20 Mayıs 2018 Pazar

Mumbai Gezisi - 2

Merhaba Dostlar,

Mumbai gezisinin 2. gününde planım varoşlar ve çamaşırhanelerin bulunduğu bölgeye gitmekti. Neden böyle bir ihtiyaç duydun? diye akıllara gelen sorular olacaktır. Kısaca açıklayayım. Dünyanın en büyük varoşlarından birisi Mumbai'de bulunuyor. Şehirde bu yoksulluğu yaşayan 700.000'i aşkın kişinin kaldığı yerlere varoşlar deniyor. 1 tane varoş yok, şehrin bir çok noktasına dağılmış onlarca varoş bulunuyor.

Sabah erkenden kalktık ve kahvaltı için uygun bir yer ismi aldık. Dün yemek yediğimiz, daha doğrusu kazık yediğimiz Leopold Cafe'nin tam çaprazında bir dükkana girdik. İlk girdiğimizde oturacak yer yoktu ve biraz sıra bekledik. İçerisi bizim orta halli lokantalara benzer bir vaziyetteydi. Gittiğiniz anda içiniz pek açılmayabilir lakin kesinlikle güvenli ve hijyen açısından Leopold'den aşağı kalır bir yanı yok. Fakat fiyat açısından bir hayli aşağı kalır diyebilirim. Ben merak içerisinde olduğum Masala Dosa ve Samosa yedim. Diğer arkadaşlarıma da yine kahvaltıda yenebilecek şeylerden Idli ve Vada sipariş ettik. Masala Dosa krep gibi bir şey ve yanında sosları ile sunuluyor. Elinizle soslara bandıra bandıra yiyorsunuz. İdli ise fermente edilmiş pirinçten ve mercimekten yapılan bir çeşit ekmek diyebiliriz. Yanında yine soslarımız bulunuyor. Samosa ise içi patatesli veya sebzeli olan bizim çibörek tarzı bir hamurişi.  Vada ise baklagiller ile baharatların karışımından, bizim pişi tarzında bir hamur hazırlanıp kızartılıyor ve soslar ile servis ediliyor. İnanın hepsi çok lezzetli. Yazarken bile canım çekti :D :D :D

Masala Dosa ( krep içinde körili patates var ) ve Samosa


Bu kadar yemeğin ardından kaç para ödedik dersiniz? 175 Rupi, yani 10,50 TL.... Şok oldum! Leopold'de yediğimizin yemek değil kazık olduğunu biliyordum ama bu kadar fark olması gerçekten yediğimiz kazığın boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Kahvaltımızı yaptık ve Hindistan Kapısı'na doğru gittik. Çünkü varoşlara tek başımıza gitmemizin pek akıllıca olduğunu zannetmiyordum. Hem uzak hem de malum varoşlar ... Tur satın almaya karar verdik. Meydana gittiğimiz anda varoşlar hariç şehir turu için bize kişi başı 3500 Rupi fiyat verdiler. Varoşlar için ekstra tur istersek, kişi başı 4000 Rupi daha vermemiz gerekiyormuş! Uzun pazarlıklar sonucu varoşlar dahil 3500 Rupi'ye anlaştık. Tüm gün şehrin turistik yerlerini ve varoşları gezecektik. Gittiğimiz her yerde de şoförümüz bizi bekleyecekti. 3 kişilik özel araç için gayet uygun diyebilirim.

İlk olarak balıkçı köyüne gittik. Ardından Dhobi Ghat yani çamaşırhanelerin olduğu bölgeye gittik. Burada çamaşırlar elde yıkanıyor, bir çamaşır makinesi var fakat motora plastik bir kayışla bağlanmış, koca bir kazandan oluşuyor. Bizim anladığımız veya alışık olduğumuz görselde bir makine değildi. Büyük otel zincirleri de dahil olmak üzere, tüm şehrin çamaşırları burada yıkanıyormuş.

Balık Hali



Dhobi Ghat




Dhobi Ghat'ın ardından yürüyerek varoşlara doğru girdik. İlk yapılar bizim buradaki yoksul halkın oturduğu evlerden çok daha küçük, yatak dahi bulunmayan tek göz odalardan ibaretti. Görünce kendi kendime '' şehirdekiler daha şanslı, en azından yemeğe daha kolay ulaşabiliyorlar ve bir şekilde yardım alabiliyorlar '' diye düşündüm. İlk defa fakirliği sınıflandırıyordum... Daha da derinlere girdikçe bu evler daha kötü bir hal almaya başladı, tahtadan, muşambadan ve en son çöplükten evler oldular. Sinekler de kademe kademe arttı ve en son yere geldiğimizde o kadar çok sinek vardı ki, ağzınızı açsanız 2-3 tane yutabilirdiniz. Bu kadar fakirliğin olabileceğini veya insanların bunca pisliğin içinde yaşamaya mahkum bırakılabileceğini hayal dahi edemezdim. Burayı gördükten sonra bizim ülkemizdeki ''fakirlerin'' gerçekten fakir olmadıklarını düşünmeye başladım. Çocuklar çırılçıplak sokaklarda çöplerin içinde oynuyorlardı. Etrafta onlarca köpek vardı. Köpeklerin hali bile içler acısıydı. En azından ülkemizde bir şekilde muhakkak el uzatılır. Yoksulluk içinde olan insanlar bile bu denli bir sefalet içinde bırakılmaz.

Varoşlar






Bu manzarayı gördükten sonra artık çıkmak istediğimi söyledim. Hızlı adımlarla en kısa yoldan araca doğru yürüdük. Tabi içerisinde bulunduğumuz şok halini tahmin edebilirsiniz diye düşünüyorum. Bir sessizlik çöktü ve neredeyse 1 saate yakın kimsenin ağzını bıçak açmadı diyebilirim. Bunca sefalet, yoksulluk, açlık neden çekiliyordu? Başka bir yere gidemezler miydi? Karınlarını nasıl doyuruyorlardı? Bu soruların hiçbirisine algıladığım anlamda tatmin edici cevaplar bulamadım. Sadece sebepsiz yere üzüldüm ve ardından bir kızgınlık hissi geldi. Elimdeki cep telefonunu 3 yıldan uzun süredir kullanıyordum ve değiştirmeyi düşünüyordum. İnsanların durumunu görünce kendimden, giydiğim kıyafetten, elimdeki cep telefonundan bile utanır hale geldim. Cep telefonum bozulana kadar da kullanma kararı aldım. Bu karar neyi değiştirecekti ki? Sen cep telefonu almayınca onların durumu mu düzelecek? diye soracak olursanız; bu insanların bu kadar fakir olmalarının sebebi dünyanın diğer yarısının haddinden fazla zengin olmalarıdır. Bu fakirlikte benim de parmağım var diye düşünmeye başladım. İsraf ettiğim her şeyde, her zeytin tanesinde bile o zenginlere daha da zenginlik katıyor ve bu insanları fakirliğin içine daha da gömüyoruz. Ne gerek vardı 10 tane pantolona? Ne gerek vardı 10 tane tişörte? Sırf birilerine güzel gözükmek, küçücük beyinlerin oluşturduğu moda algısını tatmin etmek için bunca çabaya, para harcamaya ve onların istediği sınırlar içerisinde özgürmüşçülük oynamaya ne hevesliymişiz. Toplumun düşünceleri, bizi hapsetmek için demir parmaklıklardan daha da güçlüymüş. Zaten çok fazla eşyaya sahip olmak her zaman mantıksız gelmiştir. Fakat gardırobumda bulunan 4-5 pantolondan bile utanacağım hiç aklıma gelmezdi. İnsanın 2 tane pantolonunun olması ne büyük zenginlikmiş. Telefonunu değiştirebilmeyi düşünmek ise inanılmaz bir şeymiş gerçekten. Bunca düşüncenin ve iç hesaplaşmanın ardından; telefonumu değiştirmeyi düşündüğüm için bile kendimden utandım!

Ah şu devletler insan öldürmek için harcadıkları parayı, yaşatmak için harcasalar ne olurdu sanki...

Daha sonra sırasıyla ilk gün gezdiğimiz yerleri tekrar gezdik. Farklı olarak gittiğimiz, Ghandi'nin evi, Jain Tapınağı, Kamala Nehru Park ve Sessizlik Kulelerini gördük. Sessizlik Kulelerini daha önce İran'ın Yazd şehrinde de görmüştüm. Mumbai'de görmek beni şaşırttı. Akşam üzerine doğru şehir merkezine geri döndük ve market bulmaya çalıştık. Neredeyse hiçbir yerde market yok. Uzun aramaların ardından 1 market bulabildik ve içine girdik. Buradaki marketler de Rusya'dakiler gibi dışarıdan kesinlikle belli olmuyor. Sadece 1 kapıdan giriyorsunuz ve dünyanız değişiveriyor. İçeriye girdik ve market raflarında alabileceğiniz ürünlerin sınırlı olduğunu gördük. Mesela gönlünüzün istediği her şeyden öyle 20-30 tane alamıyorsunuz. Belli başlı sınırları var. Alışveriş yaptıktan, kasaya para ödedikten sonra da çıkışta fişinizi ve poşetinizin içindekileri tekrar kontrol ediyorlar. Tuhaf bir deneyimdi. Ardından hostele gittik ve market alışverişi ile akşam yemeğini geçiştirdik. Yarın gideceğimiz bir kaç yer daha vardı. Gidilecek yerler bahaneydi; kimse çok fazla konuşmak istemiyordu ve erkenden uyuduk!

Kamala Park


Jain Temple


Gandi'nin Evi Müzesi


Fisherman Village


Bugün Kamala Parka gittiğimizde oradaki insanlarla muhabbet etmeye başladık. Karşıda gözüken gökdelenlerden 7 tanesinin 1 kişiye ait olduğu ve en büyük gökdelenin son 20 katında 200 hizmetçisi ile birlikte yaşadığını öğrendik. Bu konuya küfür etmeden yorum yapmak pek mümkün olmadığından, yorum yapmak istemiyorum... :)

Sanırım hayatımdaki en etkileyici günlerden birisi bugündü. Her şeyin bir denge içerisinde olduğu, fakirliğin ve zenginliğin bile birbirine karışmadan böyle dans edebildiği acayip bir dünyadayız. Daha önce fakirlik için; ''ya fakirlik işte'' der üzülürdüm. Şimdi öğrendim ki fakirliğin bile kademeleri varmış. Şehirde kaldırımda yatan evsiz şanslıymış diye düşünebileceğim aklımın ucundan geçmezdi. Hindistan'ın, gelişimin daha 2. gününde beni bu denli etkileyebilmesi, beklediğimin çok ötesinde bir deneyimdi. İnsanlar daha ne kadar fakir olabilir ki diye düşünürken, Mumbai'nin ülkenin en zengin şehri olduğu aklıma geldi ve içimi bir ürperti kapladı...

Bir sonra ki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.



GEZGİN ŞÜŞKO :D :D :D


29 Nisan 2018 Pazar

Mumbai Gezisi -1

Herkese Merhaba,

Geçtiğimiz ay gerçekleştirmiş olduğum Hindistan seyahatime ilişkin yazılara başlıyoruz. Öncelikle Hindistan çok acayip bir ülke. Neden acayip? diye soracak olursanız. Daha önce hiçbir ülkede görmediğim şeyler gördüm. Hindistan'a bir insanı ne hazırlar gerçekten bilemiyorum. Gitmeden önce kendimi psikolojik olarak hazırladığımı düşünüyordum. Ne de olsa ilk defa fakir bir ülkeye gitmiyordum ya! Onlarca yazı okumuştum ve beni çok fazla şaşırtmaması gerekiyordu! Daha önce gördüğüm ülkelerden bazılarında fakirliğin 50 tonunu görmüştüm. İnsanlar daha ne kadar fakir olabilirlerdi ki? Tren biletlerimden, konaklamaya, şehir içi ulaşımdan diğer tüm detaylara kadar ince ince düşünmüş ve her şeyi planlamıştım. Onlarca blog okumuş, belgeseller izlemiş, filmlerde de seyretmiştim.

Hindistan seyahatimin hayatımda yaşadığım en büyük şoklardan birisi olduğunu belirtmem gerekiyor. Meğer insanı Hindistan'a hiçbir şey hazırlayamazmış. Sen hazır olduğunu zannettiğin anda, ''tamam artık daha ne görebilirim ki?'' dediğin anda, seni şöyle bir sarsıp tokadı çarparmış Hindistan. Tamam kültür olarak farklı olduğunu biliyordum fakat bu kadar farklı olmasını beklemiyordum. Japonya gibi bir kültür şoku yaşayacağımı zannetmiyordum. Aklınızdaki Hindistan ile göreceğiniz Hindistan arasında öyle farklar var ki; gerçekten insanı her an'ında hayrete düşürüyor. Hindistan farklıdır, herkes kaldıramaz, ''ne kadar hazırlanırsan hazırlan, muhakkak bir yerlerde farklı bir şeyler ile karşılaşacaksın.'' diyorlardı da, pek inanasım gelmemişti.

Kültürlerin bu kadar iç içe geçtiği, onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış, en azından şuan için huzur ve ahenk içerisinde yaşayan 1.3 Milyar nüfusuyla dev gibi bir ülke burası. Kıyamet gibi bir trafikte ilerlerken yandaki tuk-tuk'tan size gülümseyen, el sallayan, hal hatır soran insanları görünce sebepsiz yere mutlu olduğunuz, yolda yürürken bir anda karşınıza fillerin çıkıverdiği, az ileride yaban domuzları ile karşılaştığınız, maymunlar ve ineklerin her yerde olduğu, her köşe başında farklı dinlerden ibadet yerlerinin bulunduğu, insanların sizinle sürekli fotoğraf çektirmek istediği, kendinizi ünlü biri gibi hissettiğiniz ve aklınızın alamayacağı onlarca şeyi karşınıza çıkarıp duran bir ülke burası. Çoğunlukla kaotik yer yer düzenli, hem dindar gözüküp hem düzenbazlığın had safhada olduğu ( acaba bu özelliği ile nereye benziyor! ) farklı bir dünya diyebiliriz. Ben Hindistan'ı sevdim ve beklentilerimin üstünde çıktı. Anılarımda, ''iyi ki gitmişim, bu güzel anıları biriktirmişim'' dediğim ülkelerin en üst sıralarında yerini aldı.

Hindistan'a aylar öncesinden 1350 TL'ye Kuwait Airways'den Mumbai gidiş - Delhi dönüş aldığım, Kuwait aktarmalı biletin uçuş saatini beklerken çok heyecanlıydım. Hayatımda ilk defa aktarmalı uçuş yapacaktım. Kuwait Airways koltuk aralığı, temizlik ve rahatlık açısından gördüğüm en iyi havayollarından birisi oldu. Fakat kabin memurları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Uçak kalkarken telefon görüşmesi yapmaya devam eden yolculara karşı kayıtsız kalmaları, servis esnasındaki tuhaf hareketleri bana biraz kaba geldi.

Sorunsuz bir uçuşun ardından Kuwait Havalimanına indik ve diğer uçuşumuzun olduğu kapıyı bulduk. Kapının önünde onlarca Hintliyi görünce nereye gittiğimi tekrar algıladım. 2. uçuşun ardından saat 03:30 gibi Chhatrapati Shivaji Uluslararası Havalimanına indik. Pasaport kontrolünden geçerken tuhaflıklar başladı. Pasaport polisi benden geldiğim uçağın biniş kartını istedi. Tabii bu talebi duyunca afalladım. Neden dönüş biletimi değilde geldiğim uçağın biniş kartını istiyordu? Havalimanına kendim uçarak mı gelmiştim? gibi mantıksal sorular kafamın içinde dolaşmaya başlarken, Hindistan Kuralları Madde 1 aklıma geldi: Hiçbir şeyi sorgulama! Pasaport polisine biniş kartını veremedim çünkü atmıştım. Tip tip baktı ve giriş mührünü bastı. Hindistan topraklarına girdim. Çıkışa gidene kadar 2 kere aranıyorsunuz. Bu aranmalara alışsanız iyi olur. Her yerde bol bol arayacaklar. Hatta adamlar işi öyle otomatik hale getirmiş ki; sizi aramak için 3 basamaklı bir tahtanın üzerine çıkarıp, güzelce elle aradıktan sonra yolunuza devam ediyorsunuz. Neyse bunlar küçük tuhaflıklar :D :D Fazla takılmayın. 

Havalimanından şehre gitmek için taksi dışında pek bir seçeneğiniz yok. Taksilerde de pre-paid diye bir sistem var. Siz havalimanında taksi ücretini ödüyorsunuz, size bir fiş veriyorlar ve pre-paid sırasına girip taksiciye fişinizi gösteriyorsunuz. Gideceğiniz yere ulaştıktan sonra fişinizi taksiciye veriyorsunuz ve o dönüp ödemesini alıyor. Böylece taksiciler sizi dolandırmamış oluyorlar.

Biz uber kullandık. Pre-paid taksi 850 Rupi, uber ise 600 Rupi'ydi. 100 Rupi = 6 TL. Mumbai'de neredeyse bütün turistler Coloba isimli bölgede kalıyorlar. Burası görece diğer yerlerden biraz daha temiz ve modern diyebiliriz. İlk gördüğünüzde ''bu mu modern?'' sorusu aklınıza gelebilir ve bana kızabilirsiniz ama lütfen kızmayın. Diğer şehirlere ve bu şehrin diğer bölgelerine bir gidin o zaman tekrar konuşalım...

Bu seyahatte 2 şehirde hostel, diğer 4 şehirde ise otellerde ve konuk evlerinde kaldık. 2 hafta için kişi başı konaklama maliyetimiz 490 TL civarındaydı. Hostel'e ulaştığımızda saat 04:30'du ve bizim check in saatimiz 10:00'du. Hostel'deki arkadaşlar bizden ücret almadan geçici bir oda verdiler ve 3-4 saat uyuduk. Bu hareket ile Hintliler 1 - 0 öne geçti. Hostel için buraya tıklayabilirsiniz.

Biraz dinlendikten sonra sabah erkenden kalktık ve yola koyulduk. Keşfedecek yepyeni bir şehir vardı ve heyecandan pek uyuyabildiğimi de söyleyemeyeceğim. Haritadan incelediğim kadarıyla yakınlarda Starbucks olması gerekiyordu. 2 arkadaşımın bana katıldığı bu yolculukta, kahvesiz yapamayan bir arkadaşımız vardı ve kahve ihtiyacını karşılamak için ilgili mekana gittik. Hostel'den çıkarken, çevrede nerede yemek yiyebileceğimizi sordum. Görevli arkadaş Leopold Cafe diye bir mekan ismi verdi. Akşam yemeğini yiyeceğimiz yeri bir kenara not ettim.

Starbucks'a girerken bile aranıyorsunuz. Çantanızın içine kadar bakıyorlar. Bunun için tüm çantanızı boşaltmanız gerekse de bakıyorlar :D :D Kahvaltı ve içecek faslını tamamladıktan sonra düştük yollara.

İlk durağımız çok yakında olan, İngilizler tarafından şehre giriş kapısı olarak yaptırılan Gate Of India oldu. Gate Of India'nın yanında Taj Mahal Palace var. Taj Mahal Palace bir otel ve ülkenin en ünlü otellerinden birisi. Hindistan Kapısı ( gate of india ) ise hemen bu otelin önündeki meydanda yer alıyor. Bu meydana girmek için de aranıyorsunuz. Aranmaya alışın demiş miydim? :D :D :D




Hindistan Kapısının orada günlük şehir turu alabileceğiniz ve şehirdeki neredeyse her şeyi görebileceğiniz tur satan adamlar var. Size özel araçla 1 günlük şehir turu yaptırıyorlar. Biz bu turlara bugün katılmayacaktık, Zaten ben gerekli planları yapmıştım. Şehri en güzel keşfedebileceğiniz yöntem yürümektir. Biz de yürüyerek önce şehrin finans merkezi olan Neriman Point'e gittik, ardından Marine Drive denen sahil bölgesine ve yine yürüyerek Chhatrapati Shivaji Maharaj Terminus'a geçtik. Son gittiğimiz yer şehrin tren garı ve gerçekten bir şaheser diyebiliriz. Yapı çok güzel ve etkileyici. Hindistan eski bir İngiliz sömürgesi, bu tren garını da İngilizler yaptırmış.



Tren garının yanından Hindistan Kapısına otobüsle gittik ( kişi başı 10 Rupi ) ve otobüsün içinde acayip bir sistem vardı. Normalde otobüsü durdurmak için düğmeye basarsınız ya, burada o yok. Onun yerine ip germişler ve en arkadan ipi çekince önde zil çalıyor. Bence muhteşem bir yöntem :D :D Hindistan Kapısına vardığımızda bir hayli yorulmuştuk. Bütün gün boyunca yürüdük ve sıcaklığın 35 derece üstü olduğunu unutmamak gerek.

Yollarda yürürken kaldırımda yaşayan insanlar gördüm. Küçücük çocuklardan yaşlısına kadar bir sürü insan kaldırımda, parklarda, otobüs duraklarında ve tren istasyonlarında yaşıyorlar. Para veremiyorsunuz ve vermemeniz de gerekiyor. Çünkü o kadar çoklar ki inanamazsınız. Para verdiğiniz anda, işler içinden çıkılmaz bir hal alabilir.  Bugün gördüklerim beni çok etkilemişti. Onlarca insan sokakta yatıyor ama diğer bir yandan da şehirde öyle lüks yapılar var ki, acayip duygular hissediyorsunuz. Taj Mahal Palace'ın olduğu kaldırımda evsiz yatırmıyorlar ama karşı kaldırım evsiz kaynıyor. Taj Mahal Palace'ın olduğu kaldırımın çevresinde lüks araçlar dolu fakat karşı kaldırımda eskilikten dökülen araçlar var. Ahmet Kaya'nın da dediği gibi; ''Bu ne yaman çelişki?'' Hem kendinizi sorumlu hissediyorsunuz hem de elinizden bir şey gelemeyecek olmasının vermiş olduğu hissiyatın gerçekliği altında eziliyor eziliyorsunuz...

Otobüsten indik ve hostel'deki görevlinin önerdiği yere gittik. Menü'yü aldığımda açıkçası biraz pahalı geldi. Yemek fiyatları 600-700 Rupi civarındaydı. 35 - 40 TL civarı bir ücret size fazla gözükmeyebilir ama inanın ki konu Hindistan ise çooook ama çok pahalı diyebiliriz. Ben Chicken Tikka Masala isimli tavuk ile pirinç pilavı yedim. Diğer arkadaşlarımda yine tavuklu bir şeyler yedi. Yediğim yemek tek kelimeyle harikaydı. Porsiyonlar gerçekten çok büyüktü ve 1 pilav + 1 yemek söyleyerek çok rahat bir şekilde 2 kişi burada karnınızı doyurabilirsiniz. Ben çok yerim derseniz 2 pilav da söyleyebilirsiniz. Ben tabii ki de tüm yemeği yedim. Zaten Hindistan'dan döndüğüm 5 kilo almıştım :D :D :D Yemekleri ne kadar beğendiğimi siz düşünün artık!

Hesap geldiğinde 3 kişi için toplamda 2900 Rupi ödedik. Çok pahalı geldi ve hostele döndüğümde çocuğa ne kadar pahalı olduğunu söyledim. Bu çevrede hem temiz hem de uygun fiyatlı yerler olduğunu söyledi ve bir kaç yer ismi verdi. Ardından geçici odamızı değiştirdik ve asıl odamıza yerleştik. Akşam olduğunda tekrar bir yürüyüşe çıktık ve sahil kesiminde bir düğüne denk geldik. Düğün sahibinden izin isteyerek içeriye girdik.

O anda dünya ters döndü diyebilirim. Bu ne zenginliktir? Bu ne şatafattır? herhalde gördüğüm en lüks düğündü. O sahne, ışıklandırma, masalar, sandalyeler ve insanların kıyafetleri. Sanki başka bir dünyaya ışınlanmıştım. Burası Hindistan olamazdı. Sanırım yanımda arkadaşım olmasa gerçekliğinden şüphe edecektim. İçeriye bir göz attıktan sonra hemen dışarıya çıktım. Karşı kaldırıma geçtim ve 5-6 kişinin yan yana yattığını görerek kaldırımda yer olmaması sebebiyle yoldan yürümeye devam ettim. Akşam vakti kaldırımlar evsizlerle doluyor. O düğündeki insanlar bunca zenginliğin içinde nasıl rahat edebiliyorlardı. Aradaki farkı hayal edebilmeniz pek mümkün değil, yaşamanız gerekiyor. Ardından sessizce yürüyerek hostele gittim ve yatağıma uzandım. Kulaklarımda düğünde işittiğim müzikler çınlıyor, gözlerimin önünde ise kaldırımda yatan insanlar duruyordu....

Hindistan'a geleli daha 24 saat bile geçmemiş olmasına rağmen ne çok şey görmüş, ne çok farklı ve keskin duygu geçişleri yaşamıştım. Sanırım neden zor bir ülke olduğunu, neden herkesin yapamayacağını yavaş yavaş anlamaya başlıyordum. Her şey bir ahenk içindeydi. Öyle bir ahenk ki; ateşle suyun dansı gibi keskin ve hayranlık uyandırıcıydı. Yaprak döküyordu bir yanı, bir yanı ise bahar bahçeydi. Tam hüzünle insanlara bakarken, bir anda göz göze geliyordunuz ve gülüyorlardı. Hüzün yerini aniden buruk bir mutluluğa bırakıyordu. Sonra bir başkası arabayla geçerken el sallıyor, gülümsüyordu. Sebepsizce neşeleniveriyordunuz.

En nihayetinde güzel bir ülkeydi. Çünkü size tarifi imkansız duygular yaşatıyor ve anılarınızda unutulmaz hatıralar bırakıyordu. Ne kadar zengin olduğunuzu hatırlatıyor, ne kadar fakir olduğunuza üzülüyordunuz. Fakirlik dediysem maddi fakirlikten bahsetmiyorum. Manevi fakirlikten bahsediyorum. İnsanları dış görünüşlerine göre yargılayıp, savunma hakkı bile vermeden bir bir asmamızdan bahsediyorum. Kendimizi koca bir toplum içerisinde yaşarken, hiçbir yere ait hissedemeyişimizden bahsediyordum. Sürekli arayış içinde olanlarımızdan bahsediyorum. Elimizdekilerin değerini bilmeyişimizden bahsediyorum. Eve giderken markete girip istediğiniz çikolatayı alabiliyorsunuz değil mi? Aileniz size yatacak bir yer ve sıcak bir yemek verebiliyor değil mi? Çalışacak bir işiniz var değil mi? İstediğiniz her şeyi olmasa da bir çoğunu yapabiliyorsunuz değil mi? Elimizdekilerin değerini bilmemiz gerekiyor. Evet oralarda bir yerlerde bizden iyi durumda yaşayan insanlarda var, muhteşem olduğunu düşündüğünüz hayatlar da yaşıyor olabilirler. Ama ya yaşamıyorlarsa? Ya gerçek mutluluk sizi evde bekleyen sıcacık bir aileyle, 1 tabak yemeği bölüşebilmekse? Maddi şeyler gereklidir ama sevebileceğiniz bir aileniz varsa değerini bilin ve mutlu olun. Çünkü hiçbir şey ebedi değil. Bugünün değerini bilmez, sürekli geleceği veya geçmişi düşünürsen, yarınları pişmanlık içinde yaşarsınız. Yaşamayın!

Her şey bir tercih ve mutluluğu tercih edebilirsin. Kendini sevmeyen, hiçbir şeyi sevemez. Kendini sev ve insanlara değer ver. Onca fakirliğin içinde insanlar gülebiliyorken, bizim ne haddimize ağlamak, mızmızlanmak! Senin için iyilik ne demektir bilmiyorum ama; kendine bir iyilik yap, ne olursa olsun yap işte ;)

Bir sonra ki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO


22 Nisan 2018 Pazar

Hindistan Tren Bilet Sınıfları ve Online Bilet Nasıl Alınır?

Herkese Merhaba,

Nereden çıktı şimdi tren bileti alma yazısı diye sorabilirsiniz. Saçmalık gibi gelebilir. İnanın öyle değil. Önceden tren bileti almanın bu denli karışık olduğu hiçbir yer görmedim. Hindistan'da tren istasyonundan bilet almanın zorlukları ile ilgili bir çok yazı okumuştum. İstediğiniz sınıfa bilet bulamıyorsunuz. Çünkü biletler 4 ay öncesinden satışa açılıyor ve hızlı bir şekilde tükeniyor. Bu nedenle elinizi çabuk tutmanız gerekiyor ve gideceğiniz tarihlerde tren biletlerinizi internet üzerinden almanızda fayda var.


Yabancılar 8-9 ay öncesine kadar internet üzerinden tren bileti alamıyorlardı. Hindistan Demiryolları sitesine üye olmanız için telefonunuza bir kod gelmesi gerekiyor ve bu kodu da sadece Hint gsm operatörlerine gönderiyorlardı. Fakat kısa bir süre önce bu değişti; artık yurt dışı numaralarına da kod gönderiliyor.

Şimdi bilet almakla ilgili bilgiler paylaşacağım. Öncelikle şehirler arası bütün seyahatlerimi Mumbai - Varanasi hariç trenle yaptım. Şimdi kısaca Hint trenlerindeki bilet sınıflarından bahsedelim. 7 sınıf bilet var ve bu bilet sınıflarını oturmalı - yataklı olarak aşağıda kısaca özetleyeceğim.

Oturmalı Vagon Sınıfları

1A - Bu sınıf biletler klimalı ve oturmalı sınıfın en üst biletleridir. Bu sınıf sadece Delhi ve Agra arasında yolculuk yapan Shatabdi Express'de bulunuyormuş.

AC Chair Car - Bu sınıf neredeyse tüm trenlerde bulunuyor ve klimalı en üst sınıf bilet diyebiliriz. Bu bilet ücretine yemek dahil ve gerçekten önünüze bir sürü yemek geliyor. Bu sınıfta yolculuk yaptım ve gelecek yazılarda deneyimlerimi paylaşacağım.

2S ( Second Sitting ) - Klima ve yemeğin olmadığı, en düşük bütçeli biletlerin satıldığı sınıf burasıdır. Bu vagonda kaçak yolcular çok olur. Hem numaralı hem de numarasız biletler satılır. Fakat siz internetten alacağınız için numarasız bilet almazsınız diye düşünüyorum. Numarasız bilet sahipleri bu vagonda her yerde oturuyorlar. Siz numaralı bileti gösterince hemen koltuğunuzdan kalkıyorlar. Bu sınıfta yolculuk yaptım ve gelecek yazılarda deneyimlerimi paylaşacağım.

Yataklı Vagon Sınıfları

FC ( First Class ) - Size ait kapısı bulunan klimalı bir odanızın olduğu, çarşaf/battaniye/yastık verilen ve 2 - 4 yataklı kompartımanda kaldığınız en üst sınıf yataklı vagondur.

2A ( AC 2 Tier ) - FC sınıfından farklı olarak burada odanın kapısı yok, perde çekiliyor ve 4 yataklı bir sistem var. Koridorun bir tarafından uzunlamasına 2 yatak, diğer tarafında ise 4 yatak bulunuyor. Gezginler genellikle bu sınıfı tercih ediyor. Ayrıca klimalar sonuna kadar açık, uzun kollu bir şeyler giymekte fayda var... Tüm gece yolculuklarımı bu vagonda gerçekleştirdim.

                                   

3A ( AC 3 Tier ) - 2A sınıfından farklı olarak, yataklar 3'lü ve vagon daha kalabalık. Yatma yerleri de gerçekten çok dar. Kapalı alanda kalamıyorsanız kesinlikle bu sınıftan bilet almamanızda fayda var.

                                       

SL ( Sleeper Class ) - Bu sınıfta 3A sınıfından farklı olarak yatak var fakat çarşaf/battaniye/yastık yok. En düşük sınıf olması nedeniyle klima da yok. Kapılar da her daim açık ve kaçak yolcu sayısının en fazla olduğu sınıf diyebiliriz. İnsan yoğunluğu açısından en kalabalık sınıf bu çünkü biletsiz kaçak yolcular ve biletli numarasız yolcular bulunuyor. Camlar sürekli açık olduğu için havada uçuşan toz zerreciklerini görebiliyorsunuz. Temizlik ile ilgili takıntınız varsa bu sınıf size biraz ağır gelebilir. Benim öyle takıntılarım yok, rahatımı da hiç düşünmem ve ucuz olsun yeter diyorsanız, bu sınıf tam size göre.

Sınıfları kısaca özetledikten sonra nasıl bilet alınacağı hususunda bilgi paylaşabilirim. Bilet alabilmeniz için öncelikle bu adresten Hindistan Demiryolları internet sitesine üye olmanız ve User ID / Password sahibi olmanız gerekiyor. Üye olurken telefon numarası isteyecek dikkatlice tüm bilgilerinizin doğru olduğundan emin olun. En son adımlara doğru kart bilgilerinizi isteyip 5-10 TL arasında bir ücret çekiyorlar. Üye olma bedeli gibi bir şey... Kurdan dolayı net bir tutar söylemek mümkün değil. Fakat bu ücreti ödemeden üye olamıyorsunuz. İşlemlerin hepsini tamamladığınızı varsayarak yazıya devam edeceğim.

Ücreti ödedikten sonra telefonunuza ve mail adresinize 2 ayrı kod gönderilecektir. Bu kodları siteye girdiğiniz andan itibaren bilet alabilirsiniz. Tren biletleri 4 ay öncesinden satışa sunuluyor. Ne kadar erken bilet satın alırsanız, ilgili sınıfta bilet bulabilme ihtimaliniz bir o kadar yüksek olacaktır. 

Bilet satın almakla ilgili olarak site biraz kargacık burgacık yazılarla dolu ve benim hiç hoşuma gitmediğini belirtmeliyim. Bu rahatsızlığı sizde yaşarsanız buradan bir üyelik açarak biletlerinizi alabilirsiniz. Site tamamen güvenilir, ben bütün biletlerimi cleartrip üzerinden aldım. Hem görsel olarak hem de anlaşılabilirlik açısından çok daha iyi bir site. 

Buradan bilet alacaksam neden diğer siteye üye oluyorum? diye soracak olursanız; çünkü diğer siteye üye olmadan internet üzerinden hiçbir bilet alamazsınız. Bu siteden de bilet alırken bir adımdan sonra sizin IRCTC ( Hint Demiryolları ) User ID'nizi istiyor. 

Ben biletlerimi aldım ve bastırarak ilgili trene gittim. Bilet konusunda hiçbir problem yaşamadım. Trenleri bulmak kolay, zaten kocaman ekranlarda hangi perondan kalkacakları yazıyor. Bazen son dakikada farklı bir perona girdikleri ve oradan kalktıkları oluyor. O nedenle gözlerinizi dört açın derim. 

Hindistan seyahatim maceralarla dolu, zorlu, eğlenceli ve çok farklı bir deneyimdi. Hindistan gerçekten nevi şahsına münhasır bir memleket ve daha önce dünyanın hiçbir yerinde görmediğim güzelliklere / detaylara sahip bir ülkeydi. Ben neredeyse hiçbir sıkıntı yaşamadım diyebilirim. Seyahatinize önceden hazırlanıyor olmanız, sıkıntıları en aza indirgemenizi ve tadınız kaçmadan seyahat etmenizi sağlıyor. Hindistan yazı dizimde bütün deneyimlerimi paylaşıyor olacağım. Şimdi aşağıdaki şarkıyı dinleyerek kulaklarınızın pasını silebilirsiniz :)

Şarkı Shree 420 filminin içinde geçiyor. Hayatımda izlediğim en güzel filmlerden birisidir. Hem hayatın gerçeklerini hem de Hindistan'ı anlatan eğlenceli bir film izlemek isterseniz, ısrarla tavsiye ederim. Filmin tüm şarkıları birbirinden güzeldir ;)



Bir sonra ki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO


10 Mart 2018 Cumartesi

Bakü Gezisi - 2

Herkese Merhaba,

Bakü'de ilk güne yüksek bir enerji ile başladık. Gece çok geç uyumuş olmamıza rağmen erkenden kalktık ve şehri keşfetmeye başladık. Öncelikli en büyük problemimiz tabii ki de kahvaltıydı. Kahvaltı için kaldığımız yerdeki çalışanlardan tavsiye aldık ve Dolma isimli bir mekana gittik. Mekanın kahvaltısı güzel, fiyatları uygun ve çok merkezi bir yerdeydi. Otelimizden Yanardağ'a nasıl gidebileceğimiz hususunda bilgi istediğimizde, kişi başı 25 manat'a Yanardağ, Ateşgah ve Haydar Aliyev Merkezine bizi götürüp getirebilecek minik bir tur ayarlayabileceklerini söylediler. Seve seve kabul ettik ve araca atladık.

İlk durağımız Haydar Aliyev Merkezi oldu. Burası bir sanat merkezi diyebiliriz. İçeride sergiler var. Biz çok fazla kalmadık ve bir sonraki rotamız olan Ateşgah'a doğru yola koyulduk. Ateşgah eski bir Zerdüşt tapınağı. Mekanın içinde tarihini ve ne zaman yapıldığını görebileceğiniz çok güzel bir bölümü var.

Haydar Aliyev Merkezi


Ateşgah


Ateşgah gezimizin ardından Yanardağ'a gittik. Burası asırlardır sönmeden yanan bir ateşin varlığı sebebiyle Yanardağ ismini almış. Toprağın bu şekilde yanıyor olması ve yağmur, çamur demeden sönmeden yanmaya devam etmesi gerçekten çok etkileyici bir durum.

Yanardağ



Bu arada Ateşgah'ı gezerken milliyetçi bir abi ile tanıştık. Kendisi Azerbaycan Türküymüş. Biz aramızda konuşurken ''Azeri'' kelimesine takılmış ve ''Azeri diye bir millet yoktur.'' diyerek lafa girdi. Neden böyle bir millet olmadığı hususunda uzun uzun açıklamada bulundu. Şahsen ben ikna oldum. Artık Azerbaycan Türk'ü demeye çalışıyorum. Tabii yılların alışkanlığı olacak ki hala zaman zaman Azeri dediğim de oluyor. Konu biraz hassas, internetten küçük bir araştırma yaparsanız sizin de Azerbaycan Türk'ü demek konusunda ikna olacağınızı düşünüyorum.

Bu güzel gezilerin ardından şehir merkezine geri döndük ve Bakü Türk Şehitliğini ziyaret ettik. Şehitlik şehri kuş bakışı görebileceğiniz bir tepede bulunuyor. 1918 yılında yaşanan Azerbaycan - Rusya savaşı sırasında Osmanlı Devleti tarafından Azerbaycan'a destek amaçlı gönderilip savaşta şehit düşen Türk askerleri anısına yapılmış.

Bakü Manzara



Şehitlik ziyaretinin ardından füniküler ile aşağıya düştük :D :D :D Aşağı düşmek için 1 Manat ödedik. Azerbaycan'ı gezerken bazı kelimeler duyacaksınız ve gülmekten öleceksiniz. Mesela trafiğe tıkaç diyorlar. Bunu ilk duyduğumda çok komik gelmişti. Şemsiye'ye de çetir deniyor ama kimse çetir demiyor Rusça zont diyorlar. Zaten bir süre sonra halkla konuşa konuşa sizde farkında olmadan Azeri Türkçesi konuşmaya başlıyorsunuz. Çok sıcakkanlı ve hoşsohbet insanlar. Karşılaştığım herkes Türkiye'ye gelmişti ve bir sürü sanatçı ismi biliyorlardı.

Aşağı düştükten sonra Şirvanşahlar Sarayına ve İçeri Şehir denilen bölgeyi gezdik. Saray küçük ama çok hoş bir yer. Azerbaycan tarihini daha iyi anlayabilmeniz için bu sarayı muhakkak ziyaret etmelisiniz. Bu arada girişler için Ateşgah 4 Manat, Yanardağ 2 Manat ve Şirvanşahlar Sarayı 10 Manat ücret ödedik. Sarayın ardından Kız Kalesini ziyaret ettik ama içine girmedik. Kız kalesinin öyküsü, bizimki ile neredeyse aynı diyebiliriz.

Qız Qalası


Akşam otelin olduğu bölgeye doğru gittiğimizde yılbaşı marketi ve konser alanı kurduklarını gördük. Biraz o çevrede takıldık ve bir şeyler dinledik. Ardından tekrar Dolma isimli mekana gittik. Mekanda Şah Pilavı söyledik ve gerçekten hayatımda yediğim en lezzetli pilavlardan birisiydi diyebilirim. Kuru meyvelerin pilava bu kadar yakışabileceğini hiç düşünmezdim. Aksine muhteşem bir lezzet katıyorlar. Fiyat olarak da çok uygun, bu mekana kesinlikle uğrayın derim.

Güzel bir gece uykusunun ardından sabah tekrar erkenden kalktım ve camdan baktığımda yağmur yağdığını gördüm. Arkadaşlarım uyurken şemsiyemi alıp düştüm sokaklara... Çünkü benim uçağım 17:00 civarında kalkacaktı. Bakü'de ilk dikkatimi çeken şey arabaların neredeyse hepsinin jip olmasıydı. Bedava mı dağıtılıyor bu jip arkadaşım ??? Nereye kafamı çevirsem koca koca jipler gördüm. Sabah saatlerinde de bu kural değişmedi ve her tarafta jipler vardı.

Sabah ilk iş Hazar Gölü kenarında bulunan Milli Park'ı ziyaret ettim. Kocaman, düzenli, sanat dolu ve öyle güzel bir park ki anlatamam. Muhakkak gidip görmelisiniz. Ardından parkın içinde bulunan Halı Müzesine gittim. Halı Müzesi giriş ücreti 7 Manat ve yanında başka müzelerde var. Bu küçük gezinin ardından, şehirde gitmeyi planladığım tüm yerleri görmüştüm. Tekrar otele döndüm ve arkadaşlarımın hala uyuyor olduğunu gördüm... Bir süre sonra uyandılar ve eşyalarımızı toplayıp otelden çıkış yaptık. Kahvaltı etmek için şehrin en ünlü caddesi olan Nizami Caddesine gittik. Orada bir mekanda serpme kahvaltı için 55 Manat ücret ödedik. Kahvaltı gayet güzeldi ve kişi başı çok uygun bir fiyata geliyordu. Azerbaycan kahvaltı kültürünü biraz olsun yakından görmüş olduk diyebilirim. Kahvaltıda neredeyse 25-30 çeşit ürün vardı.

Bu güzel kahvaltıyı biraz uzun tuttuk ve havalimanına gitmek üzere arkadaşlarımın yanından ayrıldım. Yürüyerek 28 May Metro durağının oraya gittim. Havalimanı otobüsleri buradan kalkıyormuş. Otobüsler metro çıkışının hemen karşısındaki büfenin yanından kalkıyor. Lc Waikiki'ye sırtınızı verin ve yolun karşısına bakın otobüsleri orada göreceksiniz. Otobüs ile havalimanına ulaşmak için 1,30 manat ücret ödedim. Otobüse binmek için bakü kart almanız gerekiyor. Fakat ben oradaki bir kişiden yardım istedim ve parasını ödeyerek benim adıma kart basmasını istedim. Tabii ki de yardımcı oldular.

Havalimanına ulaşmamın ardından pasaport kontrolden geçtim ve uçağa biniş ile İstanbul'a gelebildim.

Azerbaycan uzun yıllardır gitme hayali kurduğum fakat bir türlü fırsat bulamadığım bir ülkeydi. Gitmeden önce beklentim çok yüksek değildi fakat inanılmaz keyif aldığımı belirtmeliyim. Modern, estetik açıdan göz alıcı, aynı zamanda tarihine sahip çıkmış ve çok güzel bir şehir ile karşılaştım. Bakü beklentilerimin üstünde güzellikte bir şehir çıktı. İnsanların sıcakkanlı olmaları ve yardımsever olmaları ise apayrı bir yazı konusu olabilir. Çok milliyetçi birisi değilimdir, daha çok Dünya vatandaşı kafasında bir adamım. Lakin Azerbaycan halkı, Türkiye'den geldiğinizi duyunca öyle sıcak davranıyorlar ki ister istemez içinizde bir kıpırdanma oluyor. Aynı dili konuşuyor olmanın vermiş olduğu rahatlık ise paha biçilemez.  Bakü'yü muhakkak ziyaret edin, asla pişman olmayacaksınız.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.



GEZGİN ŞİŞKO

12 Şubat 2018 Pazartesi

2018 Yılı Hindistan Vizesi Nasıl Alınır?

Herkese Merhaba,

Kısa bir süre sonra Hindistan'a seyahat edeceğim. Bu nedenle çok heyecanlı ve mutluyum. Bir kaç gün önce vizemi aldım. Hindistan TURİST vizesi alırken talep edilen evrak ve yaşanan süreci en güncel haliyle paylaşmak istedim. İstanbul'da yaşıyor olmam sebebiyle başvurumu İstanbul Konsolosluğu'nda gerçekleştirdim. 

Öncelikle turist vizesi almak için ilk yapacağınız işlem online vize başvuru formu doldurmak olsun. Başvuru formuna ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Form İngilizce ve sorular zor değil. Google translate kullanarak rahatça cevaplayabilirsiniz. Ben formu doldururken hiçbir sıkıntı yaşamadım fakat bir arkadaşım formu doldururken sistemden hata almış ve doldurduğu tüm bilgiler boşuna gitmiş. Bu nedenle formu doldururken ''Save and Exit'' (kaydet ve kapat) yapabilirsiniz. Sistemden atıldığınızda veya yukarıdaki işlemi yaptığınızda işlemlere devam edebilmek için sistemin size verdiği Application ID'yi muhakkak bir kenara not edin. Bu numara sayesinde buradaki linkten yarım kalmış olan formunuzu doldurmaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

Formu doldurduğunuzu ve son adıma geldiğinizi varsayıyorum. Son adımda sizden fotoğraf talep edecek. Burada önemli bir husus var. Bu talep edilen fotoğraf ile konsolosluğa vereceğiniz fotoğrafın aynı olması gerekiyor. Onun için 5x5 ölçülerinde fotoğraf çektirin ve formu doldurmadan önce bilgisayarınıza bu fotoğrafı kaydedin. Ben fotoğraf çektirdiğim yerden rica ettim ve mail olarak ilgili vize fotoğrafını gönderdiler. Fotoğrafı da sisteme kaydettikten sonra sizi son adıma yönlendiriyor. Son adımda ise randevu tarihi alıyorsunuz. Ben tarih aldığımda 2 hafta sonrasına tarih vermişti. Tarihi aldıktan sonra size formun son halini gösteriyor. Formu kaydedin ve sağ tarafında tarih yazılı olduğu şekliyle çıktısını alın. Tarih ve saat yazılı olmayan formlar kabul edilmiyormuş. Randevu tarihi ve saati olmayanlar form ile birlikte konsolosluk kapısına gittiğinizde, tarih ve saat yazılı form çıktısı almanız talep edilebilir.

İlgili formu doldurduktan sonra aşağıdaki evrakı tamamlayarak konsolosluğa gidebilirsiniz. 

-  Online vize başvuru formu 
-  2 adet 5x5 ölçülerinde vize fotoğrafı
-  Seyahat tarihinden itibaren en az 6 ay geçerli orijinal pasaportunuz ve pasaportun ilk sayfasının fotokopisi
-  Arkalı önlü nüfus cüzdanı fotokopisi
-  Son 3 aylık hareket dökümünü gösterir, 5000 TL bakiyeli şubeden alınmış banka hesap özeti
-  İkametgah Belgesi ( e devlet çıktısı kabul ediliyor)
-  Gidiş / Dönüş uçak bileti
-  Otel rezervasyonları
-  Varsa eski pasaportunuz
-  Vize başvuru ücreti olarak 103 $ ( Amerikan Doları ) 

Evrakı tamamladığınızda randevu saatinizden 15-20 dk önce konsolosluğun kapısında bulunmanız gerekiyor. Herkesi içeriye sırayla alıyorlar ve konsolosluk Elmadağ'da Garanti Bankası şubesi ile Kahve Dünyası'nın hemen arasındaki sokakta. Açık adres isteyenler için; Harbiye Mahallesi, Cumhuriyet Cd. Dortler Apt. No:42 D:11-12, 34367 Şişli/İstanbul

Evrakı hazırladığınızda randevu günü ve saatinizde konsolosluk kapısında hazır bulunun. Elinizdeki formun sağ tarafında yazan saat bilgilerine göre sizi içeriye alacaklardır. İçeriye girdiğinizde 6. kata çıkıyorsunuz. 6. katta telefonunuzu teslim ediyorsunuz ve konsolosluğa giriyorsunuz. İçeriye girerken bir sıra numarası alacaksınız. Sıra numarası aldığınızda elinizdeki evrakı konsolosluk çalışanlarının istediği sırayla dizmeniz gerekiyor. Bu sıralamaya ilişkin orada masanın üzerinde kağıtlar mevcut. Hangi sıraya göre dizileceği orada açıkça belirtilmiş. Evrakı düzenledikten sonra sıra numaranız geliyor ve evrakı teslim etmek üzere gişeye gidiyorsunuz. Evrak kontrol ediliyor ve 103 USD ücret alınıyor. Ücret maalesef ki çok yüksek... 

Evrakı teslim etmenizin ardından hemen yandaki gişeden bir kaç dakika sonra isminiz okunuyor ve fotoğraf / parmak izi işlemleriniz tamamlanmak için işlem yapılıyor. İşlemler tamamlandığında üzerinde pasaportunuzu teslim alacağınız tarih ve saatin yazılı olduğu bir fiş veriliyor. Bu fiş ile herhangi bir kimse gelip pasaportunuzu ilgili gün ve saatte konsolosluktan teslim alabiliyor. Fişi kaybederseniz, şahsınızın gidip alması gerekiyormuş. Pasaport teslim süreleri çok yakın bir tarihe veriliyor. Mesela geçtiğimiz hafta Cuma günü evrakımı teslim ettim ve bugün vize basılmış haliyle pasaportumu konsolosluktan aldım.

Hindistan vizesi almak çok kolay ve yukarıdaki adımları uygularsanız hiçbir sıkıntı yaşamazsınız. Ben ve arkadaşlarım sıkıntı yaşamadık.

Ek bilgi olarak konsolosluk sizden çalıştığınıza dair herhangi bir şirket evrakı talep etmiyor. Turist vizesi için boşu boşuna şirket evrakı ile uğraşmanıza gerek yok. 

Vize evrakı, ücreti ve konsolosluk ile ilgili tüm problemleriniz için Hindistan Konsolosluğu Resmi İnternet Sitesine buradan ulaşabilirsiniz. Vize ücreti ve talep edilen evrak zamanla değişiklik gösterebilir. Kontrolü elden bırakmamakta fayda var. Hatta en net bilgiyi konsolosluğu arayarak öğrenebilirsiniz. Ben vize başvuru sürecimde özellikle şirket evrakı hazırlayıp hazırlamamak konusunda çok ikilemde kaldım. Tüm soru ve sorunlarınız için konsolosluk ile iletişime geçmekten çekinmeyin. 

Seyahatimi tamamladıktan sonra gezdiğim şehirler ve anılarımı yine blogumda paylaşacağım. 

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO



4 Şubat 2018 Pazar

Bakü Gezisi - 1

Azerbaycan'a uzun bir süredir gitmeyi düşünüyordum fakat bir türlü fırsat olmamıştı. Ucuz uçak bileti bulduğumda da hemen satın aldım ve aralık ayında Bakü'ye gittim.

Azerbaycan Havayolları ile İstanbul / Bakü gidiş dönüş uçak biletini 300 TL'ye aldım. Uçuş yaklaşık olarak 2 - 2,5 saat civarı sürüyor. İstanbul'dan kalkışta biraz rötar oldu. Uçak normal saatinde kalksaydı eğer Haydar Aliyev Havalimanında 3 saat arkadaşlarımı bekleyecektim. Rötar sayesinde neredeyse aynı anda havalimanına indik diyebilirim.

Otelin Bulunduğu Sokak



:D :D :D 

Sümük = Kemik

Terevez =  Sebze

Haydar Aliyev Havalimanı 


Azerbaycan bizden vize talep ediyor fakat havayolu ile ulaşanlar için Haydar Aliyev Havalimanında vize alınabiliyor. 10 $ karşılığında vizenizi pasaporta 2-3 dk gibi kısa bir sürede basıyorlar. Vize almak çok kolay ve basit. Gitmeden önce internette yaptığım araştırmalarda pasaport fotokopisi ve fotoğraf da talep ettiklerini okumuştum. Hatta konsolosluğu arayıp bilgi aldığımda da evrakı teyit etmiştim. Fakat vize masasında doldurduğunuz bilgi formu, pasaport ve 10 $ haricinde ek bir belge talep etmediler. Diğer hiçbir yolcudan da başka bir belge talep ettiklerini görmedim. Bilgi formunu havalimanında veriyorlar. Kısaca bilgiler var ve doldurması hiç zor değil, çünkü Türkçe :D :D Azerbaycan Türkçesi ama anlıyorsunuz.

Vizemi aldıktan sonra pasaport kontrolü için sıraya girdim. Pasaport kontrolünde biraz problem yaşadım çünkü teknik bir sıkıntıları varmış ve beklemek zorunda kaldım. İyi ki de beklemişim. Tüm pasaport polisleri kadındı. Herkes gidip bir tek ben kalınca başıma 3 tane pasaport polisi geldi ve muhabbete başladık. 10-15 dk kadar muhabbet ettik. Hayatımda gördüğüm en samimi pasaport polisleriydi diyebilirim. Şuana kadar yaşadığım ülkeye giriş maceralarından en eğlenceli olanı buydu. Bu güzel insanlarla muhabbet etmek, şimdiden can Azerbaycan gezimin ne kadar eğlenceli geçebileceğinin sinyallerini veriyordu.

Ülkeye giriş yaptım ve havalimanı dış hatlar çıkış kapısından çıktığımda otelin bizi alması için gönderdiği şoför ile tanıştık. Onunla da muhabbet etmeye başladık. Türkiye'ye defalarca gelmiş. Bizim bütün Türk sanatçıları biliyor. Biz muhabbet ederken arkadaşlarımın uçağı da iniş yaptı ve yanımıza ulaştılar. Bu arada Haydar Aliyev Havalimanı gerçekten çok güzel, temiz ve düzenli bir havalimanıydı. Onlarda bunu farketmiş olacaklar ki şok halindelerdi. Şoförümüzün aracını görünce de iyice uçtuk diyebilirim. Bizi mercedes marka bir araçla almaya gelmişti. 4 kişi için toplamda 25 manat ücret ödedik.

Sevgili şoförümüz bize gecenin körü olmasına rağmen ve anlaşmamızda olmamasına rağmen Bakü şehir turu yaptırdı. Beklediğimden çok çok güzel bir şehir ile karşılaştığımı belirtmeliyim. Moskova'yı ve Belgrad'ı biraz andırıyor. Kocaman caddeleri, estetik binaları, geniş kaldırımları, Hazar gölü manzarası ve muhteşem parkları ile Bakü çok güzel bir yer.

Gece saat 02:00 civarı otelimize ulaştık. Harita üzerinde de çok merkezi bir yerde olduğunu görmüştüm ve ona göre fiyat/fayda dengesine istinaden burayı tercih etmiştim. Otele gidince bir kez daha ne kadar iyi bir karar verdiğimi anlamış oldum. Kaldığımız otel için tıklayınız. Konakladığımız yerin geceliği kişi başı 50 tl'ye denk geldi ve 2 + 1 daire şeklindeydi. Şehir dışında olan mekanları saymazsak ( Ateşgah, Gobustan ve Yanardağ ) her yere buradan yürüyerek ulaşabilirsiniz.

Bakü'de 2 gün kaldık ve muhteşem anılar biriktirdik. Hepsini paylaşacağım. Dil konusunda korkunuz varsa, vize ile uğraşmak istemiyorsanız, dış kültürlere karşı çok açık görüşlü değilseniz ve yine de yurtdışına çıkmak istiyorsanız, yemekleri / insanları beni zorlamasın ama farklı güzel bir yer olsun diyorsanız, Bakü tam size göre bir yer. Uygun uçak bileti bulduğunuzda hemen atlayın gidin derim. Kesinlikle memnun kalacaksınız. Zaten insanların güler yüzleri, sizinle sohbet etme istekleri bile kendinizi mutlu hissettirecek. Ayrıca Bakü cebinizi yakmayacak bir şehir. Uçak bileti ve konaklama dahil gezi maliyetim ise 700 TL'ydi. Tabii bu rakamda ulaşım, yiyecek, müze ve tarihi yer girişlerinin de bir hayli uygun fiyatlı olmasının etkisi büyüktü. Hadi bir değişiklik yapın ve hayatınıza renk katın; bir uçak bileti alın ve yolculuğa çıkın.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.

29 Ocak 2018 Pazartesi

Azerbaycan Vizesi Nasıl Alınır?

Herkese Merhaba,

Geçtiğimiz ay Azerbaycan'a seyahat ettim ve vize araştırmaları yaparken hiç tatmin edici cevaplar bulamadım. Bu nedenle TURİSTİK VİZE hususunda bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim.

Öncelikle Azerbaycan Türkiye'den vize istiyor. Havayolu ile gidenler için Haydar Aliyev Havalimanında vize almak mümkün. Karayolu ile gidecek olanlar veya farklı bir havalimanından giriş yapacak olanlar muhakkak konsolosluk ile iletişime geçsinler. En doğru ve kesin bilgiyi konsolosluktan alabilirsiniz.

Haydar Aliyev Havalimanında 10 $ gibi bir ücret karşılığında kapıda vize veriliyor ve vize almak çok kolay. Gitmeden önce yaptığım araştırmalarda fotoğraf ve pasaport fotokopisi istendiğini okumuştum. Azerbaycan Konsolosluğunu aradığımda da yine fotoğraf ve pasaport fotokopisi gerektiğini ilettiler. Fakat havalimanına indiğimde bir form verdiler. Form Azeri Türkçesi olması nedeniyle anlaşılır. Yani İngilizce bilmenize gerek yok. Formda kısaca bilgileriniz talep ediliyor. Formu doldurduktan sonra elimdeki evrakı vermek üzere vize masasına gittiğimde form haricinde sadece pasaportumu aldılar. Fotoğraf, pasaport fotokopisi v.b başka bir belge talep etmediler. Uçakta bulunan diğer herhangi bir Türk yolcudan da talep ettiklerini görmedim.

Zaten vizeyi almanız 5 dk filan sürüyor. O kadar basit ve çözüm odaklı çalışıyorlar ki, ''neden vize istiyorlar yahu?'' sorusu insanın aklına geliyor. Eminim ki ardında politik bir neden vardır.

Velhasıl can Azerbaycan muhteşem bir yer ve Azerbaycan'ı ziyaret etmek için; tarihi dokusu, doğal güzellikleri, aynı dili konuşuyor olmak, halkının hoş sohbet olması gibi bir çok neden sayabilirim.


Uzaklara gitmeye korkuyor musun? İngilizce bilmiyor musunuz? Seyahat etmek çok mu masraflı diye düşünüyorsunuz? O zaman hiç beklemeyin Azerbaycan biletinizi alın ve dünyanın en güler yüzlü pasaport polislerini tanıma fırsatını kaçırmayın :D :D Çok tatlı ve sevecen insanlar. Hem farklı bir kültür hem de aynı dili konuşuyorsunuz ve Bakü gerçekten yaşanılası bir şehir. Sovyet dönemi mimarisini şehrin her yerinde görebiliyorsunuz.

Bakü seyahatimle ilgili yazılarıma başlıyoruz. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.

Mumbai Gezisi - 2

Merhaba Dostlar, Mumbai gezisinin 2. gününde planım varoşlar ve çamaşırhanelerin bulunduğu bölgeye gitmekti. Neden böyle bir ihtiyaç duydu...