16 Temmuz 2017 Pazar

Siem Reap - Bangkok Dönüş Yolculuğu

Merhaba,

Sabah erkenden kalktık ve otelimize çok yakın bir yerde bulunan otobüse bindik. Saat 08:00'da başlayan yolculuk, 11:00 - 11:30 gibi Poi Pet sınırında son buldu. Sınıra erken gelmiş olmamın sebebi, sınırı geçişte çok sıra bekleyebileceğimizi düşünmüştüm. Nitekim, öyle de oldu.

Tren ve Otobüsten Görüntüler





İlk önce Kamboçya'dan çıkış damgasını pasaportlarımıza vurdular. Burada 20 dk civarı bekledik. Ardından Tayland'a giriş için, sınırı geçtik ve önümüzde kıyamet gibi bir sıra vardı. İşlemler 1 - 1,5 saat civarı sürdü. Vize yok, fakat pasaport kontrol sırasının çok uzun olması ve kara yoluyla girerken, nedense bir arkadaşımızı fazlaca uzun bir süre sorgulamaları nedeniyle bayağı bir zaman kaybettik.

Tayland'a giriş yaptığımızda saat 13:00 - 13:15 civarındaydı. Tekrar tren ile Bangkok'a gideceğimiz için ve tek trenin de 13:55'de olması sebebiyle, hemen bir tuk tuk'a atladık. Aranyaprathet tren istasyonuna ulaştığımızda saat 13:30'du. Tren biletlerimizi 48 Baht'a alıp, atladık trene.

Tren yolculuğu bir hayli uzun sürdü ve zorluydu. Yolculuk bu kadar uzun sürünce, yerel halk ile bir şekilde iletişime geçiyorsunuz. Tayland halkının çok güler yüzlü ve iyi insanlar olduklarını bir kere daha gördük. Herhangi bir çocuğa güldüğünüzde, ailesi hemen çocuğu size sevdiriyor. Çocuk çekinse bile, kendisini sevdirmesi için zorluyorlar. Yolculuğun son anlarına doğru, trenin içinde delirmeye başlamıştık. Yandaki amcaya sataşmalar, arkadaki kadının çocuğu ile oynamalar, trenin içinde sürekli gezen satıcılardan bir şeyler alıp trendekilerle paylaşmalar filan, insanlık barımız en üst seviyeye çıkmıştı. Neyse ki, Bangok'a girerken, son istasyona 10 km kala tren bozuldu. Mutlulukla kendimizi trenden attık ve son istasyon yönüne doğru yürüye yürüye taksi aramaya başladık. 40-45 dakika sonra, bir benzin istasyonunun içinde taksiye rastladık. Adamla konuştuk, 100 Baht'a bizi otelimize götürebileceğini söyledi. Tabii hepimiz şok olduk ve hemen taksiye bindik.

Otele vardığımızda saat 22:00 civarındaydı. Odamıza geçtik ve duş alıp, uykuya daldık. Sabah erkenden kalkacaktık. Yetişmemiz gereken bir Phuket uçağı vardı ve çok yorgunduk.

Kısaca özetlemek gerekirse, Siem Reap ve Bangkok arası ulaşım gerçekten kolay. İki şehir arası otobüsler bulunuyor. Fakat yine sınırda inip, aynı pasaport kontrollerinden geçiyorsunuz ve sınırın diğer tarafında sizi bekleyen diğer otobüse biniyorsunuz. Ayrıca, otobüste vize almamış kimseler varsa bir de onları beklemek zorunda kalıyorsunuz. Biraz uğraşarak, 40 $ ödemek yerine, 13 $ civarında bir maliyetle Siem Reap'a ulaşabilirsiniz. Eğer sınırı geçtikten sonra minivan yerine otobüsü tercih ederseniz, daha da ucuza geliyor. 6 $ otobüs, 1,5 $ tren ve 3 $ civarı da tuk tuk ücreti tutuyor. Tuk tuk ücretini, aynı yöne gidiyorsanız orada bulunan herhangi bir gezgin ile paylaşabilirsiniz. Maliyet böylece daha da düşecektir. Yani gidiş - dönüş için otobüse 80 $ vermek yerine, bu yolu kullanarak maksimum 26 $'a gidiş - dönüş işlemi tamamdır. Cebinize kalan parayı da keyifli bir şeyler yapmak için harcayabilirsiniz. :D :D :D

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

9 Temmuz 2017 Pazar

Siem Reap Gezisi - 2

Herkese merhaba,

Akşam güzel bir uyku çektikten sonra, sabah 07:30 gibi kalktım ve kapıda bizi bekleyen özel tuk tukumuza atladık. Önce kahvaltı ettik, ardından 1 günlük bilet almaya gittik.

Tapınak bölgesi şehrin biraz dışında bulunuyor. Tapınaklara ulaşmak için, 30 dk civarında bir yol gidiyorsunuz. Tapınak bölgesine girmeden önce bilet almanız gerekli. 1 günlük bilet ücreti, kişi başı 37 $'dı. Pahalı mı? Evet, fakat inanın verdiğiniz her kuruşa değiyor.

Yaptığım plana göre 4 tapınak gezecektik ve tüm gün tapınak bölgesinde kalacaktık. 16:00 - 17:00 gibi gezimiz bitecek ve şehir merkezine dönecektik. İlk olarak Angkor Wat Tapınağına gittik. Neredeyse sağlam olarak kalan ve en heybetli yapı Angkor Wat Tapınağı diyebilirim. Mistik bir havası var ve gerçekten sizi farklı duygulara sürüklüyor. Arkadaşlarımdan bazıları, budist keşişlerden şans için dua aldılar. Şuanda, gerçekten şanslarının döndüğünü söylüyorlar :D :D :D Tapınağın ön tarafları çok kalabalık. Yalnız kalmak ve biraz olsun dinlenmek için orta bölgeyi de geçip, en arka kısmına gidin ve orada bir süre dinlenin diyebilirim. Bizimkilerin yarısını tapınağın içinde kaybettik. Zaten aralarından bir tanesi kaybolma ustası... Ne zaman bir yere gitsek muhakkak kaybolur. Kendisinin Norveç'te de kaybolmuşluğu var! Neyse yine aynı şey başıma gelince, tapınağın en arka tarafına geçtik ve bir süre bekledik. 15-20 dk sonra önümüze düştüler :D :D

Angkor Wat Tapınağı






Angkor Wat Tapınağının ardından, Bayon Tapınağına yani yüzler tapınağına geçtik. Aslında burası tapınak değilmiş. İmparatorluğun yönetildiği yermiş. Yapının her tarafında yüzler var. Gerçekten çok etkileyici olduğunu belirtmeliyim. Bu arada 2 yapı arası, tuk tuk ile 10 dakika filan sürüyor. Hava gerçekten çok sıcaktı. Hava sadece sıcak olsa neyse, nemden dolayı çok terliyorsunuz. :D :D :D :D ( Klişe cümlemizi de şuraya yazayım, sonra sıkıntı olmasın! )

Bayon Tapınağı






Bayon Tapınağının ardından, Ta Prohm'a gittik. Burası ağaçların tapınak ile bir bütün olduğu, doğanın zaman ile nasıl her şeyi kucaklayabildiğini açıkça görebileceğiniz, anlayabileceğiniz bir yer. Bu tapınakta; insanoğlunun düşüncesizce doğayı yok etmesine rağmen, doğanın kucaklayıcı gücünü, biz hız budalalarının asla anlayamayacağı dingin ve engellenemez bir kudrete sahip olduğunu açıkça görebilirsiniz. Ta Prohm inanılmaz bir yer ve muhakkak gitmenizi öneririm.

Etkileyici Bir Ağaç ve Çevresi



Ta Prohm





Ta Prohm'un ardından, Banteay Kdei Tapınağına gittik. Her gittiğimiz tapınakta, bir öncekinden daha etkileyici ve inanılmaz deneyimler yaşadık. Taş üzerine, bir tuvale işlenir gibi işlenen o ince figürlerin güzelliği karşısında insan hayrete düşüyor.

Tapınakların çevresinde, çok fazla yemek yiyecek yer olmadığını düşünerek, yanımızda bir şeyler götürmüştük. Bir kaç yer bulunabiliyor. Fakat yanınızda suyunuzu ve bisküvilerinizi götürmenizde fayda var. Tapınakların çevresinde, çok güzel resim çizen sanatkarlar var. Tabloların fiyatları biraz pahalı ama ne kadar güzel olduğunu gördüğünüzde, inanın almak isteyeceksiniz. Sıkı bir pazarlık sonucunda neredeyse her şeyi, yarı fiyatından daha düşük bir fiyata alabiliyorsunuz.

Saat 16:00 civarında şehir merkezine döndük ve tuk tukçumuza parasını vererek hoşça kal dedik. Tuk tukçular, siz tapınakları gezerken kapıda bekliyorlar. Bizim tuk tukçumuz çok iyi birisiydi ve sessiz sakin bir çocuktu. Ne zaman tapınağa girsek, hamağını tuk tukun 2 direği arasına kurup uyuyordu. Her seferinde uyandırıp, yola çıkıyorduk. Kamboçya insanı çok güler yüzlü ve yardım sever. Hayır derken bile gülümsüyorlar. :D :D

Şehir merkezinde bir şeyler yedik ve otelimize geri döndük. Otele döndüğümüzde akşam saatleriydi ve sabah tekrar sınıra dönmek istediğimizi ilettim. Bilet konusunda yardımcı oldular. Sınıra kadar otobüs fiyatı 6 $'dı ve biletlerimizi aldık. Minivan macerasından sonra, tekrar minivan ile dönmek delilik olacaktı ve zaten otobüs daha ucuzdu. Sabah erkenden yola çıkacaktık. Odalarımıza çekildik.

İsterseniz tapınakları daha uzun sürede de gezebilirsiniz. Bu gittiğimiz 4 tapınak dışında, onlarca tapınak bulunuyor. Aslında Angkor Wat, orada bulunan sadece 1 tapınağın ismi ve en ünlü olanı ama insanlar nedense bölgeyi Angkor Wat Tapınakları olarak dillendiriyorlar. Tapınak bölgesinde, onlarca tapınak bulunuyor. Hepsini gezmek isterseniz, en az 5-6 gününüzü alır diye düşünüyorum. Belki daha da uzun sürebilir. Bu sizin detaycılığınıza ve merakınıza kalmış. Tarihi yapıları çok seviyorsanız ve merakınız varsa, hiç sıkılmadan gezeceğinize sizi temin ederim.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

2 Temmuz 2017 Pazar

Kamboçya Vizesi ve Siem Reap Gezisi - 1

Herkese Merhaba,

Sabah saat 05:00 gibi kalkıp, yollara düştük. Bangkok'tan, Siem Reap şehir merkezine otobüsler mevcut fakat fiyatı 40 $ civarındaydı. Ben daha uygun ve halkın arasın karışabileceğimiz bir yol bulmuştum. Sabah saat 05:55'de Bangkok'tan kalkan tren ile Aranyaprathet'e gidecek, oradan Tuk Tuk ile sınıra ve sınırdan da otobüs/minivan ile Siem Reap'a ulaşacaktık. Bu yolcuğuluğun maliyeti ise kişi başı 12 -13 $ gibi bir rakama denk geliyordu.

Sabah erkenden trenimize bindik. Beklediğim üzere zamanında kalkmadı ve 20 dk gibi bir gecikmeyle hareket ettik. Tren gerçekten çok bakımsız ve hayatımda bindiğim en eski trenlerden birisiydi. Yolculuk tam da beklediğim gibi halkın içinde geçti. Arada bir trene bizim dışımızda bir kaç gezgin atlayıp, yoldaki duraklarda iniyordu. Bir ara trende o kadar sıkıldık ki, açık olan kapılardan sarkmaya başladık. Tabii bizi gören görevliler hemen uyardılar. Trende klima, kamera v.b hiçbir şey yok. Sadece koltuk ve pencere :D :D Bir de yukarıda dönüp duran bir pervane... Lakin fiyatı 48 Baht ( 5 TL ) olan bir trenden başka bir şey beklemezsiniz sanırım...

Saat 12:30 gibi Aranyaprathet'e ulaştık. Ardından Tuk Tuk ile 100 Baht'a (10 TL ) sınıra gittik. Tayland sınırından çıkış yaptık ve pasaportlarımıza çıkış damgalarımızı vurdular.

KAMBOÇYA VİZESİ  VE SINIRI GEÇİŞ

Ardından Kamboçya sınırını geçtik ve girişimizi, e-vizemizi göstererek hiç beklemeden 10 dk gibi bir sürede gerçekleştirdik. Kamboçya, Türk vatandaşlarından vize istiyor. Vizeyi, isterseniz sınırdan veya internet üzerinden alabiliyorsunuz. Sınırdan vize almak ile ilgili pek iç açıcı hikayeler okumadığım için e-vize aldım. E-vize çok kolay ve sınırda polisle uğraşmaya, 2 saat gibi bir süre kaybetmeye değmez. Bu siteden e-vize alabiliyorsunuz. İlgili site, Kamboçya Devletinin resmi sitesidir. Sizden sadece fotoğraf ve vize ücreti talep ediyorlar. İlgili sitede tüm detaylar mevcut.

Kamboçya Kapısı Zordur Geçilmez, Uzaktır Memleket Kolay Gidilmez!





Kamboçya pasaport kontrolünde küçük bir şok geçirdim diyebilirim. Tayland vize işlemlerinin yapıldığı yerdeki polisler düzenli ve güzel bir sistem kurmuşlar. Mükemmel değil ama yine de sınırda olduğunuzu anlıyorsunuz. Fakat, Kamboçya'ya girerken pasaport kontrolünün yapıldığı yer bildiğiniz baraka... Bizim büfeler daha resmi kalır! Resmini çekebilseydim muhakkak paylaşırdım. Fakat, yasakmış. Benim ülkemin de öyle bir pasaport kontrol yeri olsa, ben de yasaklardım :D :D :D

Neyse bir şekilde Poi Pet sınırından geçtik.  Ardından ücretsiz servis ile otobüs terminaline gittik. Terminal dediğim, küçük ilçelerimizde oluyor ya hani o tarz bir yer. Gittiğimizde en erken otobüs 3 saat sonra kalkıyordu. Biz de 10 $'a minivan ile gitmeye karar verdik. Poi Pet'den şehir merkezine ulaşım 3-3,5 saat filan sürüyormuş. Aslında taksi 60 $ civarı bir şey ama 5 kişiyi Tuk Tuk'a bindirenler, aynı 5 kişiyi taksiye bindirirlerse ceza yiyeceklerini iddia ettiler. Bir nevi bize 2 taksi itelemeye çalıştılar...

Minivan'a bindik, düştük yollara... Fakirlik nedir? diye sorsalar, tanım yapamam ama bir yolculuk ile bunu anlamanızı sağlayabilirim. Poi Pet sınırından, Siem Reap şehrine bir yolculuk yapın anlayacaksınız. Bakkal var ama 5 tane Pringles, 10 tane kola, bir kaç şekerlemeden oluşan tek bir rafı dolduramayacak kadar az ürün satılıyor. Yollar toprak ve tek şeritli. Şoförün sollamaları ise çılgıncaydı...

Hatta bir keresinde, yolculardan birisiyle konuşurken, yolun hemen sağında giden bisikletin arkasında oturan kızın kafasına aynayı çarptı. Ben uyarmasaydım, kızı ve bisikleti süren adamı ezecekti... Hızlı bir şekilde giderken çarptı. en az 80-90 km hız ile gidiyorduk. Durmadı bile! O kıza orada ne oldu? En yakın hastane neredeydi? gibi sorular geri kalan gün boyunca aklımı kurcaladı durdu.

Minivan, bizi şehrin az dışında bıraktı. Tuk Tukçuların olduğu bir yerdi. Biz şehir merkezine bırakılacağımızı düşünürken, buraya bırakmaları sinirlerimizi biraz gerdi. Oradan bir Tuk Tukçu ile anlaştık. Ertesi gün Angkor Wat tapınak bölgesini gezecektik ve Tuk Tuk olmadan tapınaklar arasında yolculuk etmek gerçekten zor. Muhakkak bir Tuk Tuk kiralamanız gerekiyor veya bisiklet ile de ulaşabilirsiniz. Tuk Tukçu ile bizi oteli ücretsiz götürmesi karşılığında, yarın tüm gün özel tuk tukçumuz olması için 25 $'a anlaştık.

Tuk Tuk ile otele ulaştık ve ertesi sabah saat 08:00'da gelmesini söyledim. Otele girdiğimizde, hayatımda o fiyata kaldığım en güzel otel ile karşılaştım. Günlüğü 35 TL gibi bir rakama havuzlu ve muhteşem bir otelde kaldık. Otel için buraya tıklayın. Odalarımıza yerleştik, tüm arkadaşlarım otelin güzelliği karşısında şok geçirdiler. Bu fiyata, bu otel gerçekten mükemmeldi.

Eşyalarımızı bıraktık ve Siem Reap'ın en ünlü caddesi olan Pub Street'e gittik. 5 dk filan yürümeyle ulaşabiliyorsunuz. Pub Street'te dolaştık ve dondurma yedik. Hava o kadar sıcaktı ki, Mart ayında 35 dereceyi gördük... Şehir merkezinde market bulabiliyorsunuz. Siem Reap'a giderken, dolar ile gidin. Çünkü, şehirde her yerde dolar geçiyor. Marketteki fiyat etiketleri bile dolar üzerinden. 100 $ veriyorsunuz, tek kelime etmeden bozuyorlar. Hayret ettim. Adamlar bayağı bayağı dolar kullanıyorlar. Kendi paralarını ise sadece 1 $ üstü için veriyorlar. 1 $ = 4000 Riel, size 50 cent vermek yerine 2000 Riel veriyorlar.

Siem Reap Şehir Merkezi




Akşam yemeğimizi yedik, muhteşem dondurmalarımızı yedik ve otelimize geri döndük. Çok uzun ve maceralı bir gün olmuştu. Siem Reap, muhteşem bir şehir. Ben çok gelişmiş yerleri sevmem ve burası da küçük, aradığınız bir çok şeyi bulabileceğiniz bir yer. Siem Reap çok hoşuma gitti diyebilirim. Onca yolculuğa, daha Angkor Wat tapınaklarını görmeden değdiğini düşünmeye başlamıştım.

Soğuk bir duş aldıktan sonra, müzik tınıları eşliğinde, sadece bana ait olan çift kişilik yatağımda dinlenmeye başladım. :D :D :D  Aslında biz 2 tek kişilik yataklı, 1 oda istemiştik. Fakat otel harika bir hata yapmış. İlgili odayı biz gelmeden başkasına vermişler. Biz ulaştığımızda da, ikimize 2 ayrı çift kişilik oda verdiler. Müşteri memnuniyetinin, bende ki en uç noktasını oluşturdular diyebilirim. Visoth Boutique candır :D :D :D

Ertesi sabah erkenden kalkıp, mistik ve gizemli, macera filmlerinin çekildiği, yüzlerce yıllık bir imparatorluğun kalbine yolculuk edecektik. Bu güzel düşüncelerle gözlerimi kapadım ve uykuya daldım.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

4 Haziran 2017 Pazar

Bangkok Gezisi - 3

Merhaba,

Sabah yine otelimizde kahvaltımızı yaptık. 07:00'de hareket ile Damnoen Saduak Yüzen Çarşısına doğru yola çıktık. Tur fiyatı 500 Bahttı. 1,5 - 2 saat gibi bir yolculuğun ardından, yüzen çarşıya ulaştık. Bir sürü kanalın bulunduğu ve tekne turuna katılabileceğiniz bir yer. Tur satın almadan buraya ulaşmanız pek mümkün değil. Farklı yolları olabilir ama denemeye ve harcadığınız emeğe değer mi bilemiyorum.

Damnoen Saduak Yüzen Çarşı

Fotoğraflardaki şapkalı gözlüklü deli benim :D :D 




Bizim aldığımız turun içinde; bölgeye araçla gidiş geliş + hızlı tekneyle kanalda 30 dk'lık gezinti vardı. Biz ayrıca, kanallarda alışveriş tekneleri arasında yavaşça dolaşan teknelere de bindik. Fiyat olarak, yine sizin pazarlık gücünüze bağlı olarak değişiyor. Biz kişi başı 100 Baht ödedik. Fakat, ilk sorduğumuz adam kişi başı 300 Baht fiyat vermişti... Fiyatlar çok değişken. Daha önce de söylediğim gibi; verilen fiyatın 1/3'ünü teklif edin. Eninde sonunda o fiyata anlaşacaksınız.

Tura Dahil Olan 30 dk'lık Tekne Turundan Serzenişlerim!!!

Eğlenmekten öldüğüm doğrudur. :D :D :D :D



Yüzen çarşıyı beğendiğimi belirtmeliyim. Hoş ve farklı bir dokusu vardı. Sakın şapka almadan tekneye binmeyin! Gezinti 1 saat sürüyor ve başınıza güneş geçebilir. Tatilinizin rezil olmasını istemezsiniz. Söylenen o ki; Tayland'da 2 mevsim varmış. Sıcak ve çok sıcak... Biz sıcak olana, yani havanın güzel olduğu mevsime denk gelmişiz. Yine de hava 35 dereceydi. Öğlen saat 15:00 civarında otelimize geri döndük.

Yüzen çarşının oralarda, atıştırmalık bir şeyler yemiştik. Fakat, doğru düzgün bir akşam yemeği yemek ve Tayland'ın elektronik açıdan çok ucuz olduğu söylemlerinin, doğru olup olmadığını teyit etmek için MBK alışveriş merkezine gittik. Gördüğüm kadarıyla, gerçekten ucuzmuş. Bizim burada 3600 TL olan telefonlar, dolar artmış olmasına ve kur farkı kapanmış olmasına rağmen 2600 TL civarındaydı. Ayrıca burada hediyelik eşya alabileceğiniz dükkanlar da mevcut. Sadece elektronik eşya satılmıyor! Ardından yemek yemek için, yemek katına çıktık ve son akşam yemeğimizi yedik. Ertesi sabah ilk trenle, Kamboçya sınırına gidecek ve sınırdan geçecektik.

Her türlü alışverişleriniz için, MBK'ya gidebilirsiniz. Çevresinde birkaç tane daha alışveriş merkezi mevcut. Alışveriş merkezleri arasında geçiş yapmak çok basit. Üst geçitlerle birbirlerine bağlanmışlar. Bangkok, beklediğimden çok daha güzel bir yer çıktı. Her aradığınız şeyi bu şehirde bulabilirsiniz. Eğlence, tarih, yiyecek, kültür ve daha niceleri...

Akşam otelimize gittik ve ertesi sabah erkenden yola çıkacağımız için çantalarımızı topladık. Kamboçya seyahatimiz 3 gün sürecekti. Bundan dolayı; büyük sırt çantamı almak yerine, küçük bir çanta yaptım ve birkaç parça eşya aldım. Diğer arkadaşlarım da aynı yolu seçtiler. Otel ile görüştük ve çantalarımızı burada bırakabileceğimizi söylediler. Bu hareketleriyle de, benden 10 puanı kaptılar diyebilirim.

Akşam yatağıma uzandığımda; aklımdan geçen onca şeyin içerisinde, hala öğrenmem gereken duyguların ve tecrübelerin olduğu fikri içimi ısıttı. Meğer atasözleri ne kadar doğruymuş. Ummadık taş, baş yarıyormuş. Hiç beklemediğin bir şehir, insanın aklını başından alabiliyormuş. Öylesine uzaklarda bir yerlerde, kendinden parçalar bulabiliyormuşsun. Yolculuğa çıkmak, kendinle yüzleşmekmiş meğer. Hayat denen yolculukta, bir an bile olsa dümenin başına geçebilmekmiş. Umut etmekten vazgeçmeyin. Gecenin en karanlık olduğu an, güneşin doğmaya en yaklaştığı andır. Her şey geçiyor, ömür bile! Siz insanları çıkarsızca sevin, hayat önünüze güzel fırsatlar çıkaracaktır.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Bangkok Gezisi - 2

Herkese tekrar merhaba,

Sabah kalktığımızda otelde kahvaltı olduğunu gördük. Kahvaltı dediysek; kızarmış ekmek, tereyağı, reçel ve mısır gevreğinden bahsediyorum. Öyle Türk kahvaltısı hayalleri kurmayın... Her neyse kahvaltımızı ettik. Karnımızı iyice doyurduk :D :D

Ardından yepyeni bir tuk tuk macerası ile Wat Pho'ya doğru yola koyulduk. Wat Pho, Yatan Buda Tapınağının bulunduğu ve Thai masajının doğduğu yer. İçinde bir çok tapınak var. Bangkok'ta ki en popüler yerlerden birisi. İçerisi tıklım tıklım insan kaynıyor. Ben açıkçası biraz sıkıldım. O kadar kalabalık canımı sıkıyor. Wat Pho'ya giderken yanınıza uzun kollu bir şeyler veya şal filan almanızı öneririm. Dini bir yer olduğu için omuzlarınız açık ve şortla girmenize müsaade etmiyorlar.

Wat Pho





Wat Pho'nun ardından kraliyet sarayına gittik ama içeriye giremedik. Kıyamet gibi bir sıra vardı. Biz de feribot ile Wat Arun'a geçtik. Wat Arun, şehrin simgesi diyebiliriz. Lakin fotoğrafını çekmedim. Çünkü, restorasyon çalışmalarından ötürü; Wat Arun, Wat Arun'luktan çıkmıştı. :D :D :D Google'a, Bangkok yazdığınızda karşınıza burasının fotoğrafları çıkıyor. Ayrıca; size burada tarihsel bilgi vermeyeceğim. Aha dayıya sorun; Dayı . Dayı size bol bol tarihsel bilgi verecektir.


Kraliyet Sarayına Giden Yol ve Wat Arun'un Yanındaki Tapınak




Bugün ki gezimizi, komple tarihi yerlere ayırmıştım ve hepsi birbirine yakın yerlerdi. Aralarında çok bir mesafe yok ve yürüme mesafesinde. Biz gittiğimiz dönemde krallarının ölümü nedeniyle sokaklarda bedava yiyecekler dağıtıyorlardı. Bizim mevlut gibi bir şey. Mevlut kısmından pek anlamam ama bedava kısmı hoşuma gitti. İçecekler ve yiyecekler çadırlarda ücretsiz olarak dağıtılıyordu. Halk komple siyah giyinmişti. 35 derece güneşin altında siyah giyip dolaşmak, gerçekten takdire şayan bir davranış. Krallarını ne çok seviyorlarmış, dedirtiyor insana!

Eğlenmeye doyamayan arkadaşlarımın bir kısmı Khaosan Road'a gittiler. Ben ise, benimle gelmeyi tercih eden kişilerle tren istasyonuna gittim. Malum, 1 gün sonra Kamboçya'ya geçecektik ve en ucuz yol, tren + otobüs olarak gözüküyordu. Ben tabii ki de en ucuz yolu seçecektim. Hem halkla iç içe oluyorsunuz, hem de bir daha nerede böyle bir deneyim yaşayabilirsiniz bilinmez.

Bangkok'tan, Siem Reap'a uçak bileti fiyatları bir hayli pahalıydı. Otobüs bileti ise, tek yön gidiş 40 $ gibi bir şeydi. Biz ise, kişi başı 35-40 TL  gibi bir rakama Siem Reap'a gittik. Planım şu şekildeydi; Bangkok - Aranyaprethat arasını trenle, Aranyaprethat - Poi Pet sınırına ulaşımı tuk tukla sağlayarak, ardından sınırdan yürüyerek geçilecek ve otobüs/minivan/taksi seçeneklerinden birisiyle Siem Reap merkeze ulaşılacaktı.Tren biletini almak için istasyona gittiğimde, biletlerin seyahat günü alınabileceğini öğrendim ve tren saatlerini kontrol ettim. Tren saatleri için buyrun Tablo'da da görüleceği üzere, sabah saat 05:55 ve öğleden sonra 13:05'de 2 tren mevcut.  Biz sabah olanını tercih ettik. Çünkü, akşam saatlerinde hiç bilmediğin bir yere ulaşmak pek güvenli gelmemişti. Ayrıca, tren'de 3. sınıf harici bilet satmıyorlar. 1. sınıflar filan yerli halka satılıyormuş.

İstasyondan çıktık ve otelimize doğru yürüyecekken, yorgunluktan öldüğümüz aklımıza geldi. Hemen bir 7-Eleven'a kendimizi attık. Onigiri aldım yine kendime. Her ülkede onigiriler farklıydı. En çok beğendiklerim Tayland'daydı diyebilirim. Ayrıca, ülkede hatırı sayılır derecede 7-Eleven var. Japonya'dan sonra en çok 7-Eleven olan ülke Tayland'mış. Japonya'dakiler kadar çeşit yok ama olanların tadı güzeldi. Yiyeceklerimiz ile otele geçtik. Ertesi gün yüzen çarşıya gidecektik ve yüzen çarşı şehirden uzak olduğu için tur almak gerekiyor. Otelle görüştüğümüzde 500 Baht'a, Domnuen Saduak isimli yüzen çarşıya tur aldık. Sabah bizi otelimizden alacaklar ve öğleden sonra tur bitince geri bırakacaklardı.

Uzun ve yorucu bir günün ardından, odamıza çıktım. Bir şeyler atıştırdım ve uyudum. Yarın yine uzun ve sürprizlerle dolu bir gün olacaktı. Acayip heyecanlıydım :)

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

14 Mayıs 2017 Pazar

Bangkok Gezisi - 1

Herkese Merhaba,

Sabah erkenden kalkıp, tekrar yollara düştük. 2,5 - 3 saat süren bir uçuşun ardından Bangkok semalarında süzülen uçağımız, Don Mueang Havaalanı'na iniş yaptı. Havaalanı'nda çok kalabalık bir pasaport kuyruğu vardı. Evet, daha önce de uzun pasaport kuyrukları gördüm ama bu çok karışıktı ve işler bir hayli yavaş ilerliyordu. Her neyse bir şekilde havaalanı'ndan ülkeye giriş yaptık ve şehre en uygun ulaşım aracı olan trene bindik. Tren ile şehir merkezine ulaşım 2-2,5 tl gibi bir rakama denk geliyor. Treni seçtik çünkü; hem kalacağımız hostel, tren istasyonuna çok yakındı. Hem de ucuzdu.

Tren istasyonundan, hostelimize doğru yürüdük. Bu arada hava öyle sıcak, öyle sıcak ki; elinizi başınıza götürüp terinizi sildiğinizde, tekrar aşağıya indirirken geçen süre zarfında yeniden terliyorsunuz :D :D Sıcaktan değil o ya, nem o nem...

Tren Gelir Hoş Gelir



Hostele çantalarımızı bıraktık ve ilk tuk tuk yolculuğumuza çıktık. Hostelin önünde duran tuk tuk'a bindik. 5 kişiydik ve adam bizi 3 kişilik tuk tuk'a bindirebileceğini söyledi. İnanamadım ama bindirdi. 3 tekerlekli bir aracın, bu kadar ağırlıkla dönerken devrilmemesi gerçekten bir mucize... Bir de sürüyorlar ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Yolculuk boyu etmediğim küfür kalmadı. :D :D :D

İlk gün olmasından dolayı, sadece 2 yer gezmeyi planlamıştım. Tuk Tuk ile Golden Mount'a ulaştık. Bu arada tuk tuk ile yolculuk edecekseniz, muhakkak pazarlık edin. Biz 5 kişi olduğumuz için, bize biraz yüksek fiyatlar verdiler ama yine de şehir içinde 300-350 Baht'tan fazla ödemedik. Fiyatlar da acayip tutarsız. Giderken 300 Baht ödediğiniz bir yere, dönerken 200 Baht ödeyebiliyorsunuz... Onun için pazarlığı sıkı tutun. Fakat, o kadar eğlenceli, o kadar eğlenceli ki; ödediğiniz her kuruşa, yediğiniz her kazığa değiyor. :D :D :D Sizi bilmem ama ben çok eğlendim. Trafikte aklınıza gelecek her türlü şeyi yapıyorlar. Akan trafiğe ters girmek de buna dahil! Çığlıklar ve kahkahalar eşliğinde bir yolculuk oluyor. Hayır, şoför sizi duydukça daha da gaza geliyor! Onun için fazla da belli etmeyin.

Tuk Tuk Şoförümüz ve Biz ( Sağdaki Siyahlı Ben :D )


Golden Mount'a ulaştık ve merdivenlerden tırmanmaya başladık. Şehirde bir çok tapınak var. Burası yüksek bir yer olduğu için tüm şehri görebiliyorsunuz. Tapınak'a çıkarken de sanki Babil'in Asma Bahçelerinde geziniyormuşum gibi bir duygu sezinledim. Daha önce Babil'in Asma Bahçelerini gördüm mü? Hayır, ama o duyguyu iyi bilirim :D :D İşte yeşillikler filan farklı bir havası var. Buraya muhakkak gitmenizi öneririm. Şehirde bulunan farklı tapınaklardan birisi.

Golden Mount





Tapınaktan çıktık ve yürüyerek Khaosan Road'a gittik. Her yerde korna sesleri, motorlar, arabalar, tuk tuklar. Bu keşmekeş, bu karmaşa ve içindeki ahengi hayal edin. Kendini kaybolmuş hissetmenin yanı sıra, o karmaşada kendinden bir şeyler de buluyorsun. Bangkok'tan beklentimi daha düşük tuttuğum için şehir çok hoşuma gitti diyebilirim.

Khaosan Road'a ulaştık ve gezinmeye başladık. Burası da her şehir de olduğu gibi, bu şehrin ünlü bir caddesi. Barların ve kafelerin olduğu, aşırı turistik ve eğlenceli bir mekan. Bütün Avrupa, buraya akmış. Cidden abartmıyorum. Caddede, Tay'dan çok sarışın vardı. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar eğlendik. İnsanlar sokaklarda dans ediyordu. Çok eğlenceli bir yerdi.

Khaosan Road



Bu arada böcek de yedim. Solucan ve çekirgenin tadına baktım diyelim. Öyle muhteşem bir tadı yok, umduğunuz kadar iğrenç de değil. Derin yağda kızartıldığı için, baharatlı bir çıtırlığı var. Hatta solucanın tadı bildiğiniz peynirli cheetos'a benziyordu. Tay halkının bunları yemediğini ve sadece turistleri kandırmak için tezgaha konan bir şey olduğunun farkındayım. Açıkçası, dünyanın bir çok yerinde yeniyor ve insan tadını merak ediyor. Ben de tadına baktım. Hoştu, güzeldi ve farklı bir deneyimdi. Mideniz kaldırır, kaldırmaz; orasını bilemem ama ucundan bir ısırık alın derim :D :D :D

Abime Bir Yarım Böcek ÇEEEEKK


Gecenin ilerleyen saatlerine kadar Khaosan Road'da gezindik. Bir şeyler yedik, içtik. Böcek dışında da çok lezzetli şeyler var. Bakınız; Pad Thai... Hem ucuz, hem de doyurucu bir yiyecek. Sebzeli, etli, tavuklu ve bilumum çeşitleri bulunan bir çeşit erişte. Muhakkak bunun tadına bakın. Beğeneceğinizi düşünüyorum. Standart damak tadına hitap ediyor.

Khaosan Road'dan gece 01:00 - 02:00 gibi çıktık ve tuk tuk ile hostelimize geri döndük. Hostelimiz bir harikaydı. Hong Kong'dan sonra çok güzel geldi. Hem fiyatlar uygun hem de odalar temiz ve kullanışlıydı. Şuradan oteli görebilir ve fiyatları kontrol edebilirsiniz.

Özetle, Bangkok muhteşem bir şehir. Beklentilerimin çok üstünde çıktı ve beni şaşırttı diyebilirim. Gerçekten gidip o farklı kültürü görmelisiniz ve kendinizi şehrin karmaşasına bırakmalısınız. Tay insanları çok güler yüzlüler. Bazen pazarlığa giriştiğinizde bazıları çirkinleşebiliyor ama onu boş verip ilerideki satıcıya yönelin. Elbet istediğiniz fiyata, istediğiniz malı satan kişiyi bulacaksınız. İndirim konusunda sakın pes etmeyin. Bazen fiyatlar 5'te 1'ine bile düşebiliyor. Pazarlığı yapın, istediğiniz fiyatı vermezlerse dönüp gidin. Zaten arkanızdan son fiyatı bağırıyorlar. Bazen bağırmıyorlar ama kazık yemekten iyidir. :D :D Son olarak; bu seyahat boyunca bir çeşit pazarlık çingenesine dönüştüğüm doğrudur. Adamların dillerinden anladım sanırım. Hayır, İngilizcem mükemmel değil. Grupta benden iyi İngilizce konuşan arkadaşlarım da vardı. Fakat, bir şekilde Tay halkı ile anlaşıyordum. Ben de anlamadım nedenini. :D :D :D

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO


23 Nisan 2017 Pazar

Hong Kong Gezisi - 2

Herkese Merhaba,

Öncelikle herkesin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlarım. Yazıma başlamadan önce Atamızın şu sözünü tekrar hatırlatmak isterim;

"Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol..."


Sabah erkenden yollara düştük. Rotamızı ilk olarak Onbin Buda Manastırına çevirdik. Manastıra gitmek zor değil. Metro hattında Sha Tin istasyonuna geldiğinizde, biraz tırmanışın ardından manastıra ulaşabiliyorsunuz. Ben manastırı beğendim. Hong Kong'a gidecekseniz muhakkak görmeniz gerektiğini düşünüyorum. Gezilecek yerler listenize alabilirsiniz. Manastırın içinde fotoğraf çekmek yasak. İçerisi gerçekten çok etkileyici, binlerce küçük Buda heykelciğinin bulunduğu hoş bir yer. Gördüğüm diğer Budist tapınaklarından farklıydı.


Ten Thousand Buddhas Monastery






Manastırı gezdikten sonra, metro istasyonuna geri döndük ve Ngong Ping 360'a gittik. Ngong Ping 360, Lantau adasına sizi ulaştıran teleferiğin adı. Lakin, gittiğimizde onarım çalışmaları vardı. Maalesef ki binme fırsatımız olmadı. Otobüs ile tekrar şehir merkezine döndük ve Victoria Peak'e, planladığımız saatten daha erken bir zamanda gitmeye karar verdik. 

Bu arada şehre gittiğinizde muhakkak Octopus Card almanızı öneririm. Zaten ilgili kartı almadan, otobüslere binmeniz pek mümkün değil. Kart için 50 HKD gibi bir depozito alınıyor, kartı teslim ederken bu depozitoyu, 9 HKD kesinti yaparak iade ediyorlar. Kartı havaalanında teslim edebiliyorsunuz. 

Victoria Tepesine çıkarken, tarihi füniküleri kullandık. Fünikülere gidiş yolunda, Hong Kong adasında yüksek binaların arasından yürüyerek geçtik. Hayatımda gördüğüm en çılgın görüntülerden bir kaçına burada şahit oldum. O zenginliğin, şatafatın içinde insanlar lüks markaların mağazalarının önüne çadır kurmuşlar. Kartondan odalar yapmış. Şok oldum... Fünikülere ulaştığımızda, yukarıya çıkış fiyatı 75-85 HKD arasında fakat, octopus kartımız olduğu içi 45 HKD ödedik. Aynı şey otobüslerde ve metroda da geçerli. Bu kartı almadan binerseniz, çok daha fazla ödeme yapıyorsunuz. Zaten yaptığı indirimlerle, 9 HKD ücreti amorti ediyor ve kara bile geçiyorsunuz.


Victoria Peak ve Hong Kong Adası









Victoria Peak, şehri yukarıdan görebildiğiniz bir yer. Size tavsiyem, en tepedeki paralı yere boşuna ücret ödememeniz. Albert Path isimli yolu takip edin ve yukarıdaki fotoğrafı çektiğim yere ulaşacaksınız. Hem güzel bir yürüyüş oluyor, hem de paranız cebinizde kalmış olur. Manzara muhteşem ve nefes kesici. Biz aşağıya inerken yürümeyi tercih ettik. Uzun ve eğlenceli bir yürüyüş oldu. Manzara eşliğinde tepeden aşağıya yürüdük. İsterseniz, çıkarken de yürüyebilirsiniz ama yorucu olacağını düşündüğümüz için biz füniküleri tercih ettik. 

Otelin bulunuyor olduğu yere, metro ile gittik. Bu arada metro istasyonunda Yoshinoya vardı. Japonya'da en çok beğendiğim restoran zincirinin burada da yeri varmış. Sevinçten ölecektim :D :D Koşa koşa gittim, karnımızı doyurduk ve sokaklarda biraz dolaştıktan sonra kaldığımız yere döndük. Sabah erken saatte uçağımız vardı. 

Bir sonra ki rotamız, Tayland'ın başkenti Bangkok'tu. Bangkok'tan büyük bir beklentim yoktu. Fakat, beklentilerimin üstünde eğlenceli bir şehirle karşılaşacağımı nereden bilebilirdim ki... 

Genel olarak, Hong Kong şehirleşmenin dibine kadar hissedildiği, bir o kadar da ara sokaklarının bu şehirleşme ile tezat oluşturduğu tuhaf bir yer. Gördüğünüz diğer şehirlere gerçekten benzemediğini belirtmeliyim. Dışarıdan bakıldığında koca bir taş yığını. Ara sokaklarına girildiğinde ise, o filmlerde gördüğünüz Çin sokaklarındaki yaşamı görebiliyorsunuz. 2 gün, Hong Kong için yetecektir. Fazlası insanı sıkabilir. 

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.



GEZGİN ŞİŞKO

Siem Reap - Bangkok Dönüş Yolculuğu

Merhaba, Sabah erkenden kalktık ve otelimize çok yakın bir yerde bulunan otobüse bindik. Saat 08:00'da başlayan yolculuk, 11:00 - 11:3...