hattına gittik.

Bu kadar yürüyünce haliyle acıktık ve yol üstünde restoranlara baka baka yürüdük. Fakat arkadaşların hoşuna giden herhangi bir mekan bulamadık. Ben sokak satıcısından churros aldım. Bu tatlı için bizim halka/kerhane tatlısının şerbetsiz olanı diyebiliriz. Çok tatlı sevmem ama bu şerbetsiz ve iç baymadığı için az bir şey yiyebildim.

Bu arada halk neredeyse hiç İngilizce bilmiyor. Gitmeden önce sayıları ve basit cümleleri öğrenmekte fayda var. Ben iyi ki de öğrenmişim dedim. Öğrenmeseydim, bir hayli zorlanabilirdik. Çünkü satıcılar bile sayıları İspanyolca söylüyorlar. Zorlanmamak için biraz çalışmakta fayda var.

Zocalo meydanına çıktığımızda, arkadaşlarımızı tütsülediler. :D:D :D Meydanda Aztek giysileri giymiş, müzik yapan ve dans eden bir grup vardı. Aynı zamanda ruh temizleme ritüelleri yapıyorlardı. Orada otlar filan yakıp sağınıza solunuza tutuyorlar. Yani tütsülüyorlar :D:D Arkadaşlar yaptırdılar. Ben izlemekle yetindim.

Tütsülenme Anı



Tütsünün vermiş olduğu uhrevi bir duyguyla Burger King'e gitmek istediler. Karınlarını gerçekten doyurmak istiyorlarmış. Gittik ve hamburgerlerini yediler. Hatta bir arkadaşım buraya geldiğimiz için teşekkür bile etti. İlk defa birisini Burger King'e götürdüğüm için teşekkür aldım. :D :D :D

Meydanda uzunca bir grup bisikleti var ve ücretsizmiş. İsterseniz 10-20 kişi bu bisiklete aynı anda binip, sokaklarda tur atabiliyorsunuz. Biz gittiğimizde son turlarını atıyorlardı. Binmek için yetişemedik. Ertesi gün katılmak üzere, aklımızın bir köşesine yazdık. Biraz dolaştık, kahve filan içtik ve hostele gidip dinlendik.

Geceye doğru yine karnımız acıkınca, başka bir Meksika restoranına gittik ve hayatımda yediğim en güzel guacamole sosu burada tattım.Sanırım için krema filan koymuşlardı. Diğer hiçbir yerde bu kadar kremamsı ve tadı güzel değildi. Mekanın ismi Casa Churra. Mekanın diğer yiyecekleri aynı başarıyı göstermese de nachos yemeye gidilebilir. Mekanın olduğu sokak komple restoranlarla dolu. Dilediğiniz yemeği bu sokakta bulabilirsiniz. Çok da pahalı değil.

Yemeğin ardından hostele geri döndük ve ertesi gün Chapultepec Park'a gitmek planıyla uykuya daldık.

Tabi ki de GİDEMEDİLER... Neden mi? Bir sonra ki yazıda bunu anlatacağım.

Şimdilik hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO


27 Nisan 2019 Cumartesi

Mexico City Gezisi - 1

Herkese merhaba,

Meksika seyahatimin ilk yazısına yavaştan başlamanın vakti geldi diye düşünüyorum. Tabii geziden önce ulaşım detayını biraz yazmak istiyorum. Çünkü Meksika'ya giderken A380'e binme fırsatım oldu. Uçak gerçekten çok iyiydi. Neyse başlayalım.

İlk olarak sabah 05:00 uçağı ile Air France'ın Türkiye uçuşlarını gerçekleştiren, Joon Air ile 3,5 saatlik bir yolculuk sonucu Paris Charles De Gaulle Havalimanına indik. Aktarma için bekleme süremiz de 4 saat civarıydı. Bu süre uzun gibi gözükebilir ama havalimanı çok büyük ve transfer için tekrar güvenlikten geçiyorsunuz. Bu süreçler en az 1-1,5 saatinizi alıyor. Onun için çok bekleyeceğim diye düşünmeyin. Biraz yürüyüşün ardından Mexico City uçağının olduğu terminale geldik ve her yerde A380'ler görmeye başladık. Neden bu uçak için bu kadar heyecanlıydım? diye soracak olursanız, hani şu 2 katlı uçaklar var ya, heh işte o uçak bu uçak! Fotoğrafı da aşağıda görebilirsiniz. Bu kadar büyük bir şeyin uçabiliyor olması, insanı hayretlere düşürüyor.


Uçağımıza bindik ve 12,5 saatlik uçuşumuza başladık. Daha önce de bu kadar uzun uçtuğum için artık süre beni pek etkilemiyor. Zaman geçiveriyor. Uçağın içini de dolaşmak eğlenceli oldu. 2. kata filan çıktık. Air France hostesleri hayatımda gördüğüm en kibar ve güler yüzlü hosteslerdi. Uçak içi elektronik aksam biraz eskiydi fakat servis, konukseverlik v.b gibi hizmet konularında benden tam puan aldılar. Uçak kalkarken, uçağın kalktığını anlamıyorsunuz bile, havada da hiç sallamıyor. Fakat inerken sanırım pilot yüzünden olacak ki, biraz sert indi. Özetle A380 muhteşem. Bu muhteşem uçağın üretimi de kısa bir süre sonra duracak ve göklerde süzülen tüm A380'ler de yere konduğunda, bu güzel uçak anılarda yaşayacak. Umarım bu süreç bitmeden bir kere daha binme fırsatım olur.  Sabah 5'te başlayan yolculuğumuz 16:30 gibi Mexico City'de son buldu ve şehre ayak bastık.

Pasaport kontrolünde yüzünüze bile bakmıyorlar. Direkt evrakı verin, giriş damganız vurulsun ve Meksika'ya hoş geldiniz :D Bizim hostelimiz şehir merkezi olan Zocalo'ya çok yakındı. Havalimanından neredeyse her yere metro ile ulaşım var. Metro en kolayı ve en ucuzu ;) 1 metro yolculuğu 5 Peso. Aktarmalara filan da ekstra para ödemiyorsunuz. Metroya girdiğinizde, diğer bir çok dünya ülkesinde olduğu gibi tüm hatlara geçebiliyorsunuz. Nedense bizim ülkemizde 50 hat için 50 kere para ödememiz gerekiyor...

Zocalo Meydanı


Zocalo meydanına geldiğimizde hava biraz kararmıştı ama bir anda çok farklı bir dünyaya çıktığınızı görüyorsunuz. Çünkü yolda gelirken, trenden dışarıya baktığınızda farklı bir şehir, merkezde ise bambaşka bir şehir karşınıza çıkıyor. İlk izlenim olarak benim hoşuma gitti. Ardından hostelimize yürüdük ve Check-in işlemlerini tamamladık. Odamıza geçtik. Burada ucuz olması sebebiyle, yine hostelde kaldık. Kaldığımız Casa Pepe hostel için tıklayınız. Hem merkeze çok yakın, hem de fiyat olarak çevredekilere göre daha uygundu. Ayrıca konaklamaya kahvaltı fiyatı da dahildi. Tavsiye ederim.

Akşam yemeği için dışarıya çıktık ve hostel yakınlarında bir mekana gittik. Burada nachos, pozole ve flautas yedik. Nacho'yu hepiniz biliyorsunuz mısır cipsi, pozole bir çeşit sebzeli/etli meksika yemeği, flautas ise tachonun arasına bir şeyler koyuyorlar ve üstüne de sos döküyorlar. Akşam yemeği iyiydi ben beğendim fakat aramızda beğenmeyen arkadaşlar da oldu. Biz kıyım yaparken bir arkadaşımız bizi izlemek durumunda kaldı. :D :D :D Yemek konusunda hassasiyetleriniz varsa Meksika'da muhtemelen sıkıntı yaşayacaksınız. Şöyle anlatayım, bu arkadaşımızla ilerleyen günlerde yemek yesin diye Burger King'e gittik ve ilk defa birisini Burger King'e götürdüm diye teşekkür aldım. Memleket yemeği gibisi yok. :P :P Bazen memleketi, memleketten 12000 km uzakta bir Burger King dükkanında buluyormuşsun. :D :D

Nacho


Pozole


Flautas


İlk gün olması ve geç saatlere ulaşmamız sebebiyle de hostele geri döndük. Bu arada saat 22:30'dan sonra sokaklar tenhalaşıyor ve pek güvenli değilmiş hissiyatı vermeye başlıyor. O hissiyata kulak verin. İlerleyen yazılarda yaşadığımız bir macerayı yazacağım ve nedenini anlayacaksınız. Uzun bir gün olmuştu ve yarın gezilecek bir çok yer vardı. Farklı bir ülkede bulunuyor olmanın verdiği huzurla gözlerimizi kapattık ve muhteşem bir ertesi güne uyandık. Yine ilerleyen yazılarda farklı bir ülkede olmanın vermiş olduğu sıkıntıyla gözlerimizi kapattığımız günleri de yazacağım. Bu seyahat bir hayli maceralı geçti. İlerleyen yazılarda görüşeceğiz.

Şimdilik hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO


31 Mart 2019 Pazar

Meksika Vizesi Nasıl Alınır?

Herkese merhaba,

Son seyahatim olan Meksika yazılarına başlamadan önce hem ülke hakkında hem de vize işlemleri hakkında bilgi vermek istedim.

Aslına bakarsanız Meksika, Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Vize diye isimlendirebileceğimiz, resmi internet sitesi üzerinden alınan ve bilgilerinizin eksiksiz olarak doldurulması gerektiği bir formu dolduruyorsunuz. Bu formu doldurduktan sonra size pdf formatında bir belge veriliyor. Bu belgeyi bastırıp ülkeye giriş yapabiliyorsunuz.

VİVA MEXİCO!


En önemli kısmı da herhangi bir vize ücreti yok!

BURAYA tıklayarak vize sayfasına ulaşabilirsiniz. Bazen sayfa açılmayabiliyor. Hemen telaşa kapılmayın, 1-2 saat sonra denediğinizde açılacaktır. Seyahat çıkmadan önce de muhakkak son vize bilgilerine ilişkin T.C. Dış İşleri Bakanlığının resmi sitesini ziyaret etmeyi unutmayın.

Gerisi uçağa binip Meksika'ya gitmeye kalıyor. Çok basit işlemler olduğunu belirtmekte fayda var. Ben Meksika'ya Air France ile uçtum. Kampanya döneminde Paris aktarmalı Mexico City'e uçtum ve bilet için 3000 TL gibi bir rakam ödedim. Paris'ten Mexico City'e giderken Airbus A380'e binme fırsatım oldu. Hani şu 2 katlı uçak varya;


İşte bu uçakla uçtuk. Harika bir deneyimdi. Meksika uzun süredir ilgimi çeken ülkelerden birisiydi. Ben, yurtdışı olsun, ne olursa olsunculardan değilim. Belli başlı görmek istediğim yerler var, bu yerleri görmek için seyahat ediyorum. Avrupa ilgimi çekmiyor. Daha çok böyle 3. Dünya ülkeleri ve kültür açısından tarihi zenginlikleri bulunan ülkeleri seviyorum. En azından benim ilgimi çeken kültürler diyelim. Aztek ve Mayalar merak ettiğim kültürlerden 2'siydi. Meksika'da bu kültürlerin bazı tarihi kentlerini görme fırsatı buldum. Piramide tırmandım. Yine bir hastane macerası yaşadık. Daha önce ki hastane macerası için bknz; Phuket Gezisi -2  :D :D Güzel ve oldukça zevkli bir seyahat geçirdik. Tüm detayları yazılarda paylaşacağım. Gitmeden önce çok az da olsa İspanyolca öğrenmek zorunda kaldım. Çünkü İngilizce bilmiyorlar diye duymuştum ve gerçekten de öyleymiş... Meksika görmeye değer bir ülke. İnanılmaz doğal güzelliklere sahip, fırsatınız olursa muhakkak gitmenizi öneririm.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.

Meksika müzikleri de harika :D :D




GEZGİN ŞİŞKO




17 Mart 2019 Pazar

Kahire Gezisi - 4

Herkese merhaba,

Kahire ve Mısır'da ki son günümü bu yazıda paylaşacağım. Bundan sonra da Meksika vize süreci ve gezi notlarını paylaşacağım. Ömür yettiğince ve izinler elverdiğince gezmeye devam :)

Sabah kalktık ve otelin ilerisindeki pastaneden bir şeyler aldık. Ardından Costa isimli mekana gittik ve içecek bir şeyler alıp, kahvaltımızı yaptık. Güzel bir kahvaltının ardından, dünyada görmek istediğim 3 müzeden birisi olan ve Mısır'a gelme nedenlerimin başında bulunan Kahire Müzesine yürümeye başladık. Mısır eserlerinin yüzbinlercesi Kahire Müzesinde bulunuyor. O kadar eser çalınmasına, başka müzelere verilmesine ve hatta Tahrir olayları sırasında yağmalanmasına rağmen yine de 200.000'e yakın eser bulunuyor. Mısır tarihine ilgi duyuyorsanız, hatta cümleyi şöyle düzelteyim; insanlık tarihine ilgi duyuyorsanız muhakkak bu müzeyi görmeniz gerekiyor. İnanılmaz bir uygarlığın tarihine şahit oluyorsunuz.

Kahire Müzesi






Penis bir çok kültürde olduğu gibi burada da bereketi ve bolluğu temsil ediyor... 


Müze giriş ücreti 120 EGP, ayrıca mumyaların bulunduğu özel bir odaya girmek isterseniz de 150 EGP daha ücret ödemeniz gerekiyor. Normalde ayrı ayrı 270 EGP olan giriş ücreti için, 2'li bilet seçeneği var. 240 EGP'ye 2'li bilet alabiliyorsunuz. Pahalı gelebilir fakat inanın ki müzenin en önemli bölümlerinden birisi bu mumya odası. Şöyle düşünün gözünüzün önünde o belgesellerde ve tarih derslerinde ismini duyduğunuz Mısır firavunlarının mumyaları duruyor! İnanılmaz bir şey. Ramses, Hatşepsut, Seti gibi bazı firavunlar da var. İnsanı derinden etkiliyor. Böyle bir şeye şahit olmak, muhteşem bir deneyim.

Ayrıca yine müzenin içinde ek ücret ödenmeden girilebilecek olan, en ünlü firavunlardan Tutankhamun'un hazinesini görebiliyorsunuz. Tarihçesini biraz araştırırsanız, çok tuhaf olaylar var. Bu hazinenin bulunduğu odanın kapısında, firavunu rahatsız edenlere karşı lanetli olduğuna dair bazı ibareler varmış. Haliyle kimse inanmamış fakat mezarı açan işçilerin bir çoğu daha sonra ki aylarda ve yıllarda ölmüşler. Hatta bunca zenginliği keşfetmiş olan arkeolog Howard Carter fakirlik ve sefalet içinde ölmüş. Bunların yanında hazine gerçekten mükemmel ötesi. Bir çoğunuz o ünlü firavun maskesini biliyordur. Resmini aşağıya bırakıyorum. Odada fotoğraf çekmek yasak olduğu için google'ladım. Müzede ağzım açık bir şekilde, yaklaşık olarak 5 saat filan hiç durmadan gezmişim. Daha fazla da gezilebilir. Ayaklarım ve belim ağrıyınca, saate baktığımda farkına vardım ki geç olmuş. :D :D :D

Altın Maske


Bir sonra ki durağa yetişmek adına 16:00 gibi müzeden ayrıldık ve koptik Kahire olarak adlandırılan, Mısır'da yaşayan ve en eski Hristiyan topluluklarından olan Kıptilerin yaşadığı bölgeye gittik. Buranın girişi ve sokakları çok tuhaftı. Yan yana bir çok kilise var ve sinagog da bulunuyor. Ben sinagog için oraya gitmiştim. Rivayet odur ki; Hz. Musa'nın bebekken sepetin içinde bulunduğu yer burasıymış ve yıllar sonra Mısır'a döndüklerinde Yahudiler buraya sinagog yapmışlar.

İşte Kahire böyle bir yer, esrarengiz, tarihteki hikayelerin kalbinde ve binlerce yılın yaşanmışlığıyla mistik bir havası var. Her köşe başında bir hikaye saklıyor. Sevdim ben Kahire'yi, hem de çok sevdim. Bu arada koptik Kahire'ye gitmek çok kolaydı. Tahrir'den metroya biniyorsunuz ve Mar Girgin isimli durakta, bölgenin hemen önünde iniyorsunuz. Hiç taksi filan tutmayın. Direkt atlayın metro ile gidin.

Güzel bir gezinin ardından, akşam vakti yine GAD'a yemek yemeye gittim. Bu sefer feteer diye bir şey yedim. Bizim gözlemenin, içi tıka basa dolu ve kalın halini düşünün. Ayrıca porsiyon da o kadar büyüktü ki; neredeyse patlayacaktım.

Feteer ( 2 kişi rahatlıkla doyabilir )


Bugün Kahire'deki son gecemizdi. Güzel bir uyku çektik. Ertesi sabah tekrar otobüs ile dönüş yolculuğu için Hurgada'ya doğru erkenden yola çıktık. Hurgada'ya vardığımızda, eski kaldığımız otele çantalarımızı bıraktık. Sağ olsunlar kabul ettiler ve uçak saatine kadar çantalarımıza baktılar. Akşam uçak saati geldiğinde, taksi ile havalimanına geçtik. Taksi ücreti olarak 80 EGP ödedik.

Bu arada havalimanında alkol fiyatları bizim ülkedekinden daha uygundu. Mesela bizim burada 23 € olan bir içki orada 19 $'dı. Yani havalimanında alkol fiyatlarına bir göz atmanızda fayda var. Güzel bir uçuşun ardından memlekete döndük.

Yıllardır hayalini kurmuş olduğum bir geziyi daha tamamlamış olmanın verdiği huzurla, en sevdiğim mekan olan havalimanından eve doğru tekrar yola koyuldum. Mısır gerçekten güzeldi. Ben herhangi bir büyük sorun yaşamadım. Sadece taksi kullanmamaya çalışın. Toplu taşıma ile işinizi halledin ve çakal bakkalara da güvenmeyin. Bir çok 3. Dünya ülkesinde olduğu gibi burada da sizi kazıklamaya çalışan çok oluyor ama gülün de dikeni var. Bunlar yaşanıyor diye gezmek istediğimiz yerlerden vazgeçecek değiliz.

Seyahat etmek için bazı şeylerden vazgeçmeniz gerekebilir. Mesela konfor alanınız, mesela günde 2 paket olan sigaranızın 1 paketi veya bunun gibi bazı şeyler. Gerçekten seyahat etmek istiyorsanız, önünüzdeki tek engel siz olabilirsiniz. Hayallerinizden vezgeçmeyin ve sımsıkı sarılın. Hayat her şeye rağmen çok güzel, sağlığınız yerinde olduktan sonra her şeyin çözümü vardır. Yeter ki isteyin ve kararlı olun.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

7 Mart 2019 Perşembe

Kahire Gezisi - 3

Herkese merhaba,

Sabah erkenden kalktık, kahvaltımızı ettik ve yine yollara düştük. Sarı bir şehir Kahire, eski ve huzurlu bir yer diyebilirim. Kahire'yi bir müzik aletine benzet deseler, sanırım Ud'a benzetirim. Öyle dingin, öyle derinden bir sesi var. İnsanı içine çekiveriyor.

Bugün ilk durağımız Halil Rıfat Cami ve Sultan Hassan Cami oldu. Bu 2 cami yan yana ve oldukça heybetli bir güzellikleri var. Kahire'ye giderseniz uğramanızda fayda var. Camilere girişte 60 EGP ücret ödüyorsunuz. Ben ödememek için '' Yahu biz de müslümanız ehe ehe '' dediysem de olmadı... Yemediler!

Halil Rıfat Cami ve Sultan Hasan Cami



Buranın ardından Kahire Kalesine geçtik. Fakat harita üzerinde yakın gözüken kaleye gitmek için taksiye binmeniz gerekiyor. Çünkü camilerin olduğu taraftaki kapı kapalı. Taksi ile diğer kapıya gitmek için 20 EGP ödeyeceksiniz ve Selahaddin Eyyubi'nin yaptırdığı yüzyıllardır Kahire'nin tepesinde duran ve onlarca savaş görmüş Kahire Kalesine girebilirsiniz artık. Kahire Kalesinin dili olsa da konuşsa neler anlatır acaba diye düşünmüyor değilim... Keşke bazı yapılar konuşabilseydi. Belki konuşuyorlardır da biz yeterince anlayamıyoruz, bilemiyorum. Kaleye giriş ücreti 100 EGP ve içeride bir çok yapı var. Ben en çok Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın yaptırdığı cami'yi görmek için gittim diyebilirim. Fakat biraz kızdım doğrusu. Çünkü cami resmen harap halde. Osmanlı'dan sonra ki Mısır tarihine bakarsanız Kavalalıların ne kadar önemli bir yer tuttuğunu görebilirsiniz. Cami de, Kahire'de ki bu formda gördüğüm nadir camilerden birisiydi. Nasıl bu kadar bakımsız olabiliyor, anlamakta güçlük çektim. Ne olursa olsun, tarih bu... Tarihle intikam mı alınır? Ne kadar kızdıysam fotoğraf filan çekmemişim :D :D

Kaleden çıktık ve El Ezher Park'a gittik. Yine taksi ile gitmek zorunda kaldık. Çünkü niye gitmeyelim :D :D Zaten ucuz ve 3 kişiyiz. Taksi ücreti 50 EGP tuttu. Parka giriş ücreti de 15 EGP. Değer mi? Değer, hem de sonuna kadar değer. Kahire'de en beğendiğim yerlerden birisi bu parktı. Keyifle vakit geçirebileceğiniz, sessiz sakin ve nezih bir ortamı vardı. İçinde çok güzel restoran ve kafeler de var. Hoşunuza gideceğinden eminim. Parkın ardından ismini aldığı El Ezher Cami'ne geçtik. El Ezher'i az çok İslam camiasından bilirsiniz. Hani şu en ünlü İslam alimlerinin çıktığı, 10-15 yıl öncesine kadar din ile ilgili neredeyse tüm önemli kararların alındığı yer.

El Ezher Cami



Cami'ye girerken sizi hicap kurallarına göre modifiye ( bknz yukarıdaki fotoğraf ) ediyorlar. Kadınlara çarşaf giydiriliyor. Pantolon varsa hemen kapıda çeviriyorlar. Etek, çarşaf filan giydiriliyor. İçerisi gerçekten huzur vericiydi. Kahire'de gördüğüm en temiz yerdi. Bembeyaz fayanslarla döşeli bir avlu, avlunun 4 yanında kapılar ve içeriye girdiğinizde, gruplar halinde hocalarının etrafına oturmuş sohbet eden, dinleyen öğrenciler görüyorsunuz. Burada biraz zaman geçirdikten sonra Han El-Halili'ye geçtik. Eskiden Mehmet Akif Ersoy'un ve edebiyat dünyasından bir çok yazarın zaman geçirdiği El Fishavi isimli kafede oturup bir kahve içtik. Ben içmedim ya kahve sevmem... Ben ananaslı schwepper içtim. Dünyanın en güzel içeceği bu demiş miydim? Demişimdir muhtemelen ama çok güzel yaaa! Daha sonra İslamik Kahire'nin en ünlü caddesi olan Moez caddesini yürüdük ve bu bölge çok hoşuma gitti. Çok eski, mistik bir havası vardı. Ardından metroya bindik ve otelimize doğru yola koyulduk. Metro ücreti 3 EGP ve gayet uygundu. Otelimize kısa bir sürede ulaştık.

Bu yorucu günün ardından yatağa uzandım ve dinlenirken, bir anda hayatımda duyduğum en güzel Kur'an sesini işittim. Yerimden kalktım, balkonun kapısını açtım ve bir sandalye çekip oturdum. Kahire sokaklarını ve bu güzel sesi dinledim bir süre. Bir ara sesi videoya almaya çalıştım ama tekrar dinlediğimde, ne o tınıyı ne de o an ki duyguyu hissedebildim. Bazı şeyler yerinde ve zamanında güzel oluyor. Dua bittiğinde yatağıma döndüm ve uykuya daldım.

Uzun bir süredir yazamıyorum. Meksika seyahatine gittim. Bir sonra ki seri yazım Meksika ile ilgili olacak. Öncelikle son Mısır yazımı da tamamlamam lazım :) Kısa bir sürede tamamlarım ve Meksika anılarımı yazmaya başlarım. Neler oldu neler :D :D :D

Bir sonra ki yazımda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

12 Ocak 2019 Cumartesi

Kahire Gezisi - 2

Herkese merhaba,

Güzel Kahire'de yeni bir güne uyandık ve bu şehri gerçekten çok beğenmiştim. Belki siz beğenmeyebilirsiniz ama ben bu tarz nevi şahsına münhasır, dünyanın başka şehirlerine benzemeyen yerleri severim. Kahire de öyle bir yer işte. Tıpkı İstanbul, Marakeş, Varanasi, İsfahan, Kyoto gibi ruhu var. Farklı bir şehir ve insanı içine çekiyor.

Bugün ki planımda Giza Piramitlerine gitmek vardı ve 3 kişi olduğumuz için en kolay yolun taksi ile gitmek olduğuna karar verdik. Kolay deyince de yanlış anlaşılmasın, yabancı bir ülkedeyseniz, taksiciler her zaman sıkıntılı tiplerdir. Her neyse biz taksimizi çevirip adamla konuştuk ve 50 EGP'ye anlaştık. Ardından piramitlerin olduğu bölgeye gittik. Şaka Şaka :D :D Tabii ki de bizi dolandırmaya çalıştı. Çakal taksicimiz Kıpti'ymiş yani Kahire'nin Hristiyan kesiminden. En başlarda çok da sevecen bir tipti. Ta ki Nil Nehri'ni geçip, bir ara sokağa dalıp; '' Giza Piramit burası'' diyene kadar. Mısır'da yaşayıp, 20 yıllık taksici olup, Giza Piramitlerini bilmiyorum numaraları çekmek biraz yüzsüzlük oldu doğrusu...

Aracı otelin önüne çekti ve burası diye gösterince, otelin önünde bekleyen bir eleman taksiye yaklaştı. Tipimi görünce önce arapça, daha sonra İngilizce sordu, ben de olayı anlattım. Taksicinin bizi kandırmaya çalıştığını ve Kahire'de yaşayan bir kişinin piramitlerin yerini bilmiyor olmasının imkansız olduğunu, bu çevirdiği ayak oyunlarını yemediğimi söyledim. Bu arada taksicimiz İngilizce bilmiyormuş numarası yapmaya başladı... Yersen!

Yanımıza gelen adam taksiciye bir şeyler anlattı. Sonra tekrar yola çıktık. İngilizce bilmeyen taksicimiz, arka arkaya 4-5 ingilizce cümle kurdu... Ben kendisine 50 EGP'nin üstünde herhangi bir ücret ödemeyeceğimi söyledim ve yola devam etti. Yolda 1-2 kere daha aynı numaraları çekince, ben sinirlendim ve adama bağırdım. Sonra piramitlerin önüne götürdü, parasını verdim ve indik. Kahire taksicileri de bizim taksiciler gibi anlayacağınız. Neyse ki taksicilerin her türlü ayak oyunlarını bir çok ülkede gördüm. Yani yemezler!

Her neyse hedef bölgemize ulaştık. Bu arada piramitler öyle şehrin dışında filan değil. Arkadaşlarım, şehrin dışında, çölün ortasında bir yer bekledikleri için köşeyi döndüğümüzde karşımızda dağ gibi piramitleri görünce biraz şaşırdılar. Ben zaten şehrin içinde olduğunu biliyordum ama köşeyi döner dönmez o dev gibi yapıyı görünce yine şok oldum. İnanılmaz bir büyüklüğü var. Gerçekten dağ gibi ve ne kadar video izlerseniz izleyin, bunu hayal edebilmeniz pek mümkün değil.

Giriş ücreti olarak 120 EGP ödedik. Piramitlerin olduğu bölge çok geniş. Hem içeri giriş için hem de piramitlerin içine giriş için para ödemeniz gerekiyor. Yani bu 120 EGP'ye piramitlerin iç kısmına girmek dahil değildi. Piramitlerin içi de öyle çok geniş bir alan değil, kapıları filan dar ve bazı piramitlere girerken, dizlerinin üstünde emekleyerek giriliyor. Bu durum beni pek açmadığı için, piramitlerin içine girmedim. İçinde hiçbir şey olmayan bir yere girmek de anlamsız geldi. Piramitlerin etrafını da yürüyerek gezdik. Piramitlerin arasında biraz mesafe var. Yani fotoğraflardan görüldüğü gibi yakın değiller. Giderken muhakkak rahat bir ayakkabı giyin ve uzun kollu ince bir şeyler giyin. ''Neden uzun kollu yahu o sıcakta uzun kollu mu giyilir?'' dediğinizi duyar gibiyim. Piramitlerin etrafında daha önce görmediğim küçücük böcekler var ve ısırıyorlar. O kadar küçük şey nasıl böyle güçlü ısırıyor bilmiyorum ama bayağı rahatsız ediyor. 1-2 kere değil, 10'larca defa ısırıldık. Üstünüze bir şal da alabilirsiniz, o da çözüm sağlayacaktır.

Giza Piramitleri








Biz piramitlerin etrafında 5 saat filan dolaştık. Her açıdan piramitleri gördük. 3 tane büyük piramit var. Keops ( Khufu ), Kefren ( Khafran ) ve Mikerinos ( Minkaura ) . Bu piramitler dönemin firavunlarının isimlerini onurlandırmak adına yapılmışlar. Bir çok teori de var. Şimdi bu teorilere girersek yazı acayip sıkıcı bir hal alır. Elektrik üretiyormuş, gök cisimlerini incelemek için yapılmış, uzaylılar yapmış, geceleri ışık saçıyormuş v.b bir sürü teori var.

Piramitler ilk yapıldığı dönemlerde üstlerinde bir kaplama varmış ve dış yüzeyleri şuan olduğu şeklinde merdiven gibi değilmiş. Düz bir şekilde tepeden aşağıya doğru eğim gösteriyormuş. Fakat zamanla bu kaplamalar parçalanmış ve Keops piramidinin tepesinde gördüğünüz o çıkıntılı kısım kalmış. Mikerinos piramidinde de yine kaplamalar görülebiliyor. Çok etkileyici ve büyüleyici yapılar. Bizim bildiğimiz anlamda teknoloji olmadan, o dönemde böyle yapıların inşa edilmiş olması insanı gerçekten derinden etkiliyor.

Tarihe sırtınızı dayamak ve biraz etrafı izlemek, inanılmaz bir huzur veriyor. Bu arada gittiğinizde at, deve filan göreceksiniz. Sizi bu hayvanlara binmeniz için ikna etmeye çalışacaklar ve çok ısrarcılar. Ben binmedim. Çünkü, herhangi bir hayvana binme fikri hoşuma gitmiyor. Hem ticari açıdan kullanılıyor olmaları, hem de başka bir canlının üstünde olma hissi hoşuma gitmiyor. Tabi siz isterseniz binebilirsiniz. Biz etrafını yavaş yavaş yürüyerek 5 saatte filan gezebildik. İyi ki de yürümüşüz. Yürümek en güzel şey. Bir şehri ve bölgeyi ancak yürüyerek veya bisiklet ile keşfedebilirsiniz. Diğer araçlar, biraz hızlı oluyor ve anı kaçırıyorsunuz.

Son olarak sfenk'si gördük ve piramitlerin alt kapısından çıktık. Piramitlerin hepsini ve sfenks'si gören bir restorana oturduk ve yemek yedik. Ben mumbar ve Davud Paşa köfte diye bir şey yedim :D :D :D Çok da lezzetliydi. Ardından tekrar dışarıya çıktık ve taksiciler ile savaşımız başladı. 200 EGP fiyat çekeni bile gördük... En son yoruldum ve 80 EGP'ye anlaştım. Bu adam dürüst ve düzgün birisiydi. Hiçbir numara çekmeden Tahrir Meydanına götürdü. Bu arada sfenks'in olduğu kapı bölgesi gerçekten çok berbat bir yer. Eğer eşinizle filan gidecekseniz, muhakkak Keops piramidinin olduğu kapıdan girin ve çıkın. Bu taraf pek güvenli gibi durmuyordu.

Tahrir Meydanına geldiğimizde saat 17.00 civarıydı ve iyi ki de dün akşam bize satmaya çalıştıkları, tüm piramitlerin olduğu turu almamışız dedim. Çünkü buraya 2 saat filan yetmez. Yürüyerek gezmeniz ve seyrederek anı yaşamak istiyorsanız 2 saat çok ama çok kısa bir süre. Gerçekten büyük bir yer ve hepsini aynı fotoğraf karesine sokmak için bile 10 - 15 dakika yürümeniz gerekiyor. Taksiden inince otelimize gittik ve biraz dinlendik.

Akşam tekrar acıktık ve otelin bir üst sokağında GAD diye bir restoran vardı. Bu restoranı Hurghada'da görmüştüm ve girmeyi kafaya takmıştım. Burası da bir başka şubesiydi. Yemekler çok lezzetli ve çok ucuz. İçeride bizden başka turist yoktu ve diğer turistik mekanlardaki gibi + vergi + servis ücreti filan almıyorlar. Daha sonra anlayacağım üzere GAD isimli ve konseptli bir sürü restoran var ama hepsinin menüsü aynı değil. Benim gördüğüm en güzel menüsü olan yer burasıydı. '' Biz nereden bulacağız? '' diye soracak olursanız, tıklayın.

Yemeğin ardından tekrar otelimize döndük ve ilk günün yorgunluğuyla yatağıma uzandım. Uzun zamandır hayalini kurduğum piramitleri görmüş olmanın verdiği huzur ve mutlulukla, hemen uyuyakalmışım. Güzel Kahire'yi ertesi gün keşfedecek ve sokaklarında uzun uzun yürüyecektik.

Bir sonra ki yazımda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

Mexico City Gezisi - 3

Herkese merhaba, Sabah 04.00'da uyandım. Sanırım biyolojik saatim hala Meksika saatine alışmamıştı. Bugün akşam saat 19.45'te uçağ...