20 Mayıs 2017 Cumartesi

Bangkok Gezisi - 2

Herkese tekrar merhaba,

Sabah kalktığımızda otelde kahvaltı olduğunu gördük. Kahvaltı dediysek; kızarmış ekmek, tereyağı, reçel ve mısır gevreğinden bahsediyorum. Öyle Türk kahvaltısı hayalleri kurmayın... Her neyse kahvaltımızı ettik. Karnımızı iyice doyurduk :D :D

Ardından yepyeni bir tuk tuk macerası ile Wat Pho'ya doğru yola koyulduk. Wat Pho, Yatan Buda Tapınağının bulunduğu ve Thai masajının doğduğu yer. İçinde bir çok tapınak var. Bangkok'ta ki en popüler yerlerden birisi. İçerisi tıklım tıklım insan kaynıyor. Ben açıkçası biraz sıkıldım. O kadar kalabalık canımı sıkıyor. Wat Pho'ya giderken yanınıza uzun kollu bir şeyler veya şal filan almanızı öneririm. Dini bir yer olduğu için omuzlarınız açık ve şortla girmenize müsaade etmiyorlar.

Wat Pho





Wat Pho'nun ardından kraliyet sarayına gittik ama içeriye giremedik. Kıyamet gibi bir sıra vardı. Biz de feribot ile Wat Arun'a geçtik. Wat Arun, şehrin simgesi diyebiliriz. Lakin fotoğrafını çekmedim. Çünkü, restorasyon çalışmalarından ötürü; Wat Arun, Wat Arun'luktan çıkmıştı. :D :D :D Google'a, Bangkok yazdığınızda karşınıza burasının fotoğrafları çıkıyor. Ayrıca; size burada tarihsel bilgi vermeyeceğim. Aha dayıya sorun; Dayı Dayı size bol bol tarihsel bilgi verecektir.

Kraliyet Sarayına Giden Yol ve Wat Arun'un Yanındaki Tapınak




Bugün ki gezimizi, komple tarihi yerlere ayırmıştım ve hepsi birbirine yakın yerlerdi. Aralarında çok bir mesafe yok ve yürüme mesafesinde. Biz gittiğimiz dönemde krallarının ölümü nedeniyle sokaklarda bedava yiyecekler dağıtıyorlardı. Bizim mevlut gibi bir şey. Mevlut kısmından pek anlamam ama bedava kısmı hoşuma gitti. İçecekler ve yiyecekler çadırlarda ücretsiz olarak dağıtılıyordu. Halk komple siyah giyinmişti. 35 derece güneşin altında siyah giyip dolaşmak, gerçekten takdire şayan bir davranış. Krallarını ne çok seviyorlarmış, dedirtiyor insana!

Eğlenmeye doyamayan arkadaşlarımın bir kısmı Khaosan Road'a gittiler. Ben ise, benimle gelmeyi tercih eden kişilerle tren istasyonuna gittim. Malum, 1 gün sonra Kamboçya'ya geçecektik ve en ucuz yol, tren + otobüs olarak gözüküyordu. Ben tabii ki de en ucuz yolu seçecektim. Hem halkla iç içe oluyorsunuz, hem de bir daha nerede böyle bir deneyim yaşayabilirsiniz bilinmez.

Bangkok'tan, Siem Reap'a uçak bileti fiyatları bir hayli pahalıydı. Otobüs bileti ise, tek yön gidiş 40 $ gibi bir şeydi. Biz ise, kişi başı 35-40 TL  gibi bir rakama Siem Reap'a gittik. Planım şu şekildeydi; Bangkok - Aranyaprethat arasını trenle, Aranyaprethat - Poi Pet sınırına ulaşımı tuk tukla sağlayarak, ardından sınırdan yürüyerek geçilecek ve otobüs/minivan/taksi seçeneklerinden birisiyle Siem Reap merkeze ulaşılacaktı.Tren biletini almak için istasyona gittiğimde, biletlerin seyahat günü alınabileceğini öğrendim ve tren saatlerini kontrol ettim. Tren saatleri için buyrun Tablo'da da görüleceği üzere, sabah saat 05:55 ve öğleden sonra 13:05'de 2 tren mevcut.  Biz sabah olanını tercih ettik. Çünkü, akşam saatlerinde hiç bilmediğin bir yere ulaşmak pek güvenli gelmemişti. Ayrıca, tren'de 3. sınıf harici bilet satmıyorlar. 1. sınıflar filan yerli halka satılıyormuş.

İstasyondan çıktık ve otelimize doğru yürüyecekken, yorgunluktan öldüğümüz aklımıza geldi. Hemen bir 7-Eleven'a kendimizi attık. Onigiri aldım yine kendime. Her ülkede onigiriler farklıydı. En çok beğendiklerim Tayland'daydı diyebilirim. Ayrıca, ülkede hatırı sayılır derecede 7-Eleven var. Japonya'dan sonra en çok 7-Eleven olan ülke Tayland'mış. Japonya'dakiler kadar çeşit yok ama olanların tadı güzeldi. Yiyeceklerimiz ile otele geçtik. Ertesi gün yüzen çarşıya gidecektik ve yüzen çarşı şehirden uzak olduğu için tur almak gerekiyor. Otelle görüştüğümüzde 500 Baht'a, Domnuen Saduak isimli yüzen çarşıya tur aldık. Sabah bizi otelimizden alacaklar ve öğleden sonra tur bitince geri bırakacaklardı.

Uzun ve yorucu bir günün ardından, odamıza çıktım. Bir şeyler atıştırdım ve uyudum. Yarın yine uzun ve sürprizlerle dolu bir gün olacaktı. Acayip heyecanlıydım :)

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

14 Mayıs 2017 Pazar

Bangkok Gezisi - 1

Herkese Merhaba,

Sabah erkenden kalkıp, tekrar yollara düştük. 2,5 - 3 saat süren bir uçuşun ardından Bangkok semalarında süzülen uçağımız, Don Mueang Havaalanı'na iniş yaptı. Havaalanı'nda çok kalabalık bir pasaport kuyruğu vardı. Evet, daha önce de uzun pasaport kuyrukları gördüm ama bu çok karışıktı ve işler bir hayli yavaş ilerliyordu. Her neyse bir şekilde havaalanı'ndan ülkeye giriş yaptık ve şehre en uygun ulaşım aracı olan trene bindik. Tren ile şehir merkezine ulaşım 2-2,5 tl gibi bir rakama denk geliyor. Treni seçtik çünkü; hem kalacağımız hostel, tren istasyonuna çok yakındı. Hem de ucuzdu.

Tren istasyonundan, hostelimize doğru yürüdük. Bu arada hava öyle sıcak, öyle sıcak ki; elinizi başınıza götürüp terinizi sildiğinizde, tekrar aşağıya indirirken geçen süre zarfında yeniden terliyorsunuz :D :D Sıcaktan değil o ya, nem o nem...

Tren Gelir Hoş Gelir



Hostele çantalarımızı bıraktık ve ilk tuk tuk yolculuğumuza çıktık. Hostelin önünde duran tuk tuk'a bindik. 5 kişiydik ve adam bizi 3 kişilik tuk tuk'a bindirebileceğini söyledi. İnanamadım ama bindirdi. 3 tekerlekli bir aracın, bu kadar ağırlıkla dönerken devrilmemesi gerçekten bir mucize... Bir de sürüyorlar ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Yolculuk boyu etmediğim küfür kalmadı. :D :D :D

İlk gün olmasından dolayı, sadece 2 yer gezmeyi planlamıştım. Tuk Tuk ile Golden Mount'a ulaştık. Bu arada tuk tuk ile yolculuk edecekseniz, muhakkak pazarlık edin. Biz 5 kişi olduğumuz için, bize biraz yüksek fiyatlar verdiler ama yine de şehir içinde 300-350 Baht'tan fazla ödemedik. Fiyatlar da acayip tutarsız. Giderken 300 Baht ödediğiniz bir yere, dönerken 200 Baht ödeyebiliyorsunuz... Onun için pazarlığı sıkı tutun. Fakat, o kadar eğlenceli, o kadar eğlenceli ki; ödediğiniz her kuruşa, yediğiniz her kazığa değiyor. :D :D :D Sizi bilmem ama ben çok eğlendim. Trafikte aklınıza gelecek her türlü şeyi yapıyorlar. Akan trafiğe ters girmek de buna dahil! Çığlıklar ve kahkahalar eşliğinde bir yolculuk oluyor. Hayır, şoför sizi duydukça daha da gaza geliyor! Onun için fazla da belli etmeyin.

Tuk Tuk Şoförümüz ve Biz ( Sağdaki Siyahlı Ben :D )


Golden Mount'a ulaştık ve merdivenlerden tırmanmaya başladık. Şehirde bir çok tapınak var. Burası yüksek bir yer olduğu için tüm şehri görebiliyorsunuz. Tapınak'a çıkarken de sanki Babil'in Asma Bahçelerinde geziniyormuşum gibi bir duygu sezinledim. Daha önce Babil'in Asma Bahçelerini gördüm mü? Hayır, ama o duyguyu iyi bilirim :D :D İşte yeşillikler filan farklı bir havası var. Buraya muhakkak gitmenizi öneririm. Şehirde bulunan farklı tapınaklardan birisi.

Golden Mount





Tapınaktan çıktık ve yürüyerek Khaosan Road'a gittik. Her yerde korna sesleri, motorlar, arabalar, tuk tuklar. Bu keşmekeş, bu karmaşa ve içindeki ahengi hayal edin. Kendini kaybolmuş hissetmenin yanı sıra, o karmaşada kendinden bir şeyler de buluyorsun. Bangkok'tan beklentimi daha düşük tuttuğum için şehir çok hoşuma gitti diyebilirim.

Khaosan Road'a ulaştık ve gezinmeye başladık. Burası da her şehir de olduğu gibi, bu şehrin ünlü bir caddesi. Barların ve kafelerin olduğu, aşırı turistik ve eğlenceli bir mekan. Bütün Avrupa, buraya akmış. Cidden abartmıyorum. Caddede, Tay'dan çok sarışın vardı. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar eğlendik. İnsanlar sokaklarda dans ediyordu. Çok eğlenceli bir yerdi.

Khaosan Road



Bu arada böcek de yedim. Solucan ve çekirgenin tadına baktım diyelim. Öyle muhteşem bir tadı yok, umduğunuz kadar iğrenç de değil. Derin yağda kızartıldığı için, baharatlı bir çıtırlığı var. Hatta solucanın tadı bildiğiniz peynirli cheetos'a benziyordu. Tay halkının bunları yemediğini ve sadece turistleri kandırmak için tezgaha konan bir şey olduğunun farkındayım. Açıkçası, dünyanın bir çok yerinde yeniyor ve insan tadını merak ediyor. Ben de tadına baktım. Hoştu, güzeldi ve farklı bir deneyimdi. Mideniz kaldırır, kaldırmaz; orasını bilemem ama ucundan bir ısırık alın derim :D :D :D

Abime Bir Yarım Böcek ÇEEEEKK


Gecenin ilerleyen saatlerine kadar Khaosan Road'da gezindik. Bir şeyler yedik, içtik. Böcek dışında da çok lezzetli şeyler var. Bakınız; Pad Thai... Hem ucuz, hem de doyurucu bir yiyecek. Sebzeli, etli, tavuklu ve bilumum çeşitleri bulunan bir çeşit erişte. Muhakkak bunun tadına bakın. Beğeneceğinizi düşünüyorum. Standart damak tadına hitap ediyor.

Khaosan Road'dan gece 01:00 - 02:00 gibi çıktık ve tuk tuk ile hostelimize geri döndük. Hostelimiz bir harikaydı. Hong Kong'dan sonra çok güzel geldi. Hem fiyatlar uygun hem de odalar temiz ve kullanışlıydı. Şuradan oteli görebilir ve fiyatları kontrol edebilirsiniz.

Özetle, Bangkok muhteşem bir şehir. Beklentilerimin çok üstünde çıktı ve beni şaşırttı diyebilirim. Gerçekten gidip o farklı kültürü görmelisiniz ve kendinizi şehrin karmaşasına bırakmalısınız. Tay insanları çok güler yüzlüler. Bazen pazarlığa giriştiğinizde bazıları çirkinleşebiliyor ama onu boş verip ilerideki satıcıya yönelin. Elbet istediğiniz fiyata, istediğiniz malı satan kişiyi bulacaksınız. İndirim konusunda sakın pes etmeyin. Bazen fiyatlar 5'te 1'ine bile düşebiliyor. Pazarlığı yapın, istediğiniz fiyatı vermezlerse dönüp gidin. Zaten arkanızdan son fiyatı bağırıyorlar. Bazen bağırmıyorlar ama kazık yemekten iyidir. :D :D Son olarak; bu seyahat boyunca bir çeşit pazarlık çingenesine dönüştüğüm doğrudur. Adamların dillerinden anladım sanırım. Hayır, İngilizcem mükemmel değil. Grupta benden iyi İngilizce konuşan arkadaşlarım da vardı. Fakat, bir şekilde Tay halkı ile anlaşıyordum. Ben de anlamadım nedenini. :D :D :D

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO


23 Nisan 2017 Pazar

Hong Kong Gezisi - 2

Herkese Merhaba,

Öncelikle herkesin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlarım. Yazıma başlamadan önce Atamızın şu sözünü tekrar hatırlatmak isterim;

"Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol..."


Sabah erkenden yollara düştük. Rotamızı ilk olarak Onbin Buda Manastırına çevirdik. Manastıra gitmek zor değil. Metro hattında Sha Tin istasyonuna geldiğinizde, biraz tırmanışın ardından manastıra ulaşabiliyorsunuz. Ben manastırı beğendim. Hong Kong'a gidecekseniz muhakkak görmeniz gerektiğini düşünüyorum. Gezilecek yerler listenize alabilirsiniz. Manastırın içinde fotoğraf çekmek yasak. İçerisi gerçekten çok etkileyici, binlerce küçük Buda heykelciğinin bulunduğu hoş bir yer. Gördüğüm diğer Budist tapınaklarından farklıydı.


Ten Thousand Buddhas Monastery






Manastırı gezdikten sonra, metro istasyonuna geri döndük ve Ngong Ping 360'a gittik. Ngong Ping 360, Lantau adasına sizi ulaştıran teleferiğin adı. Lakin, gittiğimizde onarım çalışmaları vardı. Maalesef ki binme fırsatımız olmadı. Otobüs ile tekrar şehir merkezine döndük ve Victoria Peak'e, planladığımız saatten daha erken bir zamanda gitmeye karar verdik. 

Bu arada şehre gittiğinizde muhakkak Octopus Card almanızı öneririm. Zaten ilgili kartı almadan, otobüslere binmeniz pek mümkün değil. Kart için 50 HKD gibi bir depozito alınıyor, kartı teslim ederken bu depozitoyu, 9 HKD kesinti yaparak iade ediyorlar. Kartı havaalanında teslim edebiliyorsunuz. 

Victoria Tepesine çıkarken, tarihi füniküleri kullandık. Fünikülere gidiş yolunda, Hong Kong adasında yüksek binaların arasından yürüyerek geçtik. Hayatımda gördüğüm en çılgın görüntülerden bir kaçına burada şahit oldum. O zenginliğin, şatafatın içinde insanlar lüks markaların mağazalarının önüne çadır kurmuşlar. Kartondan odalar yapmış. Şok oldum... Fünikülere ulaştığımızda, yukarıya çıkış fiyatı 75-85 HKD arasında fakat, octopus kartımız olduğu içi 45 HKD ödedik. Aynı şey otobüslerde ve metroda da geçerli. Bu kartı almadan binerseniz, çok daha fazla ödeme yapıyorsunuz. Zaten yaptığı indirimlerle, 9 HKD ücreti amorti ediyor ve kara bile geçiyorsunuz.


Victoria Peak ve Hong Kong Adası









Victoria Peak, şehri yukarıdan görebildiğiniz bir yer. Size tavsiyem, en tepedeki paralı yere boşuna ücret ödememeniz. Albert Path isimli yolu takip edin ve yukarıdaki fotoğrafı çektiğim yere ulaşacaksınız. Hem güzel bir yürüyüş oluyor, hem de paranız cebinizde kalmış olur. Manzara muhteşem ve nefes kesici. Biz aşağıya inerken yürümeyi tercih ettik. Uzun ve eğlenceli bir yürüyüş oldu. Manzara eşliğinde tepeden aşağıya yürüdük. İsterseniz, çıkarken de yürüyebilirsiniz ama yorucu olacağını düşündüğümüz için biz füniküleri tercih ettik. 

Otelin bulunuyor olduğu yere, metro ile gittik. Bu arada metro istasyonunda Yoshinoya vardı. Japonya'da en çok beğendiğim restoran zincirinin burada da yeri varmış. Sevinçten ölecektim :D :D Koşa koşa gittim, karnımızı doyurduk ve sokaklarda biraz dolaştıktan sonra kaldığımız yere döndük. Sabah erken saatte uçağımız vardı. 

Bir sonra ki rotamız, Tayland'ın başkenti Bangkok'tu. Bangkok'tan büyük bir beklentim yoktu. Fakat, beklentilerimin üstünde eğlenceli bir şehirle karşılaşacağımı nereden bilebilirdim ki... 

Genel olarak, Hong Kong şehirleşmenin dibine kadar hissedildiği, bir o kadar da ara sokaklarının bu şehirleşme ile tezat oluşturduğu tuhaf bir yer. Gördüğünüz diğer şehirlere gerçekten benzemediğini belirtmeliyim. Dışarıdan bakıldığında koca bir taş yığını. Ara sokaklarına girildiğinde ise, o filmlerde gördüğünüz Çin sokaklarındaki yaşamı görebiliyorsunuz. 2 gün, Hong Kong için yetecektir. Fazlası insanı sıkabilir. 

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.



GEZGİN ŞİŞKO

15 Nisan 2017 Cumartesi

Hong Kong Gezisi - 1

Dostlar Merhaba,

Uzun bir süredir planladığım Asya seyahatimin ilk rotası Hong Kong'du. Uçak biletimi Eylül ayında satın almıştım. Hong Kong Gidiş - Singapur Dönüş aktarmasız uçuş, 1700 TL civarında bir rakama denk gelmişti. Kampanya döneminde uçak bileti yakalamanın faydalarını bir kez daha görmüş oldum.

İstanbul'dan 9 saatlik uçuş ile Hong Kong'a ulaşıyorsunuz. Havaalanından şehir merkezine A21 numaralı otobüsler ile 33 Hong Kong Dolarına (HKD) gidebiliyorsunuz. Tren veya taksi seçenekleri çok daha pahalı. Bizim ineceğimiz yer Tsim Sha Tsui'ye çok yakındı ve kaldığımız yer bu bölgedeydi. 45 dk yolculuğun ardından şehir merkezine ulaştık. Dünyanın en fazla gökdeleninin olduğu bu şehir, cidden bu unvana hakkını vermiş... Her yer gökdelen. Şehirleşmenin doruk noktasının yaşandığı yerlerden birisi diyebilirim. Sizi rengarenk sokaklar, ışıl ışıl caddeler ve kıyamet kadar kalabalık bir şehir bekliyor. Sıkı durun!

İnternetten kalacak yer bakarken, bütün odaların küçücük olduğunu görmüştüm ama kalacağım yeri görünce şok geçirdim. 4 kişinin aynı anda odaya girmesi mümkün değildi. Yatak, 2 duvarın arasında sıkıştırılmıştı resmen :D :D ama yine de güzel bir deneyim oldu.

Yatağımdan Çektiğim Fotoğraf :D :D 


Kaldığımız Binanın İçi


Hemen eşyalarımızı bırakıp, kendimizi sokaklara attık. Konukevi'ne yerleştiğimizde saat 19:00 - 20:00 sularındaydı. Kaldığımız yerden çıkıp limana doğru gittik. Tsim Sha Tsui limanından Hong Kong adasını görebiliyorsunuz ve saat 20:00'da ışık gösterisi oluyor. Daha önce bu bilgiyi internette okumuştum. Onun için koştura koştura limana gittik ve ışık gösterisini izlemeye gelen kalabalığın içine karıştık. Manzarayı ilk gördüğümde bir hayli şaşırdım. Şehirleşmenin bu kadar net görüldüğü bir manzaraya daha önce şahit olmamıştım. Bu kadar yüksek binaların olduğu yerleri pek sevmem. Ben genelde doğa ve kasabamsı yerleri severim. Buna rağmen beni o görüntü etkiledi diyebilirim. Işıl ışıl bir cümbüş var karşınızda ve biraz oturup hayallere dalmamak mümkün değil.
- Oturacak yer mi?
Yok canım ne oturması, ayakta duracak yer bulursanız yine iyi... Neyse ki biz bulduk. Bir süre manzarayı izledik.

Hong Kong Adası


Ardından Night Marketlerin bulunduğu bölgeye doğru yürümeye başladık. Şehrin bir çok yerinde Night Market var. Tabii oraları da tıklım tıklım. Kocaman binaların arasına tezgahlar kurulup, değişik değişik yemekler satılıyor. Sağlıklı olduğu da pek söylenemez. Malum şehrin adında bir de grip olduğunu düşününce, hijyenden bahsetmek çok kolay bir şey değil. Neyse, hijyeni unutun. Burası cidden fantastik bir yer. Burada bir çok yiyecek denedim. Hepsinin tadı aynıydı. Acılı dediğinizde bir sos var, ne isterseniz o sosun içine atıyorlar. Böylece bütün yiyecekler de aynı tada sahip oluyor. Domuz işkembesi gördüğünüzde mümkünse dükkanlara yaklaşmayın. Bazı dükkanlarda hoşunuza hiç gitmeyecek kokular burnunuza gelebilir.

Night Market




Hong Kong, çılgın bir şehir. Akşam yemeklerimizi yedikten sonra kalacağımız yere gittik ve yol yorgunluğu ile uykuya daldık. Malum, yarın da gezeceğimiz yerler vardı. Bir sonra ki yazıda 2. günü de paylaşacağım.

O gece, farklı bir şehirde uyumuş olmanın verdiği huzurla uykuya daldım. Ne zaman seyahate çıksam, her gece gördüğüm rüyalar kafamın içini terk eder. Beni tarifi mümkün olmayan bir huzura doğru iter. Her gece rüya gören birisi için, bu rahatlamanın değerini hangi kelimelerle anlatayım, bilemiyorum...

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


NOT: YARIN OY KULLANMAYI UNUTMAYIN!!!


GEZGİN ŞİŞKO

2 Nisan 2017 Pazar

Yazd - İsfahan Son Gün

Merhaba Arkadaşlar,

Uzun süredir yazamıyorum. Fakat, geçerli sebeplerim var. Bir Güneydoğu Asya'yı görüp geldim. :D :D Bu son İran yazımdan sonra Asya seyahatimin detaylarını, 5 ülkelik güzel bir yazı dizisiyle paylaşıyor olacağım.

Sabah erkenden uyandık. Öğlen saat 13:00'da otobüsümüz vardı ve İsfahan'a geri dönecektik. Ardından da sabaha karşı İstanbul uçuşumuz gerçekleşecekti.

Kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı fiyata dahilmiş. Gerçekten fiyatlar uygun ve ucuz bir ülke olduğunu tekrar belirtmek isterim. Kahvaltının ardından Dolat Abad'a gittik. Burası, Yazd şehrindeki en büyük badgir'in bulunduğu bir bahçe. İçerisi huzurlu ve tipik İran bahçe düzenlemesini burada görebiliyorsunuz. Huzurlu ve hoş bir yer. Ayrıca bir Badgir'e içeriden bakma fırsatını da elde ediyorsunuz. Giriş ücreti olacak 15000 Tümen ödedik. İçeride çok tuhaf bir çeşme vardı. Aşağıda fotoğraflarını görebilirsiniz. Çok hoşuma gitti. Sırf meraktan sanırım 1,5 lt civarı su içmişimdir. :D :D :D

Dolat Abad Badgir





Çeşme


Ardından taksi ile Ateşkadeh'e gittik. 6000 Tümen tuttu. Ateşkadeh'de 700 yıldır hiç sönmeyen, Zerdüştler için kutsal olan ateşi gördük. Ayrıca içeride Zerdüştlük dinine mensup insanların yaşamları, kutsal kitapları olan Avesta, kılık kıyafetleri ve Avesta'dan gatalar dinletiliyor. Farklı ve tarifi mümkün olmayan bir deneyim olduğunu belirtmeliyim. Bu arada içeriye giriş ücreti 8000 Tümen.

Ateşkadeh






Ateşkadehi ziyaret ettikten sonra, otele çantalarımızı almaya gittik. Daha önceden anlaştığımız taksicimiz otelde yoktu. Önceden dönüş parasını kendisine ödemiştim ama yine de gelmemişti. Gerçi taksici de suç yok. Ben fazla iyi niyetli davranmışım. Neyse ben bir şey kaybetmedim, üstüne üstlük güven üzerine güzel de bir ders almış oldum. :D :D Fazla sorun etmeden, yeni bir taksi bulduk ve 10000 Tümen'e otobüs terminaline gittik.

Otobüsümüz tam zamanında kalktı. Yazd'a geldiğimiz otobüs şoförü ile tekrar İsfahan'a döndük. Hayatımda o zamana kadar gördüğüm en felaket otobüs kullanan kişiydi diyebilirim. Akşam İsfahana ulaştığımızda, taksi ile şehir merkezine geçtik. Taksi ücreti 15000 Tümen tuttu. İsfahan'da biraz dolaştık, bir şeyler yedik ve havalimanına geçtik. Şehir merkezinden, havalimanına 35000 Tümen taksi ücreti ödedik.

Dış hatlara gittiğimizde havalimanı kapalıydı. Gece saat 01:00'da açılıyormuş. Biz de iç hatlara yürüdük ve orada takıldık. Zaten 2 bina yan yana ve yürüyerek gidebilirsiniz. İran çok güzel bir ülke ve insanları sevecen, güler yüzlü, cana yakın. Hele ki Türkiye'den geldiğinizi öğrendiklerinde çok mutlu oluyorlar ve hemen muhabbet kurmaya çalışıyorlar. Dışarıdan anlatıldığı gibi korkunç bir yer asla değil. Haberlerin abarttığı yer İran değil... Orası, habercilerin kendi hayallerinde kurguladıkları, koca bir hapishane. Oysa ki gerçek İran; güzel insanların yaşadığı, herhangi bir güvenlik problemi olmayan, tarihe saygılı ve Turistlere karşı hoşgörülü davranan insanların bulunduğu bir coğrafya. Ayrıca bize de çok yakın, vize istemiyor ve ucuz bir yer. Uçak biletleri çok pahalı değil. Durmayın, çekinmeyin ve bir bilet alıp yolculuğa başlayın...

Yollar size ummadığınız güzellikler sunacak ve bir kere seyahat etmeye başladınız mı, Dünyanın ne kadar güzel bir yer olduğunu göreceksiniz. Keşfetme arzunuz asla bitmesin.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın...


GEZGİN ŞİŞKO

11 Şubat 2017 Cumartesi

Yazd Gezisi

Herkese Merhaba,

Sabah uyandık ve taksi ile Sofe Terminal'ine gittik. Otobüs ile Yazd'a geçecektik. Terminalden sürekli Yazd'a gidecek otobüs bulmak mümkün. Biz HamSafar isimli firmayı tercih ettik. Size de tavsiye ederim. Otobüsleri konforlu diyebiliriz. Tabii son model bir otobüs beklemeyin. Malumunuz İran'a ambargo devam ediyor ve yeni otobüs bulmak neredeyse imkansız...

İsfahan - Yazd arası otobüs bileti fiyatı 260000 Riyal ( 25-26 TL ) tuttu. Yolculuk 4 saat sürüyor. Yazd'a yaklaştıkça her yanınızı çöl kumları kaplamaya başlıyor. Yazd, çölün ortasında bir şehir ve tarih boyunca savaş görmediği söyleniyor. Bu nedenden ötürü de tarihi yapısını olduğu gibi korumayı başarmış ve ara sokaklar size muhteşem görüntüler sunuyor. Ayrıca burası Zerdüştlüğün dini başkenti diyebileceğimiz bir yer.

Şehre vardığımızda üzerimize 5-10 taksici hücum etti. Müşteri kapma telaşı içindeydiler. Biz uzak olan terminale gittik. Bu terminalden şehir merkezine taksi ücreti 150000-200000 Riyal gibi bir şey tutuyor. Bir tanesi ile konuştuk anlaştık. Ardından dönüş için otobüs biletlerimizi de ertesi gün 13:00'a aldık. Taksici bize otel konusunda da yardımcı olabileceğini iletti. Kişi başı 10$'a, 3 kişilik bir oda ayarlayabileceğini söyledi ve fotoğraflarını gösterdi. Ben de yerini haritadan gösterdikten sonra, fiyatı kabul ettim. Odaya kahvaltı dahildi. Otel güzeldi ve hoşuma gitti diyebilirim. Fakat, gittiğimizde otelin sahibi tutarın 40$ olduğunu söyledi. Arada çok bir fark yoktu fakat ben yine de bu fiyata kalmayacağımızı ve bize söylenen fiyatın 30$ olduğunu belirttim. Oteli de çok beğenmiştim ve başka otel aramakla uğraşmadan, çantalarımızı bırakıp hemen güzel Yazd sokaklarına kendimizi atmak istiyordum. Kısa bir pazarlık sonucu 35$'a anlaştık ve odayı tuttuk. Yazd'da 2 tane terminal var.

Bu arada otelde kalırken 3 kişiden 1 tanesi kadındı ve beraber aynı odada kalmamız sorun çıkarmadı. Daha önce yazdığım gibi bu konular çok abartılıyor.... Biz gezgin olarak hiçbir sıkıntı yaşamadık. Haberlerde söylenenlere de fazla inanmayın yani :) :) Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra dışarıya çıktık ve Yazd'ı gezmeye başladık. Otelimiz, eski şehir merkezinin olduğu yerdeydi ve o muhteşem ara sokaklardan birisindeydi. Sokaklar sessiz, sakin, otantik, sanki bir labirentte ilerliyormuş hissine kapılıyor insan. Muhteşem bir his uyandırıyor insanın içinde. Sanki film setindesiniz veya Counter Strike'ın içine girmişsiniz gibi tuhaf duygular yaşıyorsunuz :D :D Ara sokaklarda kaybolmanın keyfi için bile bu şehre gelinebilir demeye dilim varmıyor. Çünkü, her bir köşesinde tarihten izler ve Zerdüştlüğün eserleri bulunuyor. Her yeri farklı bir güzellikte.

Sokaklar








Ara sokaklarda gezdikten sonra Cuma Cami'ne gittik. Cami'ye giriş 80000 Riyal. Bu cami'nin özelliği, İran'da bulunan en uzun minareli cami olmasıymış. Zaten Yazd'a gidip bu camiyi görmemek mümkün değil. Bütün sokaklar Cuma Cami'ne çıkıyor. Cami'den çıktıktan sonra her ülkede karşılaştığım üzere, İran'da da panayır'a denk geldim. Çeşit çeşit İran yemekleri ve bir sürü ıvır zıvır vardı. Panayır'ın içinden yürüyerek Amir Çakmak Kompleksine doğru gittik. Ardından şehrin simge yapılarından saat kulesini gördük.

Cuma Camii ve Saat Kulesi





Güneş batmadan önce Dakhme - Sessizlik Kulelerine giderek, güneşi orada batırmayı planlamıştım. Dakhme, Zerdüştlük dinine mensup kişilerin ölülerinin, akbabalar tarafından yenmeleri için sunulduğu yer. Zerdüştlük dininde su, ateş, toprak ve hava kutsal olduğu için ölüleri gömmek, yakmak, denize atmak gibi eylemler yapılmıyormuş. Bu nedenle Zerdüştler buraya getiriliyor ve Sessizlik Kulelerine bedenleri bırakılarak akbabalar tarafından yenmesine müsaade ediliyormuş. Lakin 1960'lı yıllarda bu yasaklanmış. Artık Zerdüştler de ölülerini gömmek durumundalar. Fakat, bu mistik havayı koklamak ve kulelerin içine girmek mümkün. Şehirde bulunan en önemli yerlerden birisi burasıydı. Zerdüştlük hakkında genel bilgi almak için tıklayın. Bu yapıların Dünya - İran tarihi açısından ne kadar önemli bir yer olduğunu anlayabilirsiniz.

Dakhme - Sessizlik Kuleleri









Güneş battıktan sonra şehir merkezine geri döndük. Taksi ücreti gidiş - dönüş 300000 Riyal tuttu. Fakat daha uygun bir fiyata da gitmek mümkündür. Gördüğünüz taksiciler ile pazarlık yapın muhakkak. Biz, bizi otele getiren taksici ile anlaştık. Fazla uğraşmamak için bu fiyatı kabul ettik. 1 saat o çevrede dolaştık ve bizi beklemesi de fiyata dahildi. Bölge şehrin biraz dışında. Taksiden başka bir seçenek yok diyebilirim.

Tekrar şehir merkezine döndük ve restoranın birisine girdik. Restoranı çok beğendim. İçerisi, otantik ve muhteşemdi. Eski bir hamam'dan restorana çevirmişler. Çok hoş bir yerdi. Bölgede böyle bir çok restoran bulmanız mümkün. Fiyatlar, İran'a göre bana biraz pahalı geldi. En iyisi halk lokantalarında takılmak. :) :) :)

Restoran


Yemeğimizi yedikten sonra, otele geçtik ve otelin avlusunda biraz oturduk. Doğalgaz fazla gelmiş olacak ki, avlunun ortasında doğalgaz yakılıyordu. Evet önce bana da tuhaf geldi ama bildiğin doğalgaz yakıyor adamlar :D :D :D Biraz avluda takıldıktan sonra odaya geçtim ve uykuya daldım.

Yazd, kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir şehir. Bu kadar yakınımızda olması da en güzel yanı. Böyle otantik ve el değmemiş bir şehri muhakkak görmeniz gerekiyor. Ayrıca, İran oldukça ucuz bir ülke. En büyük gideriniz uçak bileti olacaktır. Uçak bileti fiyatları da 300-400 tl arasında. Orada bir yerlerde, çölün kumlarından doğmuş ve yılların eskitemediği masalsı bir şehir var. Bu güzelliği görmeden ve o mistik havayı tatmadan ölmeyin :) :)


Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO