23 Nisan 2017 Pazar

Hong Kong Gezisi - 2

Herkese Merhaba,

Öncelikle herkesin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlarım. Yazıma başlamadan önce Atamızın şu sözünü tekrar hatırlatmak isterim;

"Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol..."


Sabah erkenden yollara düştük. Rotamızı ilk olarak Onbin Buda Manastırına çevirdik. Manastıra gitmek zor değil. Metro hattında Sha Tin istasyonuna geldiğinizde, biraz tırmanışın ardından manastıra ulaşabiliyorsunuz. Ben manastırı beğendim. Hong Kong'a gittiyseniz muhakkak görmeniz gerektiğini düşünüyorum. Gezilecek yerler listenize alabilirsiniz. Manastırın içinde fotoğraf çekmek yasak. İçerisi gerçekten çok etkileyici, binlerce küçük Buda heykelciğinin bulunduğu hoş bir yer. Gördüğüm diğer Budist tapınaklarından farklıydı.

Ten Thousand Buddhas Monastery






Manastırı gezdikten sonra, metro istasyonuna geri döndük ve Ngong Ping 360'a gittik. Ngong Ping 360, Lantau adasına sizi ulaştıran teleferiğin adı. Lakin, gittiğimizde onarım çalışmaları vardı. Maalesef ki binme fırsatımız olmadı. Otobüs ile tekrar şehir merkezine döndük ve Victoria Peak'e, planladığımız saatten daha erken bir zamanda gitmeye karar verdik. 

Bu arada şehre gittiğinizde muhakkak Octopus Card almanızı öneririm. Zaten ilgili kartı almadan, otobüslere binmeniz pek mümkün değil. Kart için 50 HKD gibi bir depozito alınıyor, kartı teslim ederken bu depozitoyu, 9 HKD kesinti yaparak iade ediyorlar. Kartı havaalanında teslim edebiliyorsunuz. 

Victoria Tepesine çıkarken, tarihi füniküleri kullandık. Fünikülere gidiş yolunda, Hong Kong adasında yüksek binaların arasından yürüyerek geçtik. Hayatımda gördüğüm en çılgın görüntülerden bir kaçına burada şahit oldum. O zenginliğin, şatafatın içinde insanlar lüks markaların mağazalarının önüne çadır kurmuşlar. Kartondan odalar yapmış. Şok oldum... Fünikülere ulaştığımızda, yukarıya çıkış fiyatı 75-85 HDK arasında fakat, octopus kartımız olduğu içi 45 HKD ödedik. Aynı şey otobüslerde ve metroda da geçerli. Bu kartı almadan binerseniz, çok daha fazla ödeme yapıyorsunuz. Zaten yaptığı indirimlerle, 9 HKD ücreti amorti ediyor ve kara bile geçiyorsunuz.

Victoria Peak ve Hong Kong Adası









Victoria Peak, şehri yukarıdan görebildiğiniz bir yer. Size tavsiyem, en tepedeki paralı yere boşuna ücret ödememeniz. Albert Path isimli yolu takip edin ve yukarıdaki fotoğrafı çektiğim yere ulaşacaksınız. Hem güzel bir yürüyüş oluyor, hem de paranız cebinizde kalmış olur. Manzara muhteşem ve nefes kesici. Biz aşağıya inerken yürümeyi tercih ettik. Uzun ve eğlenceli bir yürüyüş oldu. Manzara eşliğinde tepeden aşağıya yürüdük. İsterseniz, çıkarken de yürüyebilirsiniz ama yorucu olacağını düşündüğümüz için biz füniküleri tercih ettik. 

Otelin bulunuyor olduğu yere, metro ile gittik. Bu arada metro istasyonunda Yoshinoya vardı. Japonya'da en çok beğendiğim restoran zincirinin burada da yeri varmış. Sevinçten ölecektim :D :D Koşa koşa gittim, karnımızı doyurduk ve sokaklarda biraz dolaştıktan sonra kaldığımız yere döndük. Sabah erken saatte uçağımız vardı. 

Bir sonra ki rotamız, Tayland'ın başkenti Bangkok'tu. Bangkok'tan büyük bir beklentim yoktu. Fakat, beklentilerimin üstünde eğlenceli bir şehirle karşılaşacağımı nereden bilebilirdim ki... 

Genel olarak, Hong Kong şehirleşmenin dibine kadar hissedildiği, bir o kadar da ara sokaklarının bu şehirleşme ile tezat oluşturduğu tuhaf bir yer. Gördüğünüz diğer şehirlere gerçekten benzemediğini belirtmeliyim. Dışarıdan bakıldığında koca bir taş yığını. Ara sokaklarına girildiğinde ise, o filmlerde gördüğünüz Çin sokaklarındaki yaşamı görebiliyorsunuz. 2 gün, Hong Kong için yetecektir. Fazlası insanı sıkabilir. 

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.



GEZGİN ŞİŞKO

15 Nisan 2017 Cumartesi

Hong Kong Gezisi - 1

Dostlar Merhaba,

Uzun bir süredir planladığım Asya seyahatimin ilk rotası Hong Kong'du. Uçak biletimi Eylül ayında satın almıştım. Hong Kong Gidiş - Singapur Dönüş aktarmasız uçuş, 1700 TL civarında bir rakama denk gelmişti. Kampanya döneminde uçak bileti yakalamanın faydalarını bir kez daha görmüş oldum.

İstanbul'dan 9 saatlik uçuş ile Hong Kong'a ulaşıyorsunuz. Havaalanından şehir merkezine A21 numaralı otobüsler ile 33 Hong Kong Dolarına (HKD) gidebiliyorsunuz. Tren veya taksi seçenekleri çok daha pahalı. Bizim ineceğimiz yer Tsim Sha Tsui'ye çok yakındı ve kaldığımız yer bu bölgedeydi. 45 dk yolculuğun ardından şehir merkezine ulaştık. Dünyanın en fazla gökdeleninin olduğu bu şehir, cidden bu unvana hakkını vermiş... Her yer gökdelen. Şehirleşmenin doruk noktasının yaşandığı yerlerden birisi diyebilirim. Sizi rengarenk sokaklar, ışıl ışıl caddeler ve kıyamet kadar kalabalık bir şehir bekliyor. Sıkı durun!

İnternetten kalacak yer bakarken, bütün odaların küçücük olduğunu görmüştüm ama kalacağım yeri görünce şok geçirdim. 4 kişinin aynı anda odaya girmesi mümkün değildi. Yatak, 2 duvarın arasında sıkıştırılmıştı resmen :D :D ama yine de güzel bir deneyim oldu.

Yatağımdan Çektiğim Fotoğraf :D :D 


Kaldığımız Binanın İçi


Hemen eşyalarımızı bırakıp, kendimizi sokaklara attık. Konukevi'ne yerleştiğimizde saat 19:00 - 20:00 sularındaydı. Kaldığımız yerden çıkıp limana doğru gittik. Tsim Sha Tsui limanından Hong Kong adasını görebiliyorsunuz ve saat 20:00'da ışık gösterisi oluyor. Daha önce bu bilgiyi internette okumuştum. Onun için koştura koştura limana gittik ve ışık gösterisini izlemeye gelen kalabalığın içine karıştık. Manzarayı ilk gördüğümde bir hayli şaşırdım. Şehirleşmenin bu kadar net görüldüğü bir manzaraya daha önce şahit olmamıştım. Bu kadar yüksek binaların olduğu yerleri pek sevmem. Ben genelde doğa ve kasabamsı yerleri severim. Buna rağmen beni o görüntü etkiledi diyebilirim. Işıl ışıl bir cümbüş var karşınızda ve biraz oturup hayallere dalmamak mümkün değil.
- Oturacak yer mi?
Yok canım ne oturması, ayakta duracak yer bulursanız yine iyi... Neyse ki biz bulduk. Bir süre manzarayı izledik.

Hong Kong Adası


Ardından Night Marketlerin bulunduğu bölgeye doğru yürümeye başladık. Şehrin bir çok yerinde Night Market var. Tabii oraları da tıklım tıklım. Kocaman binaların arasına tezgahlar kurulup, değişik değişik yemekler satılıyor. Sağlıklı olduğu da pek söylenemez. Malum şehrin adında bir de grip olduğunu düşününce, hijyenden bahsetmek çok kolay bir şey değil. Neyse, hijyeni unutun. Burası cidden fantastik bir yer. Burada bir çok yiyecek denedim. Hepsinin tadı aynıydı. Acılı dediğinizde bir sos var, ne isterseniz o sosun içine atıyorlar. Böylece bütün yiyecekler de aynı tada sahip oluyor. Domuz işkembesi gördüğünüzde mümkünse dükkanlara yaklaşmayın. Bazı dükkanlarda hoşunuza hiç gitmeyecek kokular burnunuza gelebilir.

Night Market




Hong Kong, çılgın bir şehir. Akşam yemeklerimizi yedikten sonra kalacağımız yere gittik ve yol yorgunluğu ile uykuya daldık. Malum, yarın da gezeceğimiz yerler vardı. Bir sonra ki yazıda 2. günü de paylaşacağım.

O gece, farklı bir şehirde uyumuş olmanın verdiği huzurla uykuya daldım. Ne zaman seyahate çıksam, her gece gördüğüm rüyalar kafamın içini terk eder. Beni tarifi mümkün olmayan bir huzura doğru iter. Her gece rüya gören birisi için, bu rahatlamanın değerini hangi kelimelerle anlatayım, bilemiyorum...

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


NOT: YARIN OY KULLANMAYI UNUTMAYIN!!!


GEZGİN ŞİŞKO

2 Nisan 2017 Pazar

Yazd - İsfahan Son Gün

Merhaba Arkadaşlar,

Uzun süredir yazamıyorum. Fakat, geçerli sebeplerim var. Bir Güneydoğu Asya'yı görüp geldim. :D :D Bu son İran yazımdan sonra Asya seyahatimin detaylarını, 5 ülkelik güzel bir yazı dizisiyle paylaşıyor olacağım.

Sabah erkenden uyandık. Öğlen saat 13:00'da otobüsümüz vardı ve İsfahan'a geri dönecektik. Ardından da sabaha karşı İstanbul uçuşumuz gerçekleşecekti.

Kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı fiyata dahilmiş. Gerçekten fiyatlar uygun ve ucuz bir ülke olduğunu tekrar belirtmek isterim. Kahvaltının ardından Dolat Abad'a gittik. Burası, Yazd şehrindeki en büyük badgir'in bulunduğu bir bahçe. İçerisi huzurlu ve tipik İran bahçe düzenlemesini burada görebiliyorsunuz. Huzurlu ve hoş bir yer. Ayrıca bir Badgir'e içeriden bakma fırsatını da elde ediyorsunuz. Giriş ücreti olacak 15000 Tümen ödedik. İçeride çok tuhaf bir çeşme vardı. Aşağıda fotoğraflarını görebilirsiniz. Çok hoşuma gitti. Sırf meraktan sanırım 1,5 lt civarı su içmişimdir. :D :D :D

Dolat Abad Badgir





Çeşme


Ardından taksi ile Ateşkadeh'e gittik. 6000 Tümen tuttu. Ateşkadeh'de 700 yıldır hiç sönmeyen, Zerdüştler için kutsal olan ateşi gördük. Ayrıca içeride Zerdüştlük dinine mensup insanların yaşamları, kutsal kitapları olan Avesta, kılık kıyafetleri ve Avesta'dan gatalar dinletiliyor. Farklı ve tarifi mümkün olmayan bir deneyim olduğunu belirtmeliyim. Bu arada içeriye giriş ücreti 8000 Tümen.

Ateşkadeh






Ateşkadehi ziyaret ettikten sonra, otele çantalarımızı almaya gittik. Daha önceden anlaştığımız taksicimiz otelde yoktu. Önceden dönüş parasını kendisine ödemiştim ama yine de gelmemişti. Gerçi taksici de suç yok. Ben fazla iyi niyetli davranmışım. Neyse ben bir şey kaybetmedim, üstüne üstlük güven üzerine güzel de bir ders almış oldum. :D :D Fazla sorun etmeden, yeni bir taksi bulduk ve 10000 Tümen'e otobüs terminaline gittik.

Otobüsümüz tam zamanında kalktı. Yazd'a geldiğimiz otobüs şoförü ile tekrar İsfahan'a döndük. Hayatımda o zamana kadar gördüğüm en felaket otobüs kullanan kişiydi diyebilirim. Akşam İsfahana ulaştığımızda, taksi ile şehir merkezine geçtik. Taksi ücreti 15000 Tümen tuttu. İsfahan'da biraz dolaştık, bir şeyler yedik ve havalimanına geçtik. Şehir merkezinden, havalimanına 35000 Tümen taksi ücreti ödedik.

Dış hatlara gittiğimizde havalimanı kapalıydı. Gece saat 01:00'da açılıyormuş. Biz de iç hatlara yürüdük ve orada takıldık. Zaten 2 bina yan yana ve yürüyerek gidebilirsiniz. İran çok güzel bir ülke ve insanları sevecen, güler yüzlü, cana yakın. Hele ki Türkiye'den geldiğinizi öğrendiklerinde çok mutlu oluyorlar ve hemen muhabbet kurmaya çalışıyorlar. Dışarıdan anlatıldığı gibi korkunç bir yer asla değil. Haberlerin abarttığı yer İran değil... Orası, habercilerin kendi hayallerinde kurguladıkları, koca bir hapishane. Oysa ki gerçek İran; güzel insanların yaşadığı, herhangi bir güvenlik problemi olmayan, tarihe saygılı ve Turistlere karşı hoşgörülü davranan insanların bulunduğu bir coğrafya. Ayrıca bize de çok yakın, vize istemiyor ve ucuz bir yer. Uçak biletleri çok pahalı değil. Durmayın, çekinmeyin ve bir bilet alıp yolculuğa başlayın...

Yollar size ummadığınız güzellikler sunacak ve bir kere seyahat etmeye başladınız mı, Dünyanın ne kadar güzel bir yer olduğunu göreceksiniz. Keşfetme arzunuz asla bitmesin.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın...


GEZGİN ŞİŞKO

11 Şubat 2017 Cumartesi

Yazd Gezisi

Herkese Merhaba,

Sabah uyandık ve taksi ile Sofe Terminal'ine gittik. Otobüs ile Yazd'a geçecektik. Terminalden sürekli Yazd'a gidecek otobüs bulmak mümkün. Biz HamSafar isimli firmayı tercih ettik. Size de tavsiye ederim. Otobüsleri konforlu diyebiliriz. Tabii son model bir otobüs beklemeyin. Malumunuz İran'a ambargo devam ediyor ve yeni otobüs bulmak neredeyse imkansız...

İsfahan - Yazd arası otobüs bileti fiyatı 260000 Riyal ( 25-26 TL ) tuttu. Yolculuk 4 saat sürüyor. Yazd'a yaklaştıkça her yanınızı çöl kumları kaplamaya başlıyor. Yazd, çölün ortasında bir şehir ve tarih boyunca savaş görmediği söyleniyor. Bu nedenden ötürü de tarihi yapısını olduğu gibi korumayı başarmış ve ara sokaklar size muhteşem görüntüler sunuyor. Ayrıca burası Zerdüştlüğün dini başkenti diyebileceğimiz bir yer.

Şehre vardığımızda üzerimize 5-10 taksici hücum etti. Müşteri kapma telaşı içindeydiler. Biz uzak olan terminale gittik. Bu terminalden şehir merkezine taksi ücreti 150000-200000 Riyal gibi bir şey tutuyor. Bir tanesi ile konuştuk anlaştık. Ardından dönüş için otobüs biletlerimizi de ertesi gün 13:00'a aldık. Taksici bize otel konusunda da yardımcı olabileceğini iletti. Kişi başı 10$'a, 3 kişilik bir oda ayarlayabileceğini söyledi ve fotoğraflarını gösterdi. Ben de yerini haritadan gösterdikten sonra, fiyatı kabul ettim. Odaya kahvaltı dahildi. Otel güzeldi ve hoşuma gitti diyebilirim. Fakat, gittiğimizde otelin sahibi tutarın 40$ olduğunu söyledi. Arada çok bir fark yoktu fakat ben yine de bu fiyata kalmayacağımızı ve bize söylenen fiyatın 30$ olduğunu belirttim. Oteli de çok beğenmiştim ve başka otel aramakla uğraşmadan, çantalarımızı bırakıp hemen güzel Yazd sokaklarına kendimizi atmak istiyordum. Kısa bir pazarlık sonucu 35$'a anlaştık ve odayı tuttuk. Yazd'da 2 tane terminal var.

Bu arada otelde kalırken 3 kişiden 1 tanesi kadındı ve beraber aynı odada kalmamız sorun çıkarmadı. Daha önce yazdığım gibi bu konular çok abartılıyor.... Biz gezgin olarak hiçbir sıkıntı yaşamadık. Haberlerde söylenenlere de fazla inanmayın yani :) :) Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra dışarıya çıktık ve Yazd'ı gezmeye başladık. Otelimiz, eski şehir merkezinin olduğu yerdeydi ve o muhteşem ara sokaklardan birisindeydi. Sokaklar sessiz, sakin, otantik, sanki bir labirentte ilerliyormuş hissine kapılıyor insan. Muhteşem bir his uyandırıyor insanın içinde. Sanki film setindesiniz veya Counter Strike'ın içine girmişsiniz gibi tuhaf duygular yaşıyorsunuz :D :D Ara sokaklarda kaybolmanın keyfi için bile bu şehre gelinebilir demeye dilim varmıyor. Çünkü, her bir köşesinde tarihten izler ve Zerdüştlüğün eserleri bulunuyor. Her yeri farklı bir güzellikte.

Sokaklar








Ara sokaklarda gezdikten sonra Cuma Cami'ne gittik. Cami'ye giriş 80000 Riyal. Bu cami'nin özelliği, İran'da bulunan en uzun minareli cami olmasıymış. Zaten Yazd'a gidip bu camiyi görmemek mümkün değil. Bütün sokaklar Cuma Cami'ne çıkıyor. Cami'den çıktıktan sonra her ülkede karşılaştığım üzere, İran'da da panayır'a denk geldim. Çeşit çeşit İran yemekleri ve bir sürü ıvır zıvır vardı. Panayır'ın içinden yürüyerek Amir Çakmak Kompleksine doğru gittik. Ardından şehrin simge yapılarından saat kulesini gördük.

Cuma Camii ve Saat Kulesi





Güneş batmadan önce Dakhme - Sessizlik Kulelerine giderek, güneşi orada batırmayı planlamıştım. Dakhme, Zerdüştlük dinine mensup kişilerin ölülerinin, akbabalar tarafından yenmeleri için sunulduğu yer. Zerdüştlük dininde su, ateş, toprak ve hava kutsal olduğu için ölüleri gömmek, yakmak, denize atmak gibi eylemler yapılmıyormuş. Bu nedenle Zerdüştler buraya getiriliyor ve Sessizlik Kulelerine bedenleri bırakılarak akbabalar tarafından yenmesine müsaade ediliyormuş. Lakin 1960'lı yıllarda bu yasaklanmış. Artık Zerdüştler de ölülerini gömmek durumundalar. Fakat, bu mistik havayı koklamak ve kulelerin içine girmek mümkün. Şehirde bulunan en önemli yerlerden birisi burasıydı. Zerdüştlük hakkında genel bilgi almak için tıklayın. Bu yapıların Dünya - İran tarihi açısından ne kadar önemli bir yer olduğunu anlayabilirsiniz.

Dakhme - Sessizlik Kuleleri









Güneş battıktan sonra şehir merkezine geri döndük. Taksi ücreti gidiş - dönüş 300000 Riyal tuttu. Fakat daha uygun bir fiyata da gitmek mümkündür. Gördüğünüz taksiciler ile pazarlık yapın muhakkak. Biz, bizi otele getiren taksici ile anlaştık. Fazla uğraşmamak için bu fiyatı kabul ettik. 1 saat o çevrede dolaştık ve bizi beklemesi de fiyata dahildi. Bölge şehrin biraz dışında. Taksiden başka bir seçenek yok diyebilirim.

Tekrar şehir merkezine döndük ve restoranın birisine girdik. Restoranı çok beğendim. İçerisi, otantik ve muhteşemdi. Eski bir hamam'dan restorana çevirmişler. Çok hoş bir yerdi. Bölgede böyle bir çok restoran bulmanız mümkün. Fiyatlar, İran'a göre bana biraz pahalı geldi. En iyisi halk lokantalarında takılmak. :) :) :)

Restoran


Yemeğimizi yedikten sonra, otele geçtik ve otelin avlusunda biraz oturduk. Doğalgaz fazla gelmiş olacak ki, avlunun ortasında doğalgaz yakılıyordu. Evet önce bana da tuhaf geldi ama bildiğin doğalgaz yakıyor adamlar :D :D :D Biraz avluda takıldıktan sonra odaya geçtim ve uykuya daldım.

Yazd, kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir şehir. Bu kadar yakınımızda olması da en güzel yanı. Böyle otantik ve el değmemiş bir şehri muhakkak görmeniz gerekiyor. Ayrıca, İran oldukça ucuz bir ülke. En büyük gideriniz uçak bileti olacaktır. Uçak bileti fiyatları da 300-400 tl arasında. Orada bir yerlerde, çölün kumlarından doğmuş ve yılların eskitemediği masalsı bir şehir var. Bu güzelliği görmeden ve o mistik havayı tatmadan ölmeyin :) :)


Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

28 Ocak 2017 Cumartesi

İsfahan Gezisi

Herkese Merhaba,

İran'a gitme fikri uzun bir süredir aklımdaydı. Ucuz uçak bileti bulmam ile bu yolculukta başlamış oldu. İran'da 2 şehir gezmeyi planlamıştım. İsfahan ve Yazd gerçekten mükemmel görünüyorlardı. Tahran'a gitmek istemedim. Çünkü, başkent soğukluğundan uzak bir gezi olmasını hayal etmiştim. Öyle de oldu!

İstanbul'dan havalanan uçağımız, saat 4 sularında İsfahan Havaalanına ulaştı. Pasaport kontrolü sanırım hiç bu kadar kolay olmamıştı. Pasaport polisleri orada bulunan 2 masaya oturdular. Bu masalar adeta birer danışma masası gibiydi. Ne bir kamera sistemi, ne polisle aranda bir cam hiçbir şey yoktu. Bu beni biraz şaşırttı açıkçası. Neyse ki şaşırmalarım bununla sınırlı kalmayacaktı!

İsfahan'da konaklama işini couchsurfing üzerinden halletmiştim. Tarafıma ulaşan bir çok kişiden, Mashad isimli ve ailesiyle yaşayan kız iyi birine benziyordu Whatsapp üzerinden sürekli konuşuyorduk. Her soruma sabırla cevap verdi. Lokal bir ailenin yanında kalmakta ayrı bir deneyim olacak diye düşünerek, kişi başı 15$ gibi bir ücrete 2 katlı evlerinin üst katını kiralamıştım. Evlerine o saatte gitmenin doğru olmayacağını düşünerek, saat 6-7 civarında yola çıkmaya karar verdik. Havaalanının hemen karşısında küçük bir bekleme salonu vardı. Bu bekleme salonunda saat 7'ye kadar dinlendik. Arkadaşlarım uyudular, ben her zaman ki gibi uyuyamadım :D :D

Onlar uyurken taksi ayarladım ve saat 06:30 gibi arkadaşlarımı uyandırıp, taksiye bindik. Taksici çat pat Türkçe biliyordu. Biraz muhabbet ettik. Mashad'ın evine geldiğimizde, 15$'a anlaşmamıza rağmen; ''Türkseniz 10$!'' diyerek indirim yaptı. Bu İran'da karşılaştığımız ilk güzel hareketti ve son da olmayacaktı.

Eve girdik ve 2 saat uyumaya karar verdik. Saat 10 gibi kalktığımızda, Mashad'ın annesi bize kahvaltı hazırladı. Kahvaltıları, bizim kahvaltıya biraz benziyor. Peynir, zeytin, domates filan vardı. İlk defa yurtdışında bizim kahvaltıya bu kadar benzer bir şeyler yemiş oldum. Kahvaltının ardından evden çıktık ve Si O Seh Pol Köprüsüne gittik. Köprü, 400 yıllık bir köprü. Eskiden altından sular akıyormuş lakin artık o sulardan eser yok. Köprü de şehrin ortasında öylece duruyor.

Si O Seh Pol Köprüsü


Köprünün üzerinden geçerek, Chehel Sotoun Sarayına gittik. 40 Sütun Sarayı gerçekten etkileyici bir yapıydı. İçinde bulunan ve tarih derslerinden hepimizin hatırlayacağı Çaldıran Savaşının, tasvir edildiği minyatür çok hoştu. Olduğu gibi korumayı başarmışlar.

Chehel Sotoun Sarayı




Chehel Sotoun Sarayının ardından, dünyanın en büyük 2. meydanı olan Nakş-ı Cihan Meydanına doğru yola koyulduk. Meydan, Çin'de bulunan Tiananmen Meydanı yapılıncaya kadar yüzyıllar boyunca dünyanın en büyük meydanı olarak kalmış. İsfahan'ın kalbinin burada attığını söylemek mümkün. Meydanın çevresinde bir şey yiyip içmemek ve alışveriş yapmamak en doğru şey olacaktır. Nasıl ki Sultanahmet ve çevresinde alacağınız ürünler diğer semtlere nazaran daha pahalı olacaksa, burada da aynı şey geçerli. Ülkeye çok fazla turist gitmediği için, bazı esnaflar turiste farklı fiyat veriyorlar... Lakin, o güzel çini işlemeli bibloları almamak için kendinizi nasıl tutacaksınız bilemiyorum. Çini, genel olarak benim hoşuma gitmez. Fakat, o işlemelerin güzelliğini ve estetik görüntüsünü gerçekten çok beğendim. Harikaydı diyebilirim.

Bakınız



Nakş-ı Cihan Meydanının içerisinde, Bab-ı Ali Sarayı ( Ali Qapu Palace ), Şeyh Lütfullah Cami ( Skeikh Lotfollah Mosque ) ve Şah Cami ( Masjed-e Shah ) bulunuyor. Bu yapılar arasında en çok beğendiğim ve beni etkileyen yapı Şah Cami'ydi. Şah Cami, içi muhteşem ve çok etkileyici. Güzelliği ve heybeti karşısında etkilenmemek mümkün değil. Cami çok iyi korunmuş, restore edilmiş ve 1 tane bile çinisinin çalınması söz konusu değil. Keşke bizim ülkemizdeki, değerli camiler de bu şekilde korunup restore edilebilseydi. Ülkedeki restorasyon facialarından herkesin haberi var zaten! Bu konuda, İran bizden fersah fersah ileride...

Nakş-ı Cihan Meydanı


Bab-ı Ali Sarayı


Şeyh Lütfullah Cami


Şah Cami








Meydandan çıkıp, rotamızı Mescid-i Cuma Cami'ne çevirdik. Cami 1000 yıldan uzun bir süredir ayakta. Selçuklu Devleti de dahil bir çok devlet tarihin tozlu sayfalarına gömülürken, bu yapıda kendilerine ait bir şeyler bırakmışlar. Şehri ele geçiren her yeni devlet, bir ekleme yapmış ve yapı günümüzdeki halini almış. Bu yapıda da çiniler özenli bir şekilde korunmuş ve restore edilmişti.

Mescid-i Cuma Cami






Şehir merkezine döndüğümüzde karnımız zil çalıyordu. Fakat, dolar bozdurmamız gerekiyordu. Dolar bozdurma maceramız biraz enteresandı. Döviz büroları Bab-ı Ali Sarayının hemen ilerisindeki çıkışta bolca bulunuyor. Lakin ben bunu bilmiyordum... Bayağı bir aradığımı belirtmeliyim :D :D :D Türkiye'de 1 dolar karşılığı 33000 Riyal'ken, İran'da 1 dolar 38000 Riyal ediyordu. Aradaki fiyat farkından faydalanarak kar bile edilebiliyordu. :D :D :D Akşam saatlerinde karnım o kadar acıkmıştı ki, kendimi bulduğum ilk dükkana attım. kişi başı 3 şiş kebap yedik ve 10'ar TL gibi bir ücret ödedik. Gerçekten çok ucuzdu. Ayrıca gün boyu, limonlu fıstık ile tuzlu badem yedik. Fakat, tadı bizimkilerden çok farklıydı. Tuzlu bademin dışında farklı bir baharat daha vardı. Gerçekten İran'da yediğim en güzel şey bu bademdi. Daha sonra bu bademi almak için bir çok dükkana girdiysem de bulamadım. Sadece Mescid-i Cuma Cami'nin etrafındaki küçük bir dükkanda bulabilmiştim. Bilseydim başka bir yerde bulamayacağımı, daha çok alırdım. :(

Ardından yavaş yavaş yürüyerek eve doğru gittik. Ertesi gün Yazd'a hareket edecektik ve erkenden yola çıkmamız gerekiyordu. İran hiç beklediğim gibi bir yer çıkmamıştı. Sokakları çok temiz, tarihi eserlere çok saygılılar, insanları güler yüzlü ve yardımseverler. Hatta, meydanda Türkçe konuşarak yürürken yanımıza gelip selam veren o kadar çok kişi oldu ki, tahmin edemezsiniz. Bize televizyonlarda gösterilen İran ile gittiğim İran arasında dünyalar kadar fark var. Bu arada yanımızdaki bir arkadaşım kadındı. Başörtüsü konusunda ise, biraz esneklik var diyebilirim. Takmak zorundasınız ama başınıza şal gibi bir şey örttüğünüzde bu kuralı yerine getirmiş sayılıyorsunuz. Gitmeden önce, acaba kadınlarla konuşma konusunda da sıkıntı yaşanır mı? Beraber yürüyebilir miyiz? Bir sıkıntı çıkar mı? şeklindeki endişelerimin ne kadar yersiz olduğunu da görmüş oldum. İran'lı kadınlar sokakta sigara içemiyor. Fakat, turist olarak bizim arkadaşımız içtiğinde kimse dönüp bakmadı bile. İran genel olarak, güvenli ve huzurlu bir ülke diyebilirim. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil. İnsanların güler yüzlü oluşu ve Türkiye'den geldiğinizi duyduklarında, bir kaç ortak kelime söylemeleri bile insanı mutlu ediyor. Bizden çok da farklı değiller açıkçası.

Güzel insanların ülkesi İran'a gitmemek için hiçbir nedeniniz yok. Emin olun ki; beklediğinizden daha fazlasıyla karşılaşacaksınız. İlk seyahatinizi bu güzel ülkeye yapabilirsiniz, hem de vize bile istemiyorlar. Şimdi açın skyscanner'ı, hemen en yakın tarihli bir İran gezisi planlayın...

Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO