2 Eylül 2018 Pazar

Jodhpur Gezisi -1

Tekrar merhaba,

Jaipur'da ki Hostel'imizde en son kahvaltımızı ettik ve trene binmek üzere istasyona doğru yola çıktık. Tuk tuk ile istasyona geçmek için 130 Rupi ödedik. Bugün ki trenimiz 7 saat civarı sürecekti. Bu 7 saatin sonunda ise en beğendiğim şehir olan Jodhpur'a ulaşmış olacaktım. Tren yolculukları içinde en düşük sınıfta yolculuk ettiğimiz tren buydu. 

Klima yok, camlar açık, her taraf toz içinde :D :D Tamamen halkla iç içe bir yolculuktu. O zamana kadar gördüğümüz en kibar ve düzgün Hintli ile bu yolculukta karşılaştığımızı zannettik. Öyle ki; hiç gözünü dikip bakmadı, bizim onca saçmalamamıza rağmen gülerken bile başını eğerek utançla güldü, bir şeyler ikram ettiğimizde kibarca aldı ve teşekkür etti, fotoğraf çektirmek istemedi, en inanılmazı da kitap filan okuyordu... O an'a kadar hiç bir ulaşım aracında kitap okuyan görmemiştim. Çocuğun saçı başı da düzgün gayet temiz birisiydi. Arkadaşlarla konuştuk, seyahatimizin en düzgün Hintlisi ödülünü tam ona uzatıyorduk ki; biletler kontrol edilmeye başlandı, biletlerimizi gösterdik. Sonra sıra çocuğa gelince anlaşıldı ki, çocuk koca vagondaki tek kaçak yolcuymuş. :D :D :D İlk istasyonda indirdiler. Biz de ödülü çantamıza geri koyduk. ''İşte Hindistan böyle bir yer'' diye özetledik konuyu ve hiç bir şey olmamış gibi camdan dışarıyı izlemeye başladık.

Saat 11:10 'da başlayan yolculuğumuz 18:00'de son buldu. Yine bir istasyon, yine bir kalabalık ve 3. tuk tuk meydan muharebesine tutuştuk. Kazanan yine tuk tukçular oldu. Kazanma ihtimaliniz yok, kendinizi tuk tukçuların güvenli kollarına bırakın ve direnmeyin. Otel'imize doğru yola çıktık ve 120 Rupi ücret ödedik. Burada kaldığımız yer gerçekten çok otantik ve güzeldi diyebilirim. Kayaların içine oyulmuş odaları, hayatımda gördüğüm en güzel kale olan Mehrangarh Kalesi manzarası, sessizliği ile benden tam puan aldı diyebilirim. Kaleye de oldukça yakın ama insanı en cezbeden şey sessizlik... Bunun ne kadar önemli olduğunu anlayamazsınız. İstanbul sessiz, çok sessiz bir şehir. İnanın ki abartmıyorum ve mübalağa etmiyorum. Otel için buraya tıklayınız.

Tren Yolculuğu





Mehrangarh Kalesi ve Mavi Şehir Jodhpur



Odalarımıza yerleştik ve akşam terasa çıkıp, kale manzarası eşliğinde yemek yedik. Bugün Thali yedim. Thali nedir? diyecek olursanız. Hint yemeklerinin küçük küçük kaselere konmuş ve 1 tepsi içinde önünüze getirilmiş hali diyebilirim. Faranjit'im ise efsane derecede artmıştı. Sanırım vücudum bunca pisliğe isyan ediyordu. Baharatlı yemeklere bir süre ara vermem gerekiyordu lakin nasıl ara verebilirsiniz ki, burası Hindistan... Baharatlar ülkesi. Baharatsız yemek bulmak imkansıza yakın!

Seyahati planlarken, ertesi gün için tamamen boş gün ayarlamıştım. Çünkü bunca seyahatin, koşturmanın ve kalabalığın bizi yoracağını tahmin etmiştim. Dinlenmenin hepimize iyi geleceğini tahmin ediyordum. Zaten Jodhpur'da gezilecek çok fazla yer yok, sadece Mehrangarh Kalesi demeye dilim varmıyor. Muhteşem bir kale olduğunu yüzlerce kez söylemek istiyorum. Böyle bir kale görmek için dünyanın öbür ucuna bile giderim. Şehrin tepesinde yükselen o güzelim surları, muhteşem taş işçiliğini anlatmak için bir sonra ki yazıyı beklememiz gerekecek. Hindistan insanı gerçekten yoruyor. Zor bir ülke. Kıyamet gibi kalabalığı olsun, bitmek bilmeyen korna sesleri olsun, trafiği olsun, satıcıları olsun, havanın kirliliği olsun, sayılacak o kadar çok şey var ki; ama diyorsunuz, ama güzel bir ülke. Çok farklı, kendine o kadar has bir dokusu ve yapısı var ki içinize işliyor. Gitmeden önce bir çok yerde duymuştum. Hindistan'ı ya seversiniz ya da nefret edersiniz diyorlardı. Ben sevdim, hem de çok sevdim. Çok şey öğretti. Sabrınız yoksa, rahatınızdan ödün vermeyi sevmiyorsanız, kuralsızlıklar sinirlerinizi bozuyorsa, yorulmak hoşunuza gitmiyorsa; nefret edeceksiniz. Bu saydıklarımın hepsi hayatın gerçekleri değil mi zaten? Bunlarla ilgili bir sıkıntınız varsa muhtemelen şu anda da mutsuzsunuzdur. Sadece Hindistan'da biraz daha fazla gözünüze sokuluyor. Hepsi bu! Gerçekler bu kadar hoşunuza gitmiyorsa gezmeyiverin Hindistan'ı, siz Avrupa gezin en iyisi. Elde edemeyeceğiniz evlerin, hayatların arasında fotoğraflar çektirip mışçılık oynayın. Gözünüzü kapayın tüm gerçeklere ve içkinizi yudumlayın. Hayat sahnesinde adı ''mutluluk'' olan dram türünde bir tiyatro sergileyin seyircilerinize, yüzünüzde akan makyajınız ve kahkahalarınız ile ... 

Mutluluğu hep uzaklarda, başkalarının gözlerinde arayın, hiç bir zaman ailenize ve sizi sevenlere dönüp bakmak aklınıza gelmesin! Mutluluk insanın içindedir. Bazen bir sofrayı paylaştığın aile üyelerinin yüzlerindeki bir bakışta, bazen de fakirlikten kırılan bir ülkede, sokakta oynayan çocuğun gülen gözlerinde gördükleriniz ile büyür ve alevlenir. Size de o alevi söndürmeden ne kadar uzun süre yaşatabileceğinizin tatlı endişesi kalır. Size Avrupa'ya seyahat etmeyin demiyorum ama fakir ülkelere de gidin ve gezin. Onların sizin turistik ziyaretlerinize, Avrupalılardan çok daha fazla ihtiyacı var. Bir satıcı sizi dolandırmaya çalıştığında kızmayın, aksine neşelenin. Bu bir oyun yahu, fiyatı sen aşağı çekeceksin, o yukarı çekecek. Bunda kızacak hiçbir şey yok. En kötü almazsınız olur biter. Söylemek istediğim şu ki, rahatınızı bozun. Sizi daha da rahatlatacak seyahatlerden, hiçbir şey öğrenmeden, geçici bir mutluluk yaşayarak, mutsuz bir şekilde dönersiniz... Mutsuzluğunuz da zaman geçtikçe büyür. İyiyi görelim ama kötüyü de görelim ki; ülkemizin değerini bilelim. İktidarlar gelir geçer, ömür bile geçiyor, hiçbir şey baki değil. Tek baki olan şey değişim...

Her neyse gece yattık ve sabah dilediğimiz bir saatte uyandık. Çünkü şehir sessiz, şehir güzel, sokaklar dar ve kalabalık diğer şehirlere nazaran neredeyse yok. Sabah uyandım, terasa çıktım ve zencefil çayı içtim. Boğazıma iyi gelmesi için tuzlu su gargarası yaptım. Kahvaltı olarak yumurta yedim. Sonra biraz daha dinlendim ve akşam üzerine doğru arkadaşlarla sokaklarda dolaşmaya çıktık. İnanılmaz derecede bazı sokaklarda kimsecikler yoktu. Bu şehri ben çok sevdim ve bugüne gerçekten ihtiyacımız varmış. Daha önce ki araştırmalarımdan edindiğim bilgilere istinaden Jhankar isimli bir restorana gittik. Buraya thali yemek için gelmiştik fakat artık thali yapmıyorlarmış. Biz de normal yemeklerinden yedik ve çıktık. Biraz hayal kırıklığı oldu. Pazarı gezdik, saat kulesinin etrafında dolandık. Pazarda ki sariler inanılmaz derecede ucuzdu. Yerde kadınların sattıklarının fiyatları 200 Rupi filandı. Bu pazarda baharat da bulabilirsiniz. Ben o anlarda boğazımdan ötürü baharat dahi görmek istemiyordum. :D :D :D

Ardından otelimize gittik. Huzur dolu terasımıza çıktık ve yine zencefil çayı içtim. Boğazlarım daha iyi olmuştu. Faranjit'iniz varsa baharat konusuna dikkat edecekmişsiniz, Bunu da öğrenmiş olduk. Gecenin ilerleyen saatlerinde odalarımıza geçtik ve sessizliğe minnet duyarak uykuya daldık. 

Ertesi sabah muhteşem bir kaleye gidecektik. Tarihte hiç fethedilememiş, gerçekten sanat eseri denebilecek güzellikte bir kale; Mehrangarh Kalesi... Thali yemek için burnumuzun dibinde, harika bir restoran daha keşfedecektik. Sokaklar yine bizi bekliyordu. 

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

25 Ağustos 2018 Cumartesi

Jaipur Gezisi - 2

Herkese selam,

Yazıya başlamadan önce meşhur Sangam filminden aşağıdaki şarkıyı açın ve kulaklarınızın pası silinsin. Sangam isimli filmi izlemediyseniz de muhakkak izlemenizi öneririm. Türk ve Dünya sinemasında o dönemlerde çekilen neredeyse tüm filmlerin klişe sahneleri, senaryoları bu filmden alıntıdır. Buyurun;



Sabah yine erkenden kalktık ve kahvaltımızı ettik. Hani müslüman olan eleman vardı ya; o eleman vaktinde gelmedi. Ben de hemen başka bir tuk tuk ile anlaştım. Tüm gün için 600 Rupi'ye anlaştık. Gayet uygun bir fiyat olduğunu belirtmek isterim.

Bugün şehrin dışında bulunan tarihi yapıları ziyaret edecektik ve tüm gün tuk tuk üzerinde olacaktık. Bu nedenle tuk tuk kiralamak önemliydi. Normalde ilk gideceğimiz yer için tuk tuk fiyatı 500 Rupi filan tutuyordu... İlk durağımız, dillere destan Amber Kalesi'ydi. Kale'ye sabah erken saatte gitmemizin sebebi, fil ile çıkılabiliyormuş ve sınırlı olduğu için çıkamama ihtimalimizi minimize etmekti. Fakat bizim gittiğimiz dönemde fille çıkış yapılmıyormuş. Tabana kuvvet tırmandık kaleye doğru. Bu kale çok hoşuma gitti. Zaten Hindistan'a gitmeden önce sürekli olarak rüyalarıma filan da girmişti. :D :D O an'a kadar gördüğüm en güzel kale Amber Kalesi olmuştu. Kalenin içinde Türk bir tur kafilesi ile karşılaştık. Rehber'in peşine takıldık. Dinleye dinleye gezdik. Kale tarihini okumuştum lakin, ''beleş rehber baldan tatlıdır.'' diye bir atasözümüz vardı galiba değil mi? Yok muydu? Vardı, Vardı... Amber kalesini gezdikten sonra tekrar tuk tuk'umuza atladık ve bir sonraki durağımız olan, Nahargarh Kalesine gittik.

Amber Kalesi






Nahargarh Kalesi




Bu kale şehri yukarıdan görebileceğiniz en güzel yer diyebilirim. Tüm şehir ayaklarınızın altına seriliyor. Jaipur için pembe şehir diyorlar fakat o kadar tepeden baktım, neresi pembe bir türlü anlayamadım. Bunu söyleyen renk körü filan mıydı acaba? Bu arada, 2 kale arasında gerçekten mesafe var ve bu kaleye çıkmak için tırmanış gerekiyor. Bizim tuk tuk yarı yolda tıkandı kaldı, şoför zorla yukarıya çıkarttı. Şoför, tuk tuk'u bir kullanıyor, bir kullanıyor. Akıllara zarar diyeceğim ama o zamana kadar alışmış olmamız gerekiyordu. Artık Allah'a emanet gittik... Aşağıdaki fotoğrafta pamuk prenses gibi uyuyan adamın, bir trafik cengaveri olduğuna kim inanır? Off iğrenç espriler yapmak geliyor içimden kendimi çok zor tutuyorum ama sizin de aklınıza gelmiştir. Hani Kadir'li filan olan... Keh Keh Keh

Pambık Premses Ruhlu Şoför, Beyaz Tuk Tuk'lu Mihracesini Beklerken


Bu kalenin ardından Jal Mahal isimli kaleyi görmeye gittik. Fakat bu kaleye giremiyorsunuz, sadece gölün ortasında ve fotoğraf çekebiliyorsunuz. Bu saymış olduğumuz tüm kale girişleri de dün aldığımız, 2 günlük çoklu giriş biletine dahildi. Bu kalenin ardından Govind Dev Ji isimli tapınağa gittik. Bu tapınakta günde 7 defa aarti töreni düzenleniyor. Tapınak Lord Krishna'ya adanmış. Yani Hinduizm'in en büyük tanrılarından birisine ve sürekli kalabalık. Biz saat 17:30'da olan törene katıldık ve video çektim. Aşağıda izleyebilirsiniz. Anlatmaya gerek yok. Vay şöyle olmuş, böyle olmuş konuşmam... Tek kelimeyle özetlemek gerekirse; '' Tuhaf'' diyebilirim. Bana çok farklı geldi.

Jal Mahal


Govind Dev Ji Tapınağı İbadet



Hostelimize dönerken, artık Hint yemeklerindeki baharat, klima, kirli hava ve gazlı içecekler nedeniyle yanıp tutuşan faranjit'imi sakinleştirmek adına makarna ve yoğurt aldık. Yoğurt aldığımız yerden, yoğurt alabileceğimiz aklımın ucundan geçmezdi. Acayip bir dükkandı. Yoğurtları çok sulu ve poşetin içinde satıyorlar. Hijyen mi? Yahu siz hala orada mısınız? Biz hijyeni yedik bitirdik... Breh Breh! Makarnamızı, hostelin mutfağındaki tencerelerden birinde haşlamadan önce tencereyi öyle bir yıkadım ki, tencere tencere olalı öyle temizlenmemiştir. Makarnamızı da kapalı su da haşladık. Musluktan akan su'da Hintliler bile yemek yapmıyor ama o acayip dükkandan satılan yoğurdu herkes yiyordu. Hintliler çok acayipler, su içerken şişeyi ağızlarına dokundurmuyorlar ama sokakta toz toprağın içinde pişen her şeyi yiyorlar. O akşam uzun bir süredir, baharatsız bir şey yemiş olmanın verdiği rahatlama ile uykuya dalacaktım ki, odamıza bir İngiliz eleman geldi!

İsmi Joe'ydi. Çocuk enerji patlaması yaşıyordu. 2 aydır Hindistan'da geziyormuş. Kısa bir süre sonra dönecekmiş. Brezilya'da hosteldeyken soyulmuş. Favela'ya girince telefonunu çalmışlar, çıkarken başkası geri getirmiş. Bu arada favela, Brezilya'da çetelerin yönettiği mahallelere verilen isim oluyor. Çocuk enerji bombası çıktı. 1,5 saat filan nefes almadan hayat hikayesini anlattı. Sonuç olarak; İngiltere'ye gidince bizim kalacak yerimiz, Türkiye'ye gelince de onun kalacak yeri oldu. :D D O gece çantalarımızı topladık. Ertesi sabah en çok merak ettiğim diğer şehir olan Jodhpur'a geçecektik. Bu yolculukta en ucuz tren bileti sınıfını almıştım. 3 kişi için toplamda 420 Rupi ödemiştik. Ne kadar ucuz olduğunu siz düşünün.

Tren yolculuğu nasıl geçecekti? Yeni şehir umduğumuz gibi çıkacak mıydı? Hayatımda gördüğüm en muhteşem kale bizi mi bekliyordu? Bir sonra ki yazı da hepsini yazacağım. Şimdilik hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

19 Ağustos 2018 Pazar

Jaipur Gezisi - 1

Merhaba,

Geldik Jaipur'umu anlatmaya. Özetle, Hindistan'da bir şehir ne kadar güzel olabilirse o kadar güzel bir yer. Gönlüme taht kurmuş 2 şehirden birisi Jaipur. Neyse başlayayım;

Sabah erkenden kalktık, güzel bir kahvaltı yaptık. Burada hostel'de kalıyorduk ve ücrete kahvaltı da dahildi. Kahvaltısı güzeldi. Özellikle sebzeli paratha bir harikaydı. Dün gece trende yediklerimden sonra karnım ağrısa da tedbirli bir şekilde parathayı mideye indirdim. 

Bugün ki plan şehir içindeki yerleri gezmekti. İlk önce hostel yakınındaki Jantar Mantar'a gittik. Bugün ve yarın bir çok yer gezeceğimiz için 2 günlük 1000 Rupi tutarında, neredeyse tüm gezeceğimiz yapılara giriş sağlayan çoklu bilet aldık. Ben çoklu almak istemiyorum derseniz, 1 kaleye girmek için bile 500 Rupi ödeyeceğinizi düşünürsek, ne kadar karlı bir iş olduğunu tahmin edebilirsiniz. İlk durağımız Jantar Mantar astrolojik olayları izlemek ve değerlendirmek için dönemin Mihracesi tarafından yaptırılmış. İçeride bir sürü yapı var ve girince anlamanız bir hayli zor oluyor. Onun için 200 Rupi'nize kıyarak bir rehber tutmanızı tavsiye ederim. Rehber anlatınca, o şekillerin ve yapıların ne işe yaradığını anlıyorsunuz. Güneş saatleri, ay saatleri, hangi ayın kaç gün süreceğini gösterir mekanizmalar, burçların takım yıldızlarını gözlemleme yerleri de dahil, insanı gerçekten etkileyen yapılar var. Anlamak için rehber tutmak şart. Hatta kapıda 3-4 kişi birleşerek, 1 rehber tutabilirsiniz. Bu şekilde kişi başı 50-70 Rupi arası bir şey ödemiş olursunuz.

Jantar Mantar Güneş Saati (Bu saat saniye şaşmıyor. Elimizdeki telefonlardan çok daha güvenilir. Tabii güneş varken :D :D )


Jantar Mantar'dan çıktığımızda, aldığımız bilet ile giriş yapabileceğimiz Isarlat Sargasooli isimli bir minare benzeri yapıya gittik. Burası şehirdeki en yüksek yapılardan birisi ve şehri yukarıdan görebiliyorsunuz. Normal planımızda yoktu ama yakın ve bilete dahil olması sebebiyle buraya çıktık ya da tırmandık. Dön, dön, çık, çık bitmiyor ama çıkınca değdiğini anlıyorsunuz. Tüm şehir ayaklarınızın altına seriliyor. Burada biraz şehri izledik ve yine yürüyerek Hawa Mahal'e gittik.

Bu saydığımız yerler arası yürüyerek yaklaşık olarak 5 dk filan sürüyor. Gerçekten çok yakın ve rahatlıkla gezilebiliyor. Hawa Mahal, Lord Krishna'nın tacı şeklinde yapılmış. Görsel olarak etkileyici bir güzellik sergiliyor. Gördüğünüz diğer yapılardan çok farklı, zamanında kraliyet kadınlarının halk arasında gezmesi yasak olduğu için, içeride kalanların dışarıdan gözükmeden, şehrin ana caddesini izlemesi amacıyla inşa edilmiş. İçinin dışı kadar etkileyici olmadığını belirtmem gerekiyor. İçeriye girdik ve gezdik. Burasının en üst katı da şehri yukarıdan görmenizi sağlıyor fakat Isarlat'ın daha yüksek olduğunu belirtmeliyim.

Hawa Mahal


Hawa Mahal'den çıkarak, bugün ki son durağımız olan Maymun Tapınağına doğru gitmek üzere Tuk Tuk tuttuk. 100 Rupi'ye Maymun Tapınağının ön kapısına gitmek üzere anlaştık ve yollara düştük. Yola çıktığımızda her yerde müzikler çalıyor, ücretsiz yemekler dağıtılıyordu. Bu olaylar akşam ki olayların ön adımlarıymış meğerse... Tapınağın ön kapısında indik. Burada bildiğin dağın önüne iniyorsunuz. Hani tapınak nerede demeyin, önünüzdeki dağı tırmanıp, 15-20 dk yürüdükten sonra tapınağa ulaşaksınız. Tuk tuk'tan iner inmez. Etrafınızı ''rehberler'' sarıyor. Sizi güvenli bir şekilde tapınağa götürebileceklerini ve yol üzerinde çok fazla maymun olduğunu, size saldıracaklarını söylüyorlar. Bunlara kulak asmayın. Yol üzerinde yaban domuzu, inek, keçi, köpek, haddinden fazla maymun var, doğrudur. Fakat tehlikeli filan değil. Sadece tırmanma sebebiyle biraz yorucu olduğunu belirtmeliyim. Şu kuralı unutmayın; Maymun Varsa, Yiyecek Yok! Maymun olan yere yiyecek götürmeyin, aksi taktirde o yiyecekleri elinizden alırlar...

Maymun Tapınağı





Tepelerin arasından yürüdük, yürüdük... Tapınağa gidenlerin ilahileri eşliğine yürümeye devam ettik. En son tapınağa ulaştığımızda, kutsal havuza girip çıkan onlarca insan gördük. Biraz aşağıdaki tapınağın birisinde ise süslemeler filan bir sürü insan oturuyordu. Bir grup ilahi ve şarkılar söylüyorlardı. İçeriye girdik ve oturup bu şarkıları dinledik. Hint kıyafetleri içinde adamın birisi taht üzerinde oturuyordu, insanlar ayaklarına kapanıyor, ellerini filan öpüyorlardı. Ben şok olmuş bir halde izliyordum. Din dediğimiz şeyin insanı ne hallere soktuğunun, en açık örneği önümüzde sergileniyordu. Tabi o kadar insanın aynı anda inanıyor ve ibadet ediyor olması da ortama farklı ruhani bir hava katmıyor değildi... Biraz huzurla içeride oturduk, olayları gözlemledik. Arkadaşlarım oradaki bir din adamı ile muhabbet ettiler. Ben yine izlemeye devam ettim. Ardından tapınaktan çıktık ve aynı yolu tekrar yürümeye başladık. Sonunda ön kapıya vardık, Tuk Tuk tuttuk ve şehre geri döndük. Arka kapı neresi? diye soracak olursanız. Bu tapınakların bulunduğu bölgede otopark var ve arka kapı burada bulunuyor. Yani o yürüyüşü yapmanıza gerek kalmıyor ama 500-600 Rupi fiyat çekiyorlar. Hiç o kadar para veremezdim. Çok uzak olmasa tapınağa da yürürdüm. Zaten sessizliğe hasret kalıyorsunuz, bu nedenle yürüyüş size de iyi geliyor.

Hostel'e döndük ve bir şeyler alarak yataklara uzandık. 1-2 saat sonra arkadaşımız tek başına dışarıya çıktı ve 30-40 dk sonra geri döndü. ''Dışarıda filler filan var, hadi yatmayın gelin.'' dedi. Hemen dışarıya fırladık ve o kıyamet gibi trafikte olan şeylere fillerin de eklendiğini gördük. İleride polislerin kapattığı ana caddeye girdik. Seslerin geldiği yöne doğru yürümeye başladık. Binlerce Hintli sokaklara dökülmüş, ellerinde bayraklarla dans ediyorlardı. Biz ne olduğunu anlamadan, bizi de dansın içine çektiler. Dans ettikten sonra yola devam etmeye başladık. Her yerde gruplar halinde insanlar, farklı müzikler eşliğinde dans ediyorlardı. Her grup bizi içine çekti diyebilirim. Biraz orada oyna, yola devam et, biraz burada oyna şeklinde süren yolculuğumuz, karşıdan gelen atlar tarafından kesildi. Kenara çekildik ve bir binanın üstüne yüzlerce insan, ellerinde mumlar ile ilahiler söylemeye başladı. 5-10 manyak da kocaman bir ateş tasını ellerine almışlardı. Öyle bir sallıyorlar ki, üzerlerine devrildi devrilecek derken, ne hikmetse devrilmedi. Atlar geçti, kafalarının üstünde ateşler taşıyan kadınlar geçti, karnaval misali bir dünya insan geçti önümüzden. Müzikler, danslar, elbiseler, şarkılar, ilahiler. İnanılmaz bir görsel şölendi. Oradan birisine sorduğumda Rama'nın doğum gününü kutladıklarını söylediler. Rama tanrılarıymış. Rama, tanrı Vishnu'nun 7. avatarıymış ve Hinduizm'de en önemli tanrılardan bir tanesiymiş. Hinduizmin destanlarından birisi olan Ramayana, bu tanrı hakkındaymış. Tabi biz bu olayla karşılaşacağımızı giderken bilmiyorduk. Bu olay tamamen tesadüf eseri gelişti ve mükemmel de oldu. O gece çok eğlendik. Gecenin ilerleyen saatlerinde hostelimize geri döndük. Yatağıma uzandığımda, kulağımda ''Bacarrooo, Bacarrooo'' kısmını hatırladığım bir dans müziği çınlıyordu.

Rama Navami olarak adlandırılan Tanrı Rama'nın doğum gününden kısa kısa videolar





Bunca fakirliğin içinde, bunca yokluğa rağmen, nasıl hunharca dans ettiklerini anlatmaya çalışsam kelimeler yetmeyecek. Onun için video paylaştım. Sanki Bağcılar'da kına gecesine katılmışım gibi, oynayanların hiç dertleri tasaları yokmuş gibi, fakirlikten iki yakaları bir araya geliyormuş gibi hunharca dans ettiler. Din cidden bir afyon. Artık buna kesin olarak katılıyorum. Toplumları zapturapt altında tutabilmek için kullanılan bir araç. Şahsi görüşüm Tanrı ile insanın arasına hiçbir şeyin giremeyeceği yönündedir. Dini, din adamlarından değil, din kitaplarından öğrenin. Kuran-ı Kerim'de ''OKU'' diye başlamıyor mu? Okuyun, Okuyun, Okuyun... 

Biraz sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

12 Ağustos 2018 Pazar

Agra Gezisi - 2

Merhaba,

Sanırım dünyanın en rahat yatağında uyandım. Hindistan'a geldiğimden beri bu kadar rahat bir yatakta yatmamıştım. Sabah 06:00 gibi yollara düştük. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte Taj Mahal'in kapısında olmak istiyorduk. Tuk tukçumuz tam vaktinde geldi ve bizi Taj Mahal'e götürdü. Taj Mahal giriş ücreti 1000 Rupi... Çok pahalıydı ama değer, gerçekten değer.

Biletlerimizi aldık kapıdan içeriye girdik ve bahçeyi geçtikten sonra Taj Mahal'i karşıdan gören bir kapıya doğru yöneldik. Kapı 2 kemerli ve ortası karanlıktı. İlk kemerden geçiyorsunuz, ortalık kararıyor ve diğer kemerin ucunda gözüken tek şey; bembeyaz Taj Mahal... Siz ilerledikçe büyüyor, büyüyor, büyüyor ve muhteşem bir mimari yapı çıkıyor karşınıza. Bahçesi gerçekten etkileyici. Taj Mahal'e yaklaştıkça ne kadar görkemli olduğunu biraz daha anlıyorsunuz. Biz oradaki banklara oturduk ve bir süre izledik.

Ardından içine girdik. Yapının içinde Mümtaz Mahal ve Şah Cihan birlikte yatıyorlar. Taj Mahal'e nereden bakarsanız bakın diğer yarısının bir kopyasını görüyorsunuz. Mükemmel bir simetrisi var. Bahçesinde ise tipik İran bahçe düzenlemesini görüyorsunuz. Uzun bir havuz,, sonu nihai yapıya çıkıyor. Kuş sesleri, ağaçlar ve huzur. Hepsi bir arada. Tabii böyle bir güzelliği bulunca hemen ayrılmak olmaz. Taj Mahal'in yan tarafına bağdaş kurduk, bir süre oturduk. Sanırım 1 saatten fazla orada öylece güneşin doğuşunu ve Taj Mahal'in duvarlarındaki renk oyununu izledik. Gerçekten görülmeye değer bir yapı olduğunu tekrar belirtmek isterim.

Taj Mahal




Taj Mahal Video



Taj Mahal'den saat 09:30 gibi çıktık. Otelimize geri döndük. Tuk tukçu amca bizi satmak istedi. Ben de eğer satarsa 900 Rupi olan tutardan 100 rupi keseceğimi söyledim. Mırın kırın etse de kabul etti, parasını verdim. Otelde hayvan gibi kahvaltı ettik. Sanırım adamlar, dünya üzerinde herhangi bir insan evladı 3'lüsünün bu kadar ekmek yiyebileceğini ilk defa görüyorlardı. Ekmek de öyle değişik bir şey değil hani, bildiğin kızarmış ekmek... Neden o kadar çok yedik ? Vallahi bilmiyorum, yedik işte :D :D :D Yemeğin ardından odamızdan çıktık ve 100 Rupi'ye anlaştığımız bir tuk tuk ile Agra Fort tren istasyonuna gittik.

Agra Tren İstasyonuna Giderken



Tren saatimiz 17:40'daydı. 21:00 gibi yeni şehrimiz Jaipur'a ulaşmış olacaktık. Benim bu tatilde en çok merak ettiğim 2 şehirden 1 tanesi Jaipur'du. Bu tren de Chair Car yani first class koltuk almıştık. Klimalı, yemek filan verilen tipte bir yolculuk olacaktı. Trene bindik. Adamlar bir yemek verdiler, bir yemek verdiler, anlatamam. Sandviç ve atıştırmalık bir şeyler + çorba ve kraker + 2 çeşit sıcak yemek, pilav ve ekmekten oluşan bir menü + dondurma... Ben bunların hepsini yedim. Yine olsa yine yerim. Pişman değilim. Şu anda değilim ama o akşam çok pişman olmuştum. Karnım bir ağrıdı, bir ağrıdı ki offf :D :D Tabii bu ağrılar hostele girince başladı. Trende sadece bir şişkinlik vardı. Sanırım biraz gaza gelmişim. O son dondurmayı yemeyecektim...

Her neyse Jaipur'a vardığımızda saat 21:00 civarındaydı. Tuk tukçular her zaman ki gibi üstümüze çullandı. İçlerinden bir tanesi öyle ısrarcı davrandı ki ''tamam ulan tamam'' moduna geldim. 130 Rupi'ye hostele gitmek için anlaştık. Bu tuk tuk yolculuğunda aklımda kalan tek şey; arkada 3 kişi oturuyoruz, sol tarafta ben, ortada taichom, en sağda ise Murat... Bir ara yolda giderken kafamı sağ tarafa döndüm... Bir de ne göreyim! Yanda giden kocaman otobüsün, sol sinyal lambası bizim Murat'ın ağzına girmek üzere. Biz bunu görünce resmen koptuk. :D :D Tuk tuk çok maceralı bir şey, sürekli kelle koltukta gidiyorsunuz. Bizim tuk tukçu eleman ''bro tüm gün tuk tuk lazım olursa ben sizi 650 Rupi'ye gezdiririm, kesin bana haber ver.  .... bu da telefon numaram'' filan dedi. Ben de ''Yarın'dan sonraki gün saat 09:00'da hareket ediyoruz. 09:05 olduğunda, hostelin önünde olmazsan, biz başka birisini buluruz'' dedim. O da kabul etti.

Hostelimize girdik ve check-in işlemlerini tamamladık. Yatağa uzandım, işte tam o sırada karın ağrım başladı. Ölümcül bir ağrı değildi, o kadar çok yemeği karıştıran herkesin karnında meydana gelmesi beklenen kadar bir ağrıydı. Arkadaşların ağrısı olmadı çünkü hiç birisi ''ayı'' gibi yememişlerdi. Velhasıl uykuya daldım. Planım ertesi gün yakın çevreyi yürüyerek gezmekti.

Gündüz planımızı uygulayacaktık ama akşam bizi ne maceralar bekliyordu? Bir tanrının doğum günü nasıl kutlanırdı? Hiç beklemediğin bir anda dansın içine çekilip, binlerce Hintli ile dans etmek nasıl bir duyguydu? Bu detayları ise bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Haftaya görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

5 Ağustos 2018 Pazar

Agra Gezisi - 1

Merhaba,

En son trenden inmiştim değil mi? Hadi devam edelim :)

Yorucu bir tren yolculuğunun ardından kalabalık bir güruh ile tren istasyonundan çıktık. İstasyon çıkışında bizi maymunlar karşıladılar. Ardından da tuk tukçular hücuma geçtiler. Her zaman yaptığım gibi önce görmezden geldim ve biraz ilerledikten sonra içlerinden en ısrarcı olanı, yani en aç gözlüsü ile pazarlığa başladım. En aç gözlü, en çok müşteriyi isteyen ve indirim yapacak olandır mantığıyla hareket ediyordum. Tabi peşinizi bırakmamasının da payı yok değil :D :D Çünkü gerçekten peşinizi bırakmıyorlar :D :D :D

Buradaki otelimiz tren istasyonundan ve merkezden biraz uzaktaydı. Adamla görüşmeye başladığımızda 150 Rupi'ye anlaştık. Oteli o da biz de bilmediğimiz için gps üzerinden ara sokaklardan gitmeye karar verdik. Vermez olaydık. Onlar ara sokak değil de toprak yolmuş. Hem de taşlı filan yani düz bile değil... Sarsıntılı bir yolculuğun ardından otele ulaştık. Yolları görünce bizi nasıl bir felaket bekliyor acaba moduna girdim. Tuk tukçuya parasını ödedik ve adamla 24 saat bizi istediğimiz yere götürmesi için 900 Rupi'ye el sıkıştık. 2-3 saat sonra gelip bizi otelden alacaktı, Agra Kalesi, küçük Taj Mahal ve Yamuna nehri'nin karşı kıyısından güneşin batışı ile Taj Mahal'i izleyebileceğimiz bir bahçeye götürecekti. Ayrıca ertesi sabah erkenden gelip, Taj Mahal'e güneşin doğuşunu izlemeye ve bir sonraki trenimize binmemiz için istasyona bırakacaktı. Bayağı karlı bir anlaşma olmuştu. En azından sürekli olarak tuk tukçularla kapışmaktan iyiydi.

Otele girdik, rezervasyon kağıdını verdik. Rezervasyonu iptal etmemizi, bize daha ucuza oda verebileceklerini söylediler. Vergiler dahil kahvaltı hariç 4000 Rupi'ye gelecek odayı, kahvaltı dahil 3500 Rupi'ye verdiler. Hint düzenbazlığını beklediğim için önce bir pislik mi var acaba diye huylanmadım değil... Fakat o an'a kadar kaldığımız en iyi oteldi diyebilirim. Odamıza yerleştik, çantalarımızı bıraktık ve dinlendik.

Bir kaç saat sonra tuk tukçumuz geldi. Önce küçük bir şehir turu attık. Küçük kısmı doğru lakin şehir demeye 1000 şahit ister onu da 1.3 milyar milyor nüfuslu Hindistan'da bulmak zor değil. Şahit çok, orası kolay iş :D :D Hadi bari biz de şehir diyelim; Taj Mahal'den başka neredeyse hiçbir şey olmayan şehir. Agra'ya 1 gün yeter, daha fazla bir süre ayırmayın. Biz de 1 gece kalıp yolumuza devam edecektik. Amaç güneş batışında ve doğuşunda Taj Mahal'i izlemekti. Çünkü kullanılan taşlar sebebiyle günün her saatinde farklı bir renk ile gözlerinizi şenlendiriyor. Güneş batmasına yakın Yamuna nehrinin karşı kıyısına geçtik. Bu nehir kutsal Ganj nehrini besleyen en büyük akarsu ve Delhi'den de geçiyor. Agra şehrini ortadan ikiye bölüyor. Bir tarafta fakir insanlar, diğer tarafta daha da fakir insanlar yaşıyor. O ne biçim bir cümle dediğinizi duyar gibiyim. İnanın fantezi dünyanızı renklendiren ''Grinin 50 Tonu'' na inat, Fakirliğin 50 Tonu'nu bu ülkede görebilirsiniz. Her zaman beterin beterini görüyorsunuz. Burada da insanlar çarşafın altına kalın bir odun parçası koymuşlar ve onun içinde yaşıyorlardı. Ben artık söyleyecek söz, yazacak cümle bulamıyorum. Sizin hayal dünyanıza bırakıyorum.

Güneş batmasına yakın, Yamuna nehrinin karşı kıyısındaki ücretli parka girdik. Taj Mahal giriş ücretinin 1000 Rupi olduğunu düşünürsek, buraya giriş için 200 Rupi ödemek çok daha makul bir fiyat diyebiliriz. Neden direkt olarak Taj Mahal'e gitmediğimiz konusuna gelince; Taj Mahal cuma günleri kapalı oluyor. Ben zaten bunu bilerek planlama yapmıştım. Siz de plan yaparken bu detaya önem gösterin, yani şehirde kalmadan Taj Mahal'i görüp başka şehre geçeyim derseniz ve bu gün de cuma günü olursa, canınız sıkılabilir...

Her neyse bahçe güzeldi, çiçekler filan hoş bir havası vardı. Bahçede biraz oturduk, o sırada Maria isimli bir kız ile tanıştık. Kız Costa Rika'dan gelmiş ve bir süredir Hindistan'da tek başına geziyormuş. Cesaretine hayran kaldım diyebilirim. Çünkü biz konuşmadan önce yalnız oturduğu 20 dk içinde 10 tane filan Hintli gelip kendisiyle fotoğraf çektirdi. Sabırla hepsini kabul etti. Hatta bazıları sormadı bile... Fotoğraf çekip gittiler.

Daha sonra arkadaşlarla birlikte ileride kıyıya doğru çıkılması yasak olan bir duvar vardı, onun üstüne oturduk. Güneşin batışını seyrettik. Bekçiler düdük çaldı, her seferinde bizi kovmaya çalıştı ama adamla dönüp konuştum, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır ya, adam da ikna oldu ve biz hariç herkesi duvardan indirdi. :D :D :D


Taj Mahal



Çinli gördüğümüzde saçmalamadan duramayız;


Güllerin içinden canım, koşarak gel bana gel isimli eserim (çiçekler gül değil ama idare edin artık... çok da şey yapmayın.) ;



Taj Mahal'i; Şah Cihan'ın 7 eşinden birisi olan Mümtaz Mahal'in anısına, ölümünün ardından yaptırdığı bir anıt mezar olarak tanımlayabiliriz. Mümtaz Mahal, 14. çocuğunu doğururken 38 yaşında hayata gözlerini yummuş ve eşinin ölümünün acısına dayanamayan Şah, renkli kıyafetlerini çıkararak matem rengi olan beyazlara bürünmüş. Eşi için de bembeyaz bir anıt mezar inşa ettirmiş. Yapımı 22 yıl sürmüş ve saf mermerden yapılmış. İçindeki yaşadığı boşluğu ve hiçliği simgelemesi için Taj Mahal'in karşısına siyah mermerden aynı ölçülerde bir yapı daha inşa ettirmek istese de hükümdarlık süresi bu planını gerçekleştirmeye yetmemiş. Mimari açıdan gördüğüm bir çok yapıdan çok farklı olmasa da, heybetli yapıların olmadığı, kurak arazide nereden gelirseniz gelin, göz alıcı bir ihtişam ile karşınıza çıkan tek yapı olması sebebiyle gerçekten çok etkileyici olduğunu belirtmem gerekiyor. Tabi ki mermer işçiliği ve mimari detayları insanı derinden etkiliyor. O apayrı bir konu. Lakin girişte belirttiğim üzere, 7 eşinden birisi olan ve 14. çocuğunu doğururken ölen Mümtaz Mahal anısına yaptırılıyor. Nasıl bol gönüllü bir adamsa artık 6 eşi daha varmış... Hayır 7 eşinden biri olduğunu aklım zaten almıyor, bir de 14. çocuğu doğururken ölmek mevzusu var ki akıllara zarar bir durum. Nasıl bir aşksa bilemiyorum artık...

Güneşin batışının ardından, bahçeden çıktık ve bizi bekleyen tuk tukumuza atladık. Bizi yemek yemeye bir yerlere götürmesini istediğimizde, sanayi de bir yerlerde müslüman bir adamın dükkanına götürdü. Bizim tuk tukçu daha önce Türkiye'den gelen kimseyi görmemiş. Adama Türkiye hakkında bilgi verirken, müslüman nüfusun çoğunlukta olduğunu filan belirttim, o da bizi müslümanların gittiği bir lokantaya götürdü. Lokantada o ana kadar yediğimiz en lezzetli yemeklerden bir kaçını yediğimizi belirtmeliyim. İçerisi bizim sanayilerdeki eski dükkanlara benzese de gerçekten lezzetliydi.

Yorucu bir günün ardından otelimize geri döndük. Otelin tepesinde havuz varmış ve parti veriyorlarmış. Biz de meraklandık haliyle, ''yahu burada ne partisi olur.'' diye düşünerek en üst kata çıktık. Asansörden indiğimizde 20-25 kişilik erkek bir grup mayoları ile içki içip dans ediyorlardı. Abinin birisi de köşedeki masaya oturmuş, elinde viskisini yudumluyordu. Baktım ortam tuhaf, zaten uykuluydum da aşağıya odaya inmeye karar verdim. Bu arada o viski içen abi bizimkilere çoktan viski ikram etmeye başlamıştı. Yeşilaycı bir birey olarak, alkol almadan odaya geçtim ve şimdiye kadar yattığım en yumuşak yatağın içine gömüldüm.

Her yazımda belirtiyorum ama gerçekten çok tuhaf ve sürprizlerle dolu bir ülke Hindistan. Kendinizi ne zaman karşınıza ne çıkacağı, ne olacağı ve ne tepki vereceğinizi bilemediğiniz olayların içinde bulabiliyorsunuz. Heyecanlı ama bir o kadar da eğlenceli, güvenli ama tedbiri elden bırakamayacağınız, mutlu ama sizi sürekli hüzünle sınayan tuhaf bir memleket. Görüşlerinizi baştan sona değiştirecek ve sizi mental olarak değişime sürükleyecek bir seyahat istiyorsanız ve bu işi şansa bırakmak istemiyorsanız. Kesinlikle bu mental değişimin yaşanacağı ülke Hindistan olacaktır. Alın çantanızı düşün yollara, malum topraklar sizi bekler. Her şeye hazırlıklı olun diyemeyeceğim, çünkü hiçbir şey bilmediğinizi anlayacaksınız. Onun için hiçbir şeye hazırlıklı olmayın, bırakın tüm duygular üstünüze gelsin, algınızı açık tutun ve deneyimleyin.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

29 Temmuz 2018 Pazar

Varanasi Gezisi - 2

Merhabalar,

Varanasi'de 2. günümüze çok fazla gezilecek yer bırakmamıştım. Çünkü saat 18:15 itibari ile trene binmiş ve Agra'ya doğru yola koyulmuş olacaktık. Ertesi sabah saat 06:10 sularında ise Agra'da olmamız gerekiyordu. Bu konuya yazı sonunda tekrar değineceğim. Değinecek olmamdan anlaşılabileceği üzere planlanan şeyler her zaman planlandığı gibi gitmeyebiliyor, sükunetinizi korumakta fayda vardır. Hani konsolosluk duvarında yazıyordu ya; ''welcome to incredible India'' ...

Sabah çok geç olmayacak şekilde dilediğimiz bir saatte uyandık. Dışarısı çok pis gözüktüğü ve gerçekten restoran anlamında hiçbirisinin gözümüze sağlıklı gözükmemesi sebebiyle kahvaltıyı da otelde yapmaya karar vermiştik. Kişi başı 250 Rupi'ye menüden 4 çeşit ürün seçebiliyorsunuz. Normalde bu 4 çeşit ürün 1 kişi için fazla 2 kişi rahatlıkla karnını doyurabilir. Fakat hiç kural olmayan ülkede kural koymak gibi anarşik bir yol izlemiş otel yönetimimiz. Zaten 3 kişi çalışıyor, otel dediğime bakmayın aslında konukevi... Neyse kural şu; 2 kişi 1 kahvaltı parası ödeyerek 4 çeşit yiyeceği bölüşemezlermiş. Ben bölüşürdüm de neyse dedim o 4 çeşit şeyi de yedim :D :D Saçma kuralları olsa da mutfağını görmediğiniz her yer temizdir. Bu benim Hindistan'da ki yegane temizlik ölçütüm oldu. Öyle camların ardından, biz çok temiziz mesajları vererek yemek pişiren restoranlara lanet olsun. İyi ki de Hindistan'a böyle bir akım uğramamış. Valla dünya başıma yıkılırdı. Keh Keh Keh. Gerçi Hindistan'da böyle bir cam koysalar 2 ay sonra camın pisliğinden mutfak yine görünmez miydi acaba? Gibi çılgınca sorular dönüyor aklımda. Kesinlikle olamaz öyle bir şey şaka yaptım demek isterdim ama olabilir. Hatırlayın ''INCREDIBLE INDIA''

Yemeğimizi yedik ve sokaklara çıktık. 500 metre öteye yürümemiz bir hayli zaman almıştır. Ardından ara sokaklara daldık ve Shri Kashi Vishwanath isimli tapınağa gittik. Bu şehir Hinduizm'in en kutsal şehri ve bu tapınak da en kutsal tapınağı diyebiliriz. Ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte tapınak defalarca yıkılmış ve yeniden yapılmış. Tapınağın içinde Hinduizm'in en büyük 5 tanrısının sunakları var. İçeriye girmek için öncelikle yanlış kapıyı seçmişiz. 3 giriş kapısı var. Biz A kapısına gittik ve 1-1,5 km uzunluğunda bir kuyruk ile karşılaştık. Tabi bunu kuyruğu görünce anlamıyorsunuz. Sokaklar çok dar ve birbirlerini keser durumdalar. ''Yahu bu kuyruğun sonu neresi ola ki?'' diyerek başlayan sorular silsilesi, yürüyüş mesafesi arttıkça; ''Bu kuyruk niye bitmiyor yaaa, tüm gün buraya girmek için mi bekleyeceğiz?'' sorusuna evriliyor. Kuyruğun sonunu bulamayınca, hemen başka sorular geliyor akla; ''E biz turistiz, bize de mi  lo lo? ''. Polislerden birisine bunu sordum. Dediler ki; '' Yok babam, siz B kapısına gidin turist tayfası oradan giriyor.'' Sonra B kapısına gittik. Bir daha bul deseniz, valla bulamam ben o B kapısını. Google maps ara sokaklarda çalışmıyor. Kolay gelsin ne diyeyim.

Orada da kuyruk vardı ama diğer kapı kadar uzun değildi. Kuyruğa hiç bulaşmadık direkt olarak kapıdaki polislere gittik. ''İçeri girin ama ayakkabı dahil üstünüzdeki her şeyi dışarıda bırakın'' dediler. Tabii ki çıplak girmeyeceğiz, aklınıza hemen kötü şeyler gelmesin. Tapınak burası tapınak, ayıp vallahi ya. He çıplak girecek olsaydık da bu durum tuhafıma gider miydi? Sanırım gitmezdi :D :D Incerdible India yani ne diyim. Tek başınıza giderseniz çantanız dahil her şeyi bırakmanız isteniyor. Üzerinizde sadece ''kıyafetleriniz'' olacak. Tapınak kapısının çevresinde bir sürü emanetçi var. O emanetçilerden birisine eşyalarımızı bırakmadık. 3 kişiydik zaten, 1 kişi tüm çantaları tuttu, diğer 2 kişi içeriye girdi. Biz çıkınca da diğer arkadaşımız girdi.

İçeride fotoğraf çekmek yasak, dışarıdakinden çok daha fazla bir kuyruk içeride mevcut. Lakin polisler turistlere karşı çok anlayışlılar. Siz hiç sıra beklemiyorsunuz, hemen en öne geçiriyorlar ve sunakları gösteriyorlar. Buradaki durum ise çok tuhaf. Hintliler dinleri gereği tanrılarının sunaklarına süt, tütsü, çiçek tarzı şeyler götürüyorlar. Bu malzemeleri sunaklara bırakmak için içeride ve dışarıda 3-4 saat filan sıra bekliyorlardır. Ona rağmen muamele şöyle; teyzenin birisi geldi sunağın önüne diz çöktü, yavaşça elindeki süt ve çiçekleri sunağa doğru bırakırken, oradaki görevli sütü kaptı foşş diye sunağa döktü, çiçekleri aldı sunağa fırlattı ve eliyle hadi bas git işareti yaptı. İşte o an da bir aydınlanma yaşadım!

Hinduizmin en kutsal tapınaklarından birisini gezdikten sonra Ganj Nehri kıyısındaki dün gördüğümüz ölü yakılan tapınağa doğru gittik. Merdivenlerin üst bölümünden ölülerin yakılışını izlemeye başladım. Her zaman yaptığım gibi gideceğim yerlere ilişkin bloglardan yazılar okumam sebebiyle burada sıkıntılı tipler çıkacağını biliyordum. Yanınıza gelerek '' Burada durma, şurada dur. Fotoğraf çektiğini gördüm. Rehberlik ücreti ödersen başın belaya girmez. '' yaklaşımlar olduğunu biliyordum. Ölülerin orada bu tiplerle karşılaşmamak için arkadaşlara telefonları sakın çıkarmayın hatta dokunmayın bile dedim. Arka sıralardan izlemeye başladık. Lakin yine de bu tipler geldi. Ben İngilizce bilmediğimi anlamadığımızı söyledim. Bir şeyler gevelediler ve gittiler. Bu tipleri umursamayın ve ölülerin yakıldığı yere de çok yaklaşmayın sorun yaşamazsınız. Yok ben bu tiplerle uğraşamam derseniz, ara sokaklarda ve ghatlarda gezi için turlar var. Bunlardan satın alabilirsiniz.

Sonra tekrar ara sokaklara girdik ve otelimize geri döndük. Çantalarımızı zaten hazırlamıştık. Bir şeyler yedik ve tuk tuk ile 200 Rupi fiyata anlaşarak Varanasi Tren İstasyonuna gittik. Adam ben size 300 Rupi fiyat verdim diye tutturdu. Adamı zaten oteldeki çalışanlar ayarlamıştı. Ben de dedim ki; ''Al burada 200 Rupi var, bize söylenen fiyat bu, üstünü otelden alabilirsin.'' Bu tiplere pabuç bırakmayacaksınız. Sakın istedikleri ve söyledikleri fiyatın dışında ekstra bir şey ödemeyin. Gerekirse çağırın polisi. Zaten polisi duyunca hemen giderler.

Tren istasyonuna girdiğimizde, trenimizin gelmesine 1-1,5 saat filan vardı. İlk defa tren istasyonuna giriyorduk. Manzara şu; her yerde insanlar yatıyor ve oturuyorlar. İnanılmaz bir kalabalık var. Biz de bir yere çöktük ve panoya bakarak trenin peronu veya saati değişecek mi diye bakarak zaman geçirmeye başladık. Burası Hindistan her an her şey olabilir. İnsanları trenleri gelmeyecek diye kandıranlar mı dersiniz, o tren 1 saat önce kaçtı gel sana yeni bilet basalım diyenler mi neler neler. Bir çok blogda yine bu konuları okumuştum. Onun için E bilet alarak bastırmış ve yanımda taşıyordum. Kimseye de kulak asmadık. Can sıkıntısından istasyonda dolanırken sol tarafta bir kapı gördüm. Kapıda Tourist Lounge yazıyordu. İçeri girdim, bir de ne göreyim. içerisi gayet sessiz sadece turistler var ve ücretsiz wifi filan var. Hemen koştum bizim arkadaşları çağırdım ve oraya taşındık. Koltuklara serildik. Trenimizin saatini beklemeye başladık.

Varanasi 


Varanasi otele gidiş videosunu youtube'a yükledim. Biraz da video izleyin. Bu yazı da böyle olsun;


Varanasi Tren İstasyonu Videosu


Varanasi Turist Lounge





Tren saatinden 10-15 dk önce perona gittik. Tren 1 saat rötar yedi.. Beklemeye devam ederken, kadının bir tanesi delirdi. Bildiğin kadın delirdi. Elindeki taşı sağa sola fırlata fırlata, etrafında bir kalabalık çemberi ile trenlere girdi insanlar dışarıya aktı, dışarı çıktı içeri kaçtılar. Kadın bizim oturduğumuz yere doğru gelirken ben ve diğer arkadaşım kalktık ve uzaklaştık. Fakat öbür arkadaşımız, gördüklerinin etkisinden midir nedendir bilemiyorum; tepkisiz bir şekilde kadının önünde delirmesini izledi. Kadın taşı bir oraya atıyor, bir buraya atıyor. Bizimki de öyle izliyor :D :D Valla cesaretine hayran kaldım ne diyeyim. Yanına gittik ölüp ölmediğine baktık, yaşıyordu. Trenimiz 19:35'de geldi ama peron 9'a değil, 10'a giriş yaptı. Böyle halkın zor şartlarda yaşadığı ülkelere gidiyorsanız bu konularda muhakkak uyanık olmanız gerekli. Yoksa o tren alır başını gider, siz de orada kalırsınız. Tatiliniz rezil olur. Gözünüzü dört açın. Neyse trene bindik. Saat 21:00 gibi hareket ettik. Yani 3 saat geç kalktık ve bu demek oluyordu ki Agra'ya 3 saat geç varacağız. Sorun değildi. Yataklı 2 AC vagonda kalacaktık. Klimalı serin serin gidecektik. temiz çarşaf, battaniye ve yastıkta veriyorlar. Elektrik prizi dahi vardı. Bir gezgin daha ne ister?

Arkadaşımın birisi kahve makinesi de getirmişti. Kahveler yapıldı, sohbetler edildi ve ilerleyen saatlerde uykuya daldık. Cüzdan, telefon ve pasaportunuzu yastığınızın yanına koyun ve rahatça uyuyun sıkıntı olmaz. Biz 3 kişi olduğumuz için problem yaşamadık. Zaten vagon kapıları da kilitli oluyor. Yani diğer bazı sınıflardaki gibi herkes girip çıkamıyor. Ben bir ara uyandım ve diğer vagonları gezdim. 3 AC 'yi görünce ''iyi ki de buradan almamışım'' dedim. 2 AC candır arkadaşlar. Hem yataklar geniş, hem de daha konforlu. Battaniye, çarşaf ve yastık önemli şeyler :D Battaniyeyi görünce şaşırmıştım. Sonuçta hava ortalama 36-37 derece civarı ve battaniye vermeleri saçma gelmişti. Ta ki klimalar çalıştırılana kadar. Vicdansızlar, insafsızlar kuzey kutbuna çevirdi vagonu. Arada bir sıcak hava almak için vagonları bağlayan bölüme gidip trenin kapısını açıp raylara doğru sarkıyordum. O derece soğuktu. Öyle benim gibi ön yargılı olmayın. Sonra çok üzülürsünüz.

Sabah saat 09:00'da kalktık, gps'e baktım. Bir de ne göreyim, hala Agra'ya yüzlerce kilometre var. Telefon bozulmuş olabilir miydi? Olabilirdi evet. Hemen diğer arkadaşımın telefonundan da baktım. Vallahi bozulmamış. Agra'ya ulaşmamıza çoook varmış. Bu arada 1 tane boş ranza vardı ya oraya da bir abi gelmiş. O da uyandı. 7 sülalesini bizim ranzaların olduğu yere çağırdı. Ayı gibi yediler. Hintli bir ailenin 2 aylık yiyeceklerini tükettiler. Hem de gazete kağıtlarının içinde şapır şupur. Yaşadığını kontrol ettiğimiz arkadaş var ya, hani tren istasyonunda dinginlik gurusu misali oturan; o adamları boğacaktı. Karşısında insan delirince hiçbir tepki yok, adamlar ayı gibi yemek yiyince fenalık geçirdi. :D :D

Saat 13:30 gibi Agra tren istasyonunda indik. Tren yolcuğu 17 saate yakın sürmüştü. Yolculuğumuzun geri kalanının ulaşımlarının hepsini trenle planladığım ve bu gibi durumların olmasını beklediğim için, tren günlerine asla plan ayarlamamıştım. İyi de yapmışım. Trenler her şeye rağmen çok eğlenceli ve muhakkak deneyimlemeniz gereken bir ulaşım aracı diyebilirim. Gittiğim neredeyse tüm ülkelerde tren kullanmaya özen gösteririm. Trenle seyahat etmeyi çok seviyorum. Size de ısrarla tavsiye ederim.

Hindistan her geçen gün beni biraz daha şaşırttı. Ülkeyi ve insanları her geçen gün biraz daha sevdim. Yazılanlarda ki kadar korkunç insanlar olmadığı, kötü kadar iyilerin de olduğu, hoş sohbet olduklarını, yardımcı olmayı sevdiklerini gördükçe bize ne kadar benzediklerini anladım. Çok fakirler evet ve tüm durumu kötü olan insanlar gibi, hayatın tüm saçmalıklarına inat düşünmeden gülebiliyorlar. Gülmenin bedava olmasına rağmen, bazı insanlar gibi gülümseme cimrisi değiller. İnsanların cepleri doldukça mı gülümsemeleri yok oluyor? Para gerçekten mutluluk getiriyor mu? Tartışmalı konular olduğunu düşünüyorum. İhtiyaç oranında mutluluk getirebilir ama fazlası peşinden endişe de getirecektir. Her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi paranın da fazlası zararlıdır. Düşünmeden kahkaha atabilmek, her şeye gülebilmek ve insanlara gülümseyebilmek en büyük zenginlik değil midir? Ben öyle olduğuna inanıyorum. Her şey duygulardan ibaret, yeni bir ürün aldığındaki mutluluk duygusu ile bir arkadaşının espri yaptığı anda ki mutluluk duygusunu karşılaştırmayı düşündün mü hiç? Eşyalar bozulur, modası geçer hatta bazen alırken getirdiği mutluluğun yanında '' keşke almasaydım ya başıma bela almışım '' durumu bile gelişebilir. Fakat kahkaha attığın anlar hep mutlulukla hatırlanır. Hatırlarda kalır, dönüp geriye baktığında yine damağında buruk bir mutluluk bırakır.

Bir daha ki yazıda Agra gezimi anlatacağım. Tac Mahal buradaydı ve gerçekten aşkın mimari bir yansıması mıydı? Deneyimlediğim duyguları paylaşacağım.

Şimdilik hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO



22 Temmuz 2018 Pazar

Varanasi Gezisi - 1

Herkese merhaba,

Artık Mumbai'den ayrılma vakti gelmişti. Sabah erkenden kalktık ve yollara düştük. Uber ile havalimanına gittik. Uber şoförü bizi uluslararası havalimanına götürdü. Uçuşumuz ülke içi olduğu için burasının yanlış yer olduğunu söyledim ve domestic bölümüne bıraktı. 2 bölüm aslında aynı havalimanı olarak geçiyor fakat domestic bölümünden uluslararası bölümüne 15 dk'da araçla giderek ulaşabiliyorsunuz. Domestic bölümünde indik ve içeriye girdik.

Fakat bir sıkıntı vardı. Bilgi ekranında bizim uçak gözükmüyordu! Uçuşumuz Air India ile olduğu için danışma aradık ve bulamadık. Oradaki polislere sorduğumuzda ise Air India'nın tüm uçuşlarının uluslararası bölümünden kalktığını söylediler. Tekrar taksi ile uluslararası bölümüne gittik. Meğer ilk uber şoförü bizi doğru yere götürmüş ama yediğimiz kazıkların ardından Hintlilere güvenilmemesi gerektiği dersini aldığımız için yanlış kişiye güvenmemişiz :D :D :D Olsun yine de kural 1'i bozmadığımız için mutsuz değilim. Neyse uluslararası bölümüne ulaştık. Kapıların olduğu bölüme gelene kadar 4 kere filan arandık. Defalarca bilet kontrolü ve arama yapıldı.

İşin tuhaf tarafı ise bizim uçuş numaramızın Varanasi değil Lucknow diye bir yere giden uçağa verildiğini gördük. Bu sefer Air India danışma masasına gittim ve konuyu anlattım. Dediler ki; ''Yanlış yazılmış, birazdan düzeltilecek.''. Yarım saat sonra filan ekran şuna döndü; ''Lucknow/Varanasi''... İnternetten baktığımızda Lucknow ile Varanasi arası araçla 3 saat gösteriyordu!  Tekrar arandık ve uçağa bindik. Evet 5 defa aranmadan uçağa almıyorlar. Her köşe başında bir yetkili kişi de biletinizi kontrol ediyor. Zamanla bu manyaklıklara alışıyorsunuz.

Lucknow'a yaklaşırken uçak bir türbülans'a girdi. Felaketti diyebilirim. İlk defa rüzgarın uçağı sola doğru ittiğini hissettim. O kadar şiddetliydi ki pilot uçak savrulmasın diye motorları tam güçte çalıştırdı. Ardından Lucknow'a indik. Evet Lucknow'a indik. Haydaaaaa derken, pilotumuzun ''Varanasi yolcuları yerlerinden kalkmasınlar, Lucknow yolcularını indirdikten sonra yolculuğumuza devam edeceğiz.'' anonsu ile ''Ne ? Nasıl bir olayın içindeyiz yahu ne oluyor burada'' moduna geçtik.

Biz şaşkınlığı atlatamadan, otobüs misali döndük ve tekrar havalandık. 1,5 saat daha sallana sallana uçtuk ve sonunda indik. Ben farklı bir şehre inmemizi bekliyordum ama bu sefer Varanasi'ye inmişiz. Bu maceralı yolculuğun ardından, daha önce otel ile görüşerek ulaşımı ayarladığım için kendimi çok zeki hissetmeye başladım. Çünkü hiiiç taksiciler ile savaşacak gücüm yoktu. Şoförümüz bizi almaya gelmişti ve atladık arabaya, doğru otele gitmeye çalıştık. Gittik diyemiyorum çünkü nasıl bir trafik olduğunu elim vardığınca aşağıya yazıyorum.

2 şeritli yol düşünün, arabalar, tuk tuklar, bisikletliler, motorlular, auto rickshawlar, rickshawlar, elektrikli bisikletliler, insanlar ve inekler. İnekler yolun ortasında yatıyor, diğer kalan her şey de etrafından geçmeye çalışıyor. Araçların aynalarını kırmışlar çünkü dar alanlardan geçmelerini engelliyormuş. Araçların arkasında ''Sinyal verme, korna çal.'' yazıyor. Benim için ise her baktığım yerde ''Gerçek Hindistan'a Hoşgeldiniz'' yazıyordu.

1 km'lik yolu 45 dk'da gittik. Otelimize yerleştik ve Ganj Nehrinde 2 Saat Gezinti + Aarti Törenlerini izlemek için 3 kişi için toplam 1050 Rupi'ye kayık kiraladık. Otelimizin yeri çok merkeziydi. Gerçekten temiz ve sessiz bir oteldi diyebilirim. Sessizliğin bu ülkede ne kadar önemli olduğunu gidince anlayacaksınız. Kaldığımız otel için tıklayınız.

Eşyalarımızı odamıza bırakıp, bir şeyler yedikten sonra kayıkçımız geldi ve bizi otelden aldı. Sokağa çıktık ve ara sokaklardan ilerleyerek Ganj Nehri kıyısına, kayığımızın olduğu yere kadar yürüdük. Sokaklar dar ve inekler, köpekler, maymunlar, keçiler, insanlar, kediler hatta domuzlar bile var. Tuhaf bir yolculuğun ardından dar sokaklar açıklık bir alana çıktı. Kendimizi bir anda merdivenlerin başında bulduk. Ben öyle enerji işlerine filan çok fazla inanan birisi değilimdir. Fakat Ganj'ın öyle farklı bir enerjisi var ki, kendinizi binlerce yıllık ilahi bir ağırlığın altında hissediyorsunuz. Merdivenlere çökseniz, bir ömür merdivenlerin o basamağında yaşayabilirmişsiniz gibi geliyor. Gerçekten çok farklı bir deneyim ve hissiyat, kesinlikle ömrünüzde 1 kere olsun burayı görmeniz gerekiyor.

Ganj Nehri ve Tur







Değişik ve dingin bir şekilde kayığımıza bindik. Ghat'ların önünden yavaş yavaş geçmeye başladık. Ganj kıyısında onlarca ghat var. Bu ghatların hepsi yan yana ve tapınak işlevi görüyor diyebiliriz. Ghatların içinde Manikarnika isimli ghat, ölülerin yakıldığı yer. Ölülerin yakılması beni çok etkilemedi fakat yanımdaki arkadaşları çok etkilediğini belirtmeliyim. Beni etkileyen şey ise, eşi ölmüş bir adamın ağlaması ve feryatları oldu. Adamı zorla eşi ile son kez konuşması için odunların üzerinde yatırılmış eşinin ölüsünün başına getirdiler ve adam ağlaya ağlaya bir şeyler söyledi. Sonra arkadaki merdivenlere çöktü ve ağlamaya devam etti. Yakını ölen kişi başını tamamen traş ettiriyor ve beyazlar giyiyormuş. Tıpkı ölü gibi...

Bu manzarayı görünce zaten durgun olan ruh halim iyice durgunlaştı ve kayıkçı Aarti Törenlerinin yapıldığı yere gidene kadar hiçbirimizin ağzını bıçak açmadı. Aarti Törenlerini, güneşin doğuşu ve batışı sırasında Ganj Nehrini selamlamak için yapılan ruhani törenler olarak adlandırabiliriz. Törenin olduğu Dashashwamedh Ghat'ın önüne gittik. Töreni kayıktan izlemenizi tavsiye ederim çünkü Ganj'ı selamladıkları için yüzleri sizin bulunduğunuz yere dönük oluyorlar. Bizim olduğumuz alanda yüzlerce kayık vardı ve hepsi birbirine iplerle bağlanmıştı. Bu yüzlerce kayığın bir arada yan yana durması ve bağlanması bile gerçekten çok etkileyiciydi. Hayatımda ilk defa böyle bir olaya tanıklık etmiştim. Tören sırasında ilahiler eşliğinde ateş, tütsü ve çiçekler ile çeşitli Hindu dini ritüel hareketlerini tekrarlıyorlar. Durgun olan ruh halimiz törenler süresince de devam etti ve tören anında yağmur atıştırmaya başladı. Tören ve yağmur bir araya gelince sessizce törenlerin bitmesini bekledik. 1 saate yakın süren törenlerin ardından kayıkların ipleri çözüldü ve kıyıya doğru gidip kayığımızdan indik. Bu arada güneşin batmaya başlaması ile birlikte resmen sinek ordusu harekete geçiyor diyebilirim. Ben çok titizim ve sineklerden huylanırım derseniz, tedbirli gitmenizde fayda var. Ben hiçbir şey kullanmadım, hala da yaşıyorum. :D :D Ganj nehrini görmek ve törenleri izlemek için inanın her şeye değer.

Tören bittikten sonra kalabalıkları yara yara otelimizin sessizliğine ulaştık ve yemek yedik. Ben yine chana masala yedim fakat Mumbai'de yediğim çok daha lezzetliydi. Bu şehirde dışarıda yemek yemek birazcık cesaret istediği için tüm yemeklerimizi otelde yemeye karar vermiştik.

Bugün çok yorulduğumuz için odamıza çekildik ve yaşadığımız şeyleri hazmetmederek hepimiz uykuya daldık. Ertesi gün çok daha maceralı geçecekti. İlk gece trenimize yarın binecektik ve bizi ne maceraların beklediğini düşünerek içim içime sığmıyordu.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

Jodhpur Gezisi -1

Tekrar merhaba, Jaipur'da ki Hostel'imizde en son kahvaltımızı ettik ve trene binmek üzere istasyona doğru yola çıktık. Tuk tuk i...