12 Ocak 2019 Cumartesi

Kahire Gezisi - 2

Herkese merhaba,

Güzel Kahire'de yeni bir güne uyandık ve bu şehri gerçekten çok beğenmiştim. Belki siz beğenmeyebilirsiniz ama ben bu tarz nevi şahsına münhasır, dünyanın başka şehirlerine benzemeyen yerleri severim. Kahire de öyle bir yer işte. Tıpkı İstanbul, Marakeş, Varanasi, İsfahan, Kyoto gibi ruhu var. Farklı bir şehir ve insanı içine çekiyor.

Bugün ki planımda Giza Piramitlerine gitmek vardı ve 3 kişi olduğumuz için en kolay yolun taksi ile gitmek olduğuna karar verdik. Kolay deyince de yanlış anlaşılmasın, yabancı bir ülkedeyseniz, taksiciler her zaman sıkıntılı tiplerdir. Her neyse biz taksimizi çevirip adamla konuştuk ve 50 EGP'ye anlaştık. Ardından piramitlerin olduğu bölgeye gittik. Şaka Şaka :D :D Tabii ki de bizi dolandırmaya çalıştı. Çakal taksicimiz Kıpti'ymiş yani Kahire'nin Hristiyan kesiminden. En başlarda çok da sevecen bir tipti. Ta ki Nil Nehri'ni geçip, bir ara sokağa dalıp; '' Giza Piramit burası'' diyene kadar. Mısır'da yaşayıp, 20 yıllık taksici olup, Giza Piramitlerini bilmiyorum numaraları çekmek biraz yüzsüzlük oldu doğrusu...

Aracı otelin önüne çekti ve burası diye gösterince, otelin önünde bekleyen bir eleman taksiye yaklaştı. Tipimi görünce önce arapça, daha sonra İngilizce sordu, ben de olayı anlattım. Taksicinin bizi kandırmaya çalıştığını ve Kahire'de yaşayan bir kişinin piramitlerin yerini bilmiyor olmasının imkansız olduğunu, bu çevirdiği ayak oyunlarını yemediğimi söyledim. Bu arada taksicimiz İngilizce bilmiyormuş numarası yapmaya başladı... Yersen!

Yanımıza gelen adam taksiciye bir şeyler anlattı. Sonra tekrar yola çıktık. İngilizce bilmeyen taksicimiz, arka arkaya 4-5 ingilizce cümle kurdu... Ben kendisine 50 EGP'nin üstünde herhangi bir ücret ödemeyeceğimi söyledim ve yola devam etti. Yolda 1-2 kere daha aynı numaraları çekince, ben sinirlendim ve adama bağırdım. Sonra piramitlerin önüne götürdü, parasını verdim ve indik. Kahire taksicileri de bizim taksiciler gibi anlayacağınız. Neyse ki taksicilerin her türlü ayak oyunlarını bir çok ülkede gördüm. Yani yemezler!

Her neyse hedef bölgemize ulaştık. Bu arada piramitler öyle şehrin dışında filan değil. Arkadaşlarım, şehrin dışında, çölün ortasında bir yer bekledikleri için köşeyi döndüğümüzde karşımızda dağ gibi piramitleri görünce biraz şaşırdılar. Ben zaten şehrin içinde olduğunu biliyordum ama köşeyi döner dönmez o dev gibi yapıyı görünce yine şok oldum. İnanılmaz bir büyüklüğü var. Gerçekten dağ gibi ve ne kadar video izlerseniz izleyin, bunu hayal edebilmeniz pek mümkün değil.

Giriş ücreti olarak 120 EGP ödedik. Piramitlerin olduğu bölge çok geniş. Hem içeri giriş için hem de piramitlerin içine giriş için para ödemeniz gerekiyor. Yani bu 120 EGP'ye piramitlerin iç kısmına girmek dahil değildi. Piramitlerin içi de öyle çok geniş bir alan değil, kapıları filan dar ve bazı piramitlere girerken, dizlerinin üstünde emekleyerek giriliyor. Bu durum beni pek açmadığı için, piramitlerin içine girmedim. İçinde hiçbir şey olmayan bir yere girmek de anlamsız geldi. Piramitlerin etrafını da yürüyerek gezdik. Piramitlerin arasında biraz mesafe var. Yani fotoğraflardan görüldüğü gibi yakın değiller. Giderken muhakkak rahat bir ayakkabı giyin ve uzun kollu ince bir şeyler giyin. ''Neden uzun kollu yahu o sıcakta uzun kollu mu giyilir?'' dediğinizi duyar gibiyim. Piramitlerin etrafında daha önce görmediğim küçücük böcekler var ve ısırıyorlar. O kadar küçük şey nasıl böyle güçlü ısırıyor bilmiyorum ama bayağı rahatsız ediyor. 1-2 kere değil, 10'larca defa ısırıldık. Üstünüze bir şal da alabilirsiniz, o da çözüm sağlayacaktır.

Giza Piramitleri








Biz piramitlerin etrafında 5 saat filan dolaştık. Her açıdan piramitleri gördük. 3 tane büyük piramit var. Keops ( Khufu ), Kefren ( Khafran ) ve Mikerinos ( Minkaura ) . Bu piramitler dönemin firavunlarının isimlerini onurlandırmak adına yapılmışlar. Bir çok teori de var. Şimdi bu teorilere girersek yazı acayip sıkıcı bir hal alır. Elektrik üretiyormuş, gök cisimlerini incelemek için yapılmış, uzaylılar yapmış, geceleri ışık saçıyormuş v.b bir sürü teori var.

Piramitler ilk yapıldığı dönemlerde üstlerinde bir kaplama varmış ve dış yüzeyleri şuan olduğu şeklinde merdiven gibi değilmiş. Düz bir şekilde tepeden aşağıya doğru eğim gösteriyormuş. Fakat zamanla bu kaplamalar parçalanmış ve Keops piramidinin tepesinde gördüğünüz o çıkıntılı kısım kalmış. Mikerinos piramidinde de yine kaplamalar görülebiliyor. Çok etkileyici ve büyüleyici yapılar. Bizim bildiğimiz anlamda teknoloji olmadan, o dönemde böyle yapıların inşa edilmiş olması insanı gerçekten derinden etkiliyor.

Tarihe sırtınızı dayamak ve biraz etrafı izlemek, inanılmaz bir huzur veriyor. Bu arada gittiğinizde at, deve filan göreceksiniz. Sizi bu hayvanlara binmeniz için ikna etmeye çalışacaklar ve çok ısrarcılar. Ben binmedim. Çünkü, herhangi bir hayvana binme fikri hoşuma gitmiyor. Hem ticari açıdan kullanılıyor olmaları, hem de başka bir canlının üstünde olma hissi hoşuma gitmiyor. Tabi siz isterseniz binebilirsiniz. Biz etrafını yavaş yavaş yürüyerek 5 saatte filan gezebildik. İyi ki de yürümüşüz. Yürümek en güzel şey. Bir şehri ve bölgeyi ancak yürüyerek veya bisiklet ile keşfedebilirsiniz. Diğer araçlar, biraz hızlı oluyor ve anı kaçırıyorsunuz.

Son olarak sfenk'si gördük ve piramitlerin alt kapısından çıktık. Piramitlerin hepsini ve sfenks'si gören bir restorana oturduk ve yemek yedik. Ben mumbar ve Davud Paşa köfte diye bir şey yedim :D :D :D Çok da lezzetliydi. Ardından tekrar dışarıya çıktık ve taksiciler ile savaşımız başladı. 200 EGP fiyat çekeni bile gördük... En son yoruldum ve 80 EGP'ye anlaştım. Bu adam dürüst ve düzgün birisiydi. Hiçbir numara çekmeden Tahrir Meydanına götürdü. Bu arada sfenks'in olduğu kapı bölgesi gerçekten çok berbat bir yer. Eğer eşinizle filan gidecekseniz, muhakkak Keops piramidinin olduğu kapıdan girin ve çıkın. Bu taraf pek güvenli gibi durmuyordu.

Tahrir Meydanına geldiğimizde saat 17.00 civarıydı ve iyi ki de dün akşam bize satmaya çalıştıkları, tüm piramitlerin olduğu turu almamışız dedim. Çünkü buraya 2 saat filan yetmez. Yürüyerek gezmeniz ve seyrederek anı yaşamak istiyorsanız 2 saat çok ama çok kısa bir süre. Gerçekten büyük bir yer ve hepsini aynı fotoğraf karesine sokmak için bile 10 - 15 dakika yürümeniz gerekiyor. Taksiden inince otelimize gittik ve biraz dinlendik.

Akşam tekrar acıktık ve otelin bir üst sokağında GAD diye bir restoran vardı. Bu restoranı Hurghada'da görmüştüm ve girmeyi kafaya takmıştım. Burası da bir başka şubesiydi. Yemekler çok lezzetli ve çok ucuz. İçeride bizden başka turist yoktu ve diğer turistik mekanlardaki gibi + vergi + servis ücreti filan almıyorlar. Daha sonra anlayacağım üzere GAD isimli ve konseptli bir sürü restoran var ama hepsinin menüsü aynı değil. Benim gördüğüm en güzel menüsü olan yer burasıydı. '' Biz nereden bulacağız? '' diye soracak olursanız, tıklayın.

Yemeğin ardından tekrar otelimize döndük ve ilk günün yorgunluğuyla yatağıma uzandım. Uzun zamandır hayalini kurduğum piramitleri görmüş olmanın verdiği huzur ve mutlulukla, hemen uyuyakalmışım. Güzel Kahire'yi ertesi gün keşfedecek ve sokaklarında uzun uzun yürüyecektik.

Bir sonra ki yazımda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

16 Aralık 2018 Pazar

Kahire Gezisi - 1

Herkese merhaba,

Sabah erkenden kalktık ve otobüse binmek üzere Hurghada otobüs terminaline gittik. Taksi ücreti olarak 20 EGP dedik.  Go-Bus isimli firmanın saat 08:00 otobüsüyle yolculuğa başladık ve yolculuk 14:30 'da Kahire'de ünlü Tahrir Meydanında son buldu. Yolculuk boyunca her yer çöldü. Çölden başka hiçbir şey yok. Kahire'ye girdiğinizde de sizi eski, yılların tozu üstünde, kum sarısı ve mistik bir şehir karşılıyor. Binalar bizim buradaki eski apartmanlara benziyorlar ama sarı olduğunu düşünün. Şehrin üzerinde bir kum bulutu varmışçasına, hava bile sarı gözüküyor.

Ben böyle şehirleri severim. Nitekim Kahire de hoşuma gitti. Burası fiyat olarak Hurghada'dan çok daha iyiydi. Hurghada'da 1 kutu kolaya 20 EGP öderken, burada gerçek fiyatın 5 EGP olduğunu öğrendim... Hatta şöyle ki, hosteli ararken altında bir büfe gördüm ve benim sevgili ananaslı Schweppes'imi 5 EGP'ye sattı. Akşam yemek yemeye çıktığımızda da yine alacaktım ki başka bir eleman duruyordu ve 20 EGP fiyat çekti. Ben '' sabah 5 EGP'ye aldık, ayıp vallahi. '' dediğimde, eleman özür diledi ve gerçek fiyattan verdi. Bu gerçek fiyatı yakalayınca da sürekli her şeyi oradan almaya başladık. Meğer her şey gayet uygunmuş.

Kahire Tahrir Meydanı ve Sokaklar




Kahire'de kaldığımız yer çok hoşuma gitti diyebilirim. Odadaki duş biraz hayal kırıklığı yaratmış olsa da, lokasyon çok iyiydi. Fakat size tavsiye edebileceğim kadar kaliteli değil. Yine de görmek isterseniz buradan görebilirsiniz. Bu arada burasının fiyatı gerçekten çok uygundu. Odalarımıza yerleştikten sonra hostelin sahibi Zehra ile tur için fiyat almak üzere görüşmeye başladık. İlk olarak taksicilerle savaşmamak adına Giza Piramitlerine bizi götürebilecek bir araç ayarlayıp ayarlayamayacaklarını sordum. Tur sattıklarını ve 3 kişi için 400 EGP'ye Giza Piramitler dahil + Sakkara Piramidi + Memphis + bir piramit daha olmak üzere fiyat verdi. Bana fiyat pahalı ve zaman açısından biraz kısıtlı geldiği için düşünmek istediğimi belirttim. Nil nehrinde botla akşam yemeği yiyebileceğiniz eğlenceli bir organizasyon olduğunu biliyordum. Bunun için fiyat sorduğumda da açık büfe kişi başı 450 EGP fiyat verdiler. Valla 1 yemek ve 2 dansöz görmek için o kadar parayı vermem mümkün değildi. Bu nedenle bunu direkt reddettim. Diğer teklif için önce yemek yiyip, düşünmemiz gerektiğini belirterek hostelden çıktık ve arkadaşlarımı Felfela isimli bir mekana götürdüm.

Burası Kahire'de ünlü bir yer ve yemekler olsun, atmosfer olsun, dizayn olsun çok güzel ve kaliteliydi. Kahire'ye giderseniz, kesinlikle buraya uğramanızı tavsiye ederim. Burada falafel, ful, babaganuş, tahin filan yedik. Bunların hepsi ünlü Mısır yemekleri. Tıka basa doyduk ve kişi başı 200 EGP gibi bir ücret ödedik ama inanın bu yer için değerdi. Sonuçta 1 kere geliyorsunuz ve atmosfer çok iyiydi.

Falafel ( Falafel ne ile yapılır muhabbetini az çok hepiniz biliyorsunuzdur. Mısır'da bakla ile yapılıyor fakat ben nohutlu olanı daha çok beğeniyorum.)


Babaganuş ve Tahin Salatası


Kıymalı Enginar ( Bu çok iyiydi )


Sebze Çorabı 


Felfela'dan çıktık ve Nil Nehrinin kıyısına doğru yürüdük. Köprüden geçtik, bir mekana oturduk ve bir şeyler içip güzel Kahire'yi seyre daldık. Binlerce yılın ağırlığı çöküyor insanın omuzlarına, böyle kadim ve etkileyici bir şehirde bulunuyor olmak, senden önce bu topraklarda binlerce yıldır yaşam olduğunu bilmek ve bu yaşamın kaynağını canlı kanlı önünde akarken görmek, beni derinden etkiledi ve çok hoşuma gitti.

Bu arada arkadaşlarla konuştuk ve otele dönüp Giza Piramidi turuna okey diyebileceğimize, taksicilerle savaşmaya değmeyeceğine karar verdik. Otele döndüğümüzde fiyat 600 EGP olmuş ve aracı da 1 Çinli ile paylaşmak durumunda olduğumuzu öğrenince, benim sinirlerim zıpladı. Almayacağımızı söyledim ve ertesi sabah maceralı bir yolculukla Giza Piramitlerine gitmeye karar verdik.

Odalarımıza çekildik. Hayatımda gördüğümüz en acayip banyoda yıkandım... Acayip çünkü, odanın bir köşesini derme çatma bir duş yapmışlar. Aslında orada duş yokmuş fakat sonradan eklenmiş :D :D Böyle tuhaf bir yer işte Mısır. Biraz Hindistan gibi ama değil gibi de. Uzun ve yorucu bir günün ardından, korna sesleri eşliğinde, sevgili Kahiremde uykuya daldım. Ertesi gün için çok heyecanlıydım. Mısır'a gelmemdeki amaçlardan bir tanesini daha tamamlayacaktım ve Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde '' Üçü beraber Kaf Dağı gibidir. '' dediği güzellikleri görecek, ayağını bastığı topraklara ayak basacaktım.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

2 Aralık 2018 Pazar

Luksor Gezisi

Herkese merhaba,

Bir gün önce satın aldığımız Luksor Turu için 04:30 civarında otelimizin önünde otobüsle aldılar. Az gittik, uz gittik, çölleri aşıp, düz gittik ve 4 saatlik bir yolculuğun ardından, Luksor şehrine giriş yaptık. Şehre giderken yanımızda küçük bir nehir vardı ve bu nehri görünce Nil Nehri zannederek; '' Nil Nehri dedikleri bu küçücük nehir mi yahu?'' diye içimden geçirmiştim. Sonra bu nehrin üzerinden geçtik ve ileride devasa genişlikte bir nehir görünce, ne kadar yanıldığımı anladım. :D :D Bereketli Nil dedikleri olsa olsa bu nehir olabilirdi. Onca çöl geçtikten sonra nehrin etrafı yemyeşildi.

Belgesellerden izlediğim, antik Mısır İmparatorluğunun nasıl geliştiğinin kanıtı, karşımda akıp gidiyordu.  Öyle etkileyici bir nehir ki; 6600 km'den fazla uzunluğu ve 9 ülkeden geçiyor olması insanı hayrete düşürüyor.

Bu şehirde ilk durağımız, dünyanın en büyük tapınağı olan Karnak Tapınağına ulaştık. Karnak Tapınağının yapımı bile 2000 yıl kadar sürmüş. Çünkü her gelen firavun, bu tapınağa bir şeyler ekletmiş. Bu bastığım topraklara benden önce milyonlarca insanın bastığı, tarihin tozlu sayfalarındaki tozların arasında yürüdüğümü düşündükçe, hayranlıkla gezindim durdum. Tapınağın ilk kısmı, sütunların olduğu kısım çok etkileyici ve görkemliydi. Buraya Hipostil Salonu deniyor. Burası antik Mısır'da taç giyme törenleri için kullanılan bir yermiş ve sadece firavunlar bu sütunların arasından geçebiliyorlarmış. Buraya gelmemde ki asıl amaçlardan bir tanesi, bu salonu görmek için duyduğum meraktı. Aldığımız tura tapınak girişi dahildi ama kendiniz gitmek isterseniz diye, giriş ücreti 120 EGP 'idi.

Karnak Tapınağı






Yine tura dahil olan öğle yemeğini yemek üzere bir mekana gittik. Mekana giderken Nil Nehri üzerinde teknelere bindik ve kısa bir yolculuk yaptık. Mekanda her şey açık büfeydi ve benim en çok beğendiğim şey, kızartılmış balık oldu. Balığın ismini bilmiyorum ama Nil Nehrinden tutuluyormuş ve muhteşem bir tadı vardı. Yemek yerken masamızdaki ve bizim turdan olan Sırp çift ile muhabbet etmeye başladık. Malum bazı tatlılarımız Mısır'da da var. Çocuk kadayıf yerken; '' Siz Türklerin kadayıfı daha güzel oluyor ve yanında da beyaz bir şey veriyorsunuz. Çok lezzetli! '' diyince, nereden bildiğini sordum. Meğer Belgrad'da çok ünlü bir restoranda çalışıyormuş, bu nedenle yemeklere karşı özel bir ilgisi varmış. Ben de laf olsun diye '' Hangi restoran? '' diye sordum. Çocuk Lovac dediğinde çok şaşırdım. Belgrad seyahatime ilişkin yazıları okuduysanız; buradaki yazımda, bu restorana gittiğimden bahsetmiştim. :D :D Ben de o restorana gittiğimi ve yemeklerinin çok iyi olduğunu söylediğimde, çocukla güzel bir muhabbetimiz oldu. Eşi hamileymiş ve çocuk doğmadan önce birlikte bir seyahate çıkmak istemişler. Tatlı bir çiftti vesselam. Dünya küçük, kiminle nerede, ne zaman karşılaşacağınızı hiç bilemiyorsunuz.

Bu güzel rastlantının ardından, otobüse tekrar bindik ve Anıtkabir mimarının, Anıtkabir'i tasarlarken esinlendiğinin söylendiği Hatşepsut Tapınağına gittik. Hatşepsut, Mısır'ın tek kadın firavunuymuş ve 22 yıl boyunca hüküm sürmüş. Firavun olduktan sonra takma sakal kullanmaya başlamış ve kadın kıyafetlerini terk etmiş. Bazı tarihçiler, Mısır'ın altın çağını bu dönemde yaşadığından bahsetmekteler. Krallar Vadisinde bulunan bu tapınağı ziyaret ettikten sonra, asıl mezar odalarının olduğu kısma doğru yola çıktık. İsminden de anlaşılacağı gibi burada hanedana mensup onlarca kişinin mezarları bulunuyor. Bu mezarların özelliği, günümüzde canlı bir şekilde ve renkli olarak görebileceğiniz, formu bozulmadan kalan az tarihi kalıntılardan bazılarının burada bulunması. İçeride fotoğraf ve video çekmek kesinlikle yasaktı. Ben bu gibi yerlerde kesinlikle fotoğraf çekmem. Fakat bir arkadaşım çekmiş... Onun için aşağıda 1 fotoğraf paylaşacağım. Bu eski mezar odalarının içi çok acayip ve keskin küf gibi ağır bir kokusu var. İçeride uzun süre durmak insanın hafiften midesini bulandırabiliyor. Hem Krallar Vadisi, hem de Hatşepsut Tapınağının giriş ücretleri ayrı ayrı 80 EGP'idi. Biz herhangi bir şey ödemedik. Bu fiyatlar da tura dahildi.

Hatşepsut Tapınağı


Tapınakta ismimin harflerinin gözüktüğü bir hiyeroglif yazısına denk geldim.


Krallar Vadisi Mezar Odasının İçi


Krallar Vadisinden sonra Memmon Heykellerine gidildi. Artık tarih görmeye doyduğum için, otobüsten inmedim bile... Gittiğimiz dönemde hava 40 derece civarındaydı. Doymamın sebeplerinden birisi de buydu. Ayrıca burası sadece fotoğraf çekilen bir yer... Pek ilgimi çektiğini söyleyemeyeceğim. Burasının ardından tekrar Nil Nehrinin kıyısına gittik ve teknelere binip nehirde tur attık. Daha sonra bir adada tekneden indik ve adada yetiştiği söylenen ama dışarıdan kasalarla taşındığını gördüğümüz meyveleri yedik :D :D :D Bazı meyveler dışarıdan geliyordu ama hayatımda ilk defa bu adada muz ağacı gördüm. Sonra tekrar dönüş yolculuğuna geçtik.

Adadaki Muz Tarlası


4 saatlik yolculuğun ardından tekrar otelin önüne bıraktılar ve arkadaşımızın 1 tanesi işleri nedeniyle, İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Valla iğrenç bir durum. İş denen şey, hayatımızı idame ettirebilmek adına çalıştığımız ve ömrümüzün bir kısmını satarak ücret aldığımız bir uğraşı diye özetleyebiliriz. İş için insanın tatilini yarıda kesmek zorunda kalması çok tuhaf bir durum. Umarım hiç birimizin başına böyle bir durum gelmez. Arkadaşımızı uçağa yolcu ettik ve yarın yola çıkacağımız için, sabah kahvaltılık bir şeyler almak amacıyla marketten alışveriş yaptık.

Ertesi gün Kahire'ye doğru yola çıkacaktık. Bu şehirde, merakla beklediğim Giza Piramitlerini görecektim. Filmlere, kitaplara ve efsanelere konu olmuş bu muhteşem yapıları görmek için aşmam gereken bir çöl vardı. Gerekirse bu çölü develerle bile aşabilirdim ama otobüs bileti aldığım için, otobüs ile aşacaktım. Uyumadan önce bir müzik açtım ve hayallerle uykuya daldım.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

24 Kasım 2018 Cumartesi

Hurghada Gezisi

Herkese merhaba,

En son seyahatimde Mısır'a gittim. Çok güzel bir ülke ve gerçekten ummadığım kadar hoşuma gittiğini belirtmeliyim. İnternette onlarca yazı okudum. Bir çoğu Mısır'ı kötülüyordu. Tabi bu durum ne beklediğinize bağlı olarak değişebilir. Mesela piramitlerin çölün ortasında olduğunu zannediyorsanız, gerçekler sizin için büyük bir hayal kırıklığı yaratabilir. Bu gibi nedenlerden ötürü gitmeden önce okuyup araştırmakta fayda var. Bilet alıp hadi ben gidiyorumla, biraz sıkıntı yaşarsınız.

İlk durağım, uçak bileti fiyatlarının çok ucuz olması nedeniyle Hurghada oldu. Bileti alırken ikilemde kalmıştım lakin Hurghada'yı görünce '' iyi ki de gelmişim.'' dedim. Muhteşem bir denize ve deniz altı görseline şahit oluyorsunuz. Rengarenk balıklar ve onlarca çeşit deniz canlısı görülmeye değer. Tamam tamam anlatmaya başlıyorum.

İstanbul'dan bindiğimiz uçakla 3,5 saat süren yolculuğun ardından Hurghada'ya indik. Mısır ile Türkiye arasında 1 saat fark var. Biz 1 saat ilerideyiz. Hurghada'ya indiğimizde saat 00.15'di. Bu arada uçakta size bir kart veriyorlar. Uçakta bunu doldurun, çünkü pasaport polisleri bunu doldurmadan sizi ülkeye almazlar. Bir çok insan doldurmadığı için kuyrukta beklerken, biz hızlıca geçebildik. Bu arada sağa sola baktım ve döviz bürosu göremedim ya da hepsi kapalıydı. Neyse uber çağırmak durumunda kaldık. Bir çok taksici geldi ve dolar kabul ediyorlardı ama ilk yolculuk olması sebebiyle, pek güvenmememiz gerektiğini okuduğum ve sonradan tecrübe edindiğim taksicileri tercih etmedim. Uber ile şehir merkezine ulaşım 5 Dolar tutuyor. Ülkenin para birimi Mısır Pound'u. Bundan sonra yazacağım fiyatlarda pound geçerse anlayın ki Mısır Pound'undan bahsediyorum.

Otelimize ulaştık ve odalarımıza girip güzel bir uyku çektik. Sabah kalktık ve şehri keşfetmek için dışarı çıktığımızda her yerin kapalı olduğunu gördük. Döviz bozdurmak için bankamatiklere gittiğimizde de bozduramadık... Bankamatikler sınırlı miktarda dolar bozabiliyordu. Biz de bankamatik kartlarımızdan direkt olarak pound çektik. En güzeli ve kolayı buydu. Zaten bozdurmak için vereceğiniz komisyon, bankaya ödeyeceğiniz komisyon ile neredeyse kafa kafaya geliyor. Onun için hiç uğraşmaya gerek olmadığını düşündük. Ben EnPara'nın bankamatik kartını kullanıyorum. Yurt dışından para çekmek için 2,5 Dolar masraf alınıyor. Bunun dışında ekstra masraf almıyorlar ve bankamı çok da seviyorum. Paramızı çektikten sonra kahvaltı etmek için dışarıya çıktık. Gözleme tarzı kahvaltılık satan küçük bir dükkan gördük ve kişi başı 10 Pound'a kahvaltı işimizi hallettik. Yani 3,5 TL...

Ardından otelimizin karşısında bulunan Bella Vista Otel'e gittik ve buradan tekne turu ile Luksor Turu satın almak istedik. Çünkü gittiğimiz gün Cumartesiydi ve her yer kapalıydı. Öğle vaktine kadar açılmayınca da en yakın otelin tur ofisine gidip fiyat almaya karar verdik. 3 saatlik özel tekne kiralama bedeli olarak kişi başı 30 Dolara anlaştık. Ayrıca ertesi gün için, ülkeye gelme sebeplerimden birisi olan Karnak Tapınağının bulunduğu şehir Luksor'a tur satın aldık. Her şey dahil kişi başı 45 Dolar ödedik. Luksor gezisi detaylarını ilgili yazıda paylaşacağım.

Biz 4 kişiydik ve tekne biz nereye istersek oraya gidecekti. Soğuk içecekler ve şnorkel ile dalış ücrete dahil. Zaten bahsettiğim muhteşem deniz manzaralarına şnorkel ile şahit olabiliyorsunuz. İlla denizin altına dalmaya gerek yok.

Tekne gelmeden 1 saat önce gittik ve otelin plajında arkadaşlarım denize girdiler. Ben pek denize girmeyi sevmediğim için muhteşem manzarayı izledim. Ardından teknemiz sahile yanaştı ve teknemize atladık. Bir süre ilerledikten sonra Giftun Adası açıklarında bir yerde durduk ve arkadaşlarım denize girdiler. Teknenin ortasında denizin altını görebileceğiniz camdan bir bölme var. Ben manzarayı izleyerek uzandım ve keyif yaptım. Burada 1 saat kaldıktan sonra, farklı bir lokasyona gittik ve orada da takıldık. Ardından Hurghada kıyılarını gezmeye başladık. Güneş batarken, muhteşem Hurghada denizinde ilerlemek ayrı bir keyifti.

Hurghada Denizi





Bu arada küçük bir hatırlatma; hani şu soğuk içecekler var ya, onlar cam şişede ve teknede açacak yoktu... Kaptanımız ağzı ile kapağı açıp bize ikram etti. Evet hepimiz içtik!

Karaya indikten sonra bir rahatlama hissi geliyor ve bunca güzelliğe şahit olmanın verdiği huzurla gevşiyorsunuz. Herkes duşunu aldı ve akşam yemeklerimizi yemek üzere ana caddede yürümeye başladık. Gad isimli bir restoran gördük ben şavarma ( sebzeli dönere verdikleri isim ) yemek istiyordum. Arkadaşlarımız da Koşeri isimli milli yemeklerinden yemek istediler. Tabi ki onlar kazandı. 3'e 1 ne yapabilirdim ki! Yol üzerinden GoBus isimli otobüs firmasından 2 gün sonrasına Kahire bileti aldık. Gidiş Dönüş 350 Pound ödedik. İnternetten baktığımda 400 gözüküyordu... Ofisten almakta fayda var.

Koşeri satılan yere gittik ve fiyatlar gerçekten uygundu. Koşeri'nin içinde ne mi var? Sıkı durun sayıyorum; pirinç pilavı, mercimek, nohut, makarna, soğan ve domates sos... Karbonhidrat bombası... Çok yemeyin mideniz alışık olmadığı için değişik tepkiler verebiliyor. Bu arada gider gitmez içeceğiniz ilk şey Schweppes Malt - Ananas olsun. Bir içecek insanın aklını başından ne kadar alabilirse, bu benim aklımı başımdan o kadar aldı. Birisi ağzımın içinde araştırma yapmış da, benim için en mükemmel içeceği üretmiş gibi bir tat. Ben buna ba-yıl-dım. Kesinlikle denemenizi öneririm. Yani ben çok sevdim. Altı üstü içecek, bu kadar abartma diyebilirsiniz ama cidden harikaydı. O kadar beğendim ki, seyahat boyunca her gün en az 3-4 kutu içtim.

Otelimizin yakınlarında bir market vardı. Burası çok pahalı bir marketmiş. Fakat biz ilk gün o marketin sadece turistleri kazıklamak için açılmış bir market olduğunu bilmiyorduk. Bunu Kahire'de bakkallardan alışveriş yaparken öğrenecektik... Tur için bizi gece 04:30 civarında alacakları için kahvaltılık bir şeyler aldık ve otele gittik. Ekmek aralarımızı hazırladık ve teknenin sallantısıyla yataklarımıza uzandık, mışıl mışıl bir uykuya daldık

İlk gün çok güzel geçti ve beklediğimden daha iyiydi diyebilirim. Mısır ilk günden beni şaşırtmıştı. Zaten uzun bir süredir hayallerimi süsleyen bu ülkeye gelmiş olmanın verdiği mutluluk, beklenmedik güzellikler sebebiyle daha da arttı. Bir sonra ki yazıda Antik Mısır Uygarlığının kadim tarihine yolculuk ettiğimiz Luksor şehrini anlatacağım.

Tekrar görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

29 Ekim 2018 Pazartesi

Mısır Vizesi Nasıl Alınır?

Herkese merhaba,

Kısa bir süre önce Mısır seyahatimi tamamladım ve ülkeye döndüm. İlk olarak vize süreci ve evrakı hakkında bilgi vermek istiyorum. Mısır'a gitmeyi düşünen arkadaşlar için turistik vize alınması hususunda 2018 yılına ait en güncel bilgileri paylaşacağım. Vize evrakı konusunda internette onlarca blog yazısı var ve gereksiz evrak yazanları bile gördüm.


Turistik vize almak için öncelikle evrak basit ve toparlanması zaman almıyor. Fakat vizenin çıkması sürecinde ve pasaport teslimi v.b gibi durumlar bir hayli uzun sürüyor. Başlıyoruz :D

Öncelikle ben vize başvurumu Mısır Arap Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğundan yaptım. Turistik vize için talep edilen evrak '' çalışanlar '' için;

- Vize Başvuru Formu ( Bu formu gitmeden önce muhakkak doldurun ve resminizi yapıştırın )

- Pasaport aslı ve fotokopisi ( aslını ilk başvuru aşamasında konsolosluğa teslim etmiyorsunuz ama yanınızda bulunsun )

- 2 adet beyaz fon üzerine biyometrik fotoğraf ( 1 adet fotoğraf başvuru formuna yapıştırılacak, diğeri ise vizeniz onaylandıktan sonra konsolosluğa verilecek )

- 2 adet T.C Kimlik fotokopisi ( Ben 1 adet götürmüştüm. Tam kapıdan girerken 2 adet gerektiğini söylediler... Boşu boşuna zaman kaybettim. )

- Uçak bileti ve otel rezervasyonları

- Çalışanlar için çalıştığı kurumun antetli kağıdına yazılı, gidiş geliş tarihleri ve seyahat amacını belirten imzalı ve kaşeli bir yazı ( Türkçe de kabul ediliyor )

Görüldüğü üzere evrak çok basit ve toplaması kolay. Herhangi bir sgk kaydı v.b belge talep edilmiyor. Öncelikle pasaport ve 1 adet fotoğraf hariç tüm evrakı teslim ediyorsunuz. Başvurunuzun onaylanmasının ardından size mail geliyor. Mail gelmesi 1-2 ay'ı bulabiliyor. Bu süreç biraz uzun...

Başvurunuzun onaylandığına dair mail gelince, pasaport ve 1 adet fotoğraf ile vize ücretini ödemek üzere tekrar konsolosluğa gidiyorsunuz. Gittiğim dönemde VİZE ÜCRETİ İÇİN 170 TL ödedim. Pasaportunuzu teslim etmenizin ardından size bir kağıt veriyorlar ve 3 gün sonra bu kağıt ile konsolosluktan vizenizin basılı bulunduğu pasaportunuzu teslim alabiliyorsunuz.

1 vize için 3 kere konsolosluğa gitmeniz gerekiyor. Evet biraz saçma...

Başvuruyu isterseniz şahsen yapmayabilirsiniz. Başkası sizin adınıza da başvuru yapabilir. A4 kağıda ilgili kişinin sizin adınıza başvuru yapabileceğini belirtir bir yazı yazmanız yeterli olacaktır. Biz 6 kişi gidecektik ve başvuruyu bir arkadaşımız, pasaport teslimlerini başka bir arkadaşımız, pasaportların alımını başka bir arkadaşımız gerçekleştirdi. Sadece başvuru aşamasındaki kişiye bu yazıyı vermeniz yeterli, çünkü diğer aşamalarında böyle bir kağıt sormuyorlar.

Biz vizemizi 1 ay gibi bir sürede aldık. Vize almak işsizseniz çok zor çünkü son 3 aya ait, hesabınızda her ay en az 10.000 TL bulunan hesap dökümü talep ediyorlar. Vize olayını halletmenizin ardından Mısır yolları sizi bekler. Muhteşem bir ülke ve sizi çok güzel sürprizler bekliyor.

Evet taksicilerle bu ülkede de savaş veriyorsunuz. Aklınıza gelmeyecek onlarca şekilde sizi dolandırmaya çalışıyorlar ama zevkli olan kısımda bu ya :D :D

Konsolosluğu aramak isterseniz (212) 324 21 33 nolu numaradan ulaşabilirsiniz. En son aradığımda vize evrakını telesekreter'e de eklemişlerdi. Fakat ilk aşamada evrakı öğrenmek için bile resmen sürünmüştüm. Çünkü hiçbir yerde doğru düzgün evrak yazmıyordu. Ben de en mantıklı gözükenleri hazırlayıp gitmiştim.

Kendinizi çok kasmanıza gerek yok. Evet vize almak biraz zaman alacak ama gittiğinize değecek. Bereketli Nil'i görmek, etkileyici tapınakları ziyaret etmek ve muhteşem güzellikteki Giza Piramitlerine sırtınızı dayayıp bir şeyler içmek, size her şeyi unutturacak.

Mısır yazı dizisinde görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

14 Ekim 2018 Pazar

Delhi Gezisi

Herkese merhaba,

Son günümüzü ülkenin başkentine ayırmıştım ve gezilecek bir çok yer vardı. İlk olarak otelden çıktık ve ülkenin bağımsızlığını elde ettiği yer olan Red Fort'a gittik. Red Fort'u gördükten sonra rikşa ile eski Delhi sokaklarını gezdik ve bizi Raj Ghat'a bıraktı. Yani Mahatma Ghandi'nin son yolculuğuna uğurlandığı yere bıraktı. 1 saat rikşa gezintisi için 200 Rupi ödedik. Rikşa da ne diyecek olursanız, arkada sizin oturduğunuz ve sizi çeken bir bisikletlinin olduğu bir çeşit ulaşım aracı diye özetleyebiliriz. 

Ben bu tarz şeylere karşıyım fakat adam o kadar ısrar etti ki, kabul etmek zorunda kaldım. 3 kişiyi 1 saat boyunca pedallayarak çekmek, inanın çekilir çile değil! Ben binmesem para kazanamayacak... Tuhaf bir durum yani. Her şeye rağmen güzel bir seyahatti. Raj Ghat'a gittik ve Mahatma Ghandi'ye böyle rengarenk bir ülkeyi özgürlüğüne kavuşturduğu için saygılarımızı sunduk. 

Red Fort


Raj Ghat


Raj Ghat'ın ardından Delhi'nin en ünlü tapınaklarından olan Askhardam'a gittik. Ben yapıyı beğendim. Modern ve eski görünümlü bir tapınak. Bahçesinde oturup biraz dinlendik ve tüm Hintlilerle birlikte yerlere uzandık :D :D İçimdeki Hintli dışarı çıktı sanırım... Tapınak, bir kompleks ve içinde yemek yenebilecek yerler de var. Hem çok ucuz hem de her şey vejetaryen ürünü. Arkadaşımın bir tanesi tavuk var mı? diye sorunca Hintlilerin nefret dolu bakışlarını ilk kez görmüş oldum :D :D :D Millet yiyeceklerden 1 adet alırken biz 3 kişi ne yiyecek varsa hepsini denemek adına 3-4 adet aldık :D :D Masayı donattık. Krallar gibi yedik. Ucuz olmasının da büyük etkisi var ... Malum cebimizdeki son rupileri harcıyorduk. Burada fotoğraf çekmek yasak olduğu için, maalesef foto yok.

Tapınaktan sonra şehrin merkezine metro ile gitme kararı aldık. Gayet hoş ve güzel bir metro sistemleri olduğunu belirtmeliyim. Bilet fiyatı 30 Rupi. Metro ile Rajiv Chowk isimli durakta indik. Burası Delhi'nin kalbi diyebiliriz. Metrodan çıkmak için çok uğraştık. Çıktığımızda ise bambaşka bir dünya ile karşılaştık. Bir anda acayip temiz bir yere çıktık. Yapılar filan sanki Avrupa'daymış gibi bir hal aldı. Hayret içinde dükkanları geze geze ilerlerken ileride bir ara gördük, arka sokağı pislik götürüyordu. Valla içim rahat etti. Bir an başka ülkeye ışınlandık zannetmiştim. Adamlar sadece bir caddeyi almışlar ve film stüdyosu gibi farklı bir dünya yaratmışlar. Burada biraz alışveriş yaptık ve taksi ile otelimize geçtik. Uçağımız sabaha karşı olduğu için otelde biraz dinlendik ve uyuduk. 

Havalimanına giderken, 2 haftadır gördükleri karşısında sesi soluğu kesilen arkadaşım bir anda canlanıverdi. Enerji patlaması yaşadı. Ülkeye dönünce et yiyeceği için mendil olsa halaya kalkacaktı :D :D Adam et yemeyi özledi... Valla ne diyeyim bende çok etçi değilimdir ama benim bile artık yavaştan canım et çekmeye başlamıştı. Gece 03:00 civarı uber bulmak konusunda hiç sıkıntı yaşamadık. Tekrar söylüyorum; büyük şehirlerdeyseniz, muhakkak ulaşımı uber ile halledin. Çünkü çok ucuz. Şehir merkezinden havalimanına gitmek için 250 Rupi ücret ödedik. Havalimanına ulaştık, uçağımızı bulduk ve bir başka yolculuğun daha sonuna ulaştık. 

Uçağın tekerlekleri İstanbul pistine değdiğinde, ne ben eski bendim, ne de arkadaşlarım eskiden oldukları kişilerdi. Bir seyahat insanı ne kadar değiştirirse, bizi de bu seyahat o kadar değiştirmişti. Belki ülkemiz umduğunuz kadar ''medeni'' olmayabilir, bir çok yönden de eksiği olabilir. Siyasi olarak sizi had safhada hayal kırıklığına da uğratıyor olabilir. Kendinizi buraya ait hissetmeyebilirsiniz. Daha medeni insanların olduğu, o filmlerdeki dünyalarda yaşamak istiyor da olabilirsiniz. Unutmayın ki beterin beteri var. Başında bir çatı varsa, ''ne yiyeceğim?'' sorusunu aç kaldığın için değil de yemek seçmek için soruyorsan, istediğin şeyleri arada sırada da olsa alabiliyorsan, durumunun kötü olduğunu düşünme. Her zaman daha iyisi vardır. Her zaman daha güzeli vardır. İnsan doyumsuz bir varlıktır. Bugün deli gibi istediği şeyden, 2 gün sonra sıkılabilir. Her şey değişir, değişmeyen tek şey senin doyumsuzluğun ise suçu başkalarına atma, aynaya bak! Orada gördüğün kişi bu mutsuzluğunun suçlusu, değiştir kendini. Bunun için en iyi yol, güvenli alanını terk etmektir. Rahatını boz, yeni şeyler öğrenmekten korkma, yola çık, umduğun kadar masraflı bir şey değil. Gerçekten kendin için bir şeyler yapmak istiyorsan, mutlu olmak istiyorsan, mutsuzluğu iyi anlaman gerekir. Mutsuz olmak çok kolay, sürekli olarak diğer insanların hayatlarına imrenerek bak, hiç bir şey öğrenmeye çalışma, kendine değer verme ve bir şeyler katma. Kendine acı ama acıdığını bile göreme, bunların hepsini unutmak için; iç, iç, daha da iç! Ayılınca yine hatırla, yine mutsuz ol, yine iç... İçinde kendi yarattığın boşlukta boğul, boğul... Yazarken bile sıkıldım. 

İnsan mutsuz olmak için bu kadar uğraşır mı? Uğraşmaz, uğraşmamalı da. Evindeki musluktan temiz su akıyor. Hiç düşündün mü dünyada kaç kişi bu şansa sahip? 1 tuşa basıyorsun ve ısınıyorsun, yine 1 tuş elektrikli aletleri açıp kapatmak ve 1 tıkla dünyaya erişiyorsun. Çok basit geliyor bunlar değil mi? Bunlara zaten herkes sahip mi zannediyorsun? Mutlu olmak için nedenler gözlerinin önünde ama sen mutsuzluk için çok çabalıyorsun. Çabanı farklı alanlara yönelt ve üretmeye, bir şeyler öğrenmeye çalış. Belki rahatsız olduğun bu siyasi, ekonomik, kültürel düzende bir farklılık yaratabilirsin. 1 kişiden bir şey olmaz deme. 1 kişi dünyayı değiştirir. Hepimiz gayet iyi biliyoruz ki, bu içimizden birisi olabilir. Neden sen olmayasın ki? Megalomanyak ol demiyorum, kendine biraz değer ver ve mutlu ol diyorum. 

Kısa bir süre sonra Mısır'a gidiyorum. Mısır'dan döndüğümde yazıları paylaşmaya başlayacağım. Yepyeni bir yazı dizisine başlayacağız. Bakalım bu seyahatte ne maceralar yaşayacağım. 

Bir sonra ki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

29 Eylül 2018 Cumartesi

Jodhpur Gezisi - 2

Herkese merhaba,

Sabah erkenden kalktık ve kahvaltının ardından kaleye doğru çıkmaya başladık. Mehrangarh Kalesi hayatımda gördüğüm en güzel kale diyebilirim. Gerçekten muhteşem bir mimari ve etkileyici bir tarihi var. Kale 1460 yılında inşa edilmiş ve tarih boyunca hiç fethedilememiş. Dışarıdan ayrı bir güzelliği var içeriden ayrı bir güzelliği var. Jodhpur'a gelme amacım zaten bu kaleyi görmekti ve kalenin içine girince, burayı rotama katmakla ne kadar doğru bir karar verdiğimi bir kez daha anlamıştım. Kaleye giriş ücreti 600 Rupi ve kale tarihini anlatan ses cihazı da veriyorlar. Gezdiğiniz yerlerin tarihte ne amaçla kullanıldığı ve tüm detayları dinleyebiliyorsunuz. Kale görsel olarak çok hoşuma gitmişti. Tarihini dinleyince daha da etkilendim. Ağzım açık bir şekilde kaleyi gezdiğimi belirtmekte fayda var :D :D

Mehrangarh Kalesi















Kale Girişinden Video :)




Kalenin ön kapısından girip arka kapısından çıktık ve yaklaşık olarak 4 -5 saat kadar kale içinde dolaştık. Büyük bir kale ve içinde de bir çok tarihi eşya var. Bu sebeple dolaşmak uzun sürüyor ve gerçekten keyifliydi. Arka kapı Jhankar Restorant'ın olduğu yere iniyordu ve buraya gelmişken, oturup bir şeyler içtik.

Saat kulesinin etrafındaki pazarlarda biraz dolaştık ve otelimize doğru yola koyulduk. Akşama yine trenler bizi bekliyordu ve Hindistan'ın başkenti olan Delhi'ye gidecektik. Bu seyahatte son durağımız Delhi şehri olacaktı ve böyle güzel sessiz bir şehir bulduktan sonra, o kıyametin içine tekrar girme konusunda pek hevesli değildim. :D :D Lakin her şeyin bir sonu var değil mi? Ne kadar seversen sev, sevdalar bitiyor. Ne kadar iyi anlaşırsan anlaş, dostluklar eskisi gibi kalmıyor, form değiştiriyor ve bitiyor. Okul bitiyor, iş bitiyor. Gün geliyor hayat bile bitiyor. Onun için elindekinin değerini bileceksin ve her şeyin elindeyken tadını çıkaracaksın. Daha sonra dönüp geriye baktığında boşa pişmanlık yaşamamak adına, keyfini çıkarmak gerekiyor hayatın. Biz de bu son saatlerimizi şehrin sokaklarında gezerek ve şehri iyice özümseyerek geçirdik.

Otelimize giderken yol üzerinde bir mekana girdik ve arkadaşlarım thali söyledi ben de Nergis Köfte söyledim. Thaliler ve köfte gerçekten muhteşemdi. Mekan da harikaydı. Tipik Hindistan sahnesi yaşıyorsunuz. Saçma sapan bir sokakta ilerlerken karşınıza bir resotran çıkıyor ve restorana girdiğinizde ortam değişiveriyor ve kendinizi acayip lüks, hoş bir yerde buluyorsunuz. Bu ülke algılarınızı alt üst ediyor. Nergis Köfte, bir çeşit bezelye köftesi ve tadı gerçekten güzeldi. Yemeklerimizi yedik, otelimize gidip çantalarımızı aldık.

Trenimiz saat 19:45'de hareket edecekti. İstasyona 1 saat önce filan vardık. Biz son trenimizin önünde beklerken, arkadaşım ileride ayakta etrafı izliyordu. Bir Hintli gelip kendisine Hintçe yol tarifi sordu. Bizimki şok oldu, 1-2 saniye sonra istasyonda olaya şahit olan herkes koptu. Diğer Hintliler, soru soran arkadaşa; soru sorduğu kişinin Hintli olmadığını açıkladılar. :D :D İşin tuhaf tarafı, aynı arkadaşa İran'da da farsça yol tarifi sormuşlardı. Ne kadar evrensel bir siması varsa, her gittiği ülkeye uyum sağlayabiliyor. Her zaman olduğu gibi yine bir kaç kişi fotoğraf çektirmeye geldi. Kırmadık gençleri, imza da verdik. :D :D

Ardından trenimize bindik. Yataklarımıza uzandık ve son şehrimize doğru yola koyulduk. Hindistan'a gidecekseniz, muhakkak tren ile yolculuk yapmalısınız. Bu konuda ısrar ediyorum. Gayet güvenli ve rahat. Küçük bir tavsiye, her zaman yataklı vagonda alt yatağı almaya çalışın. Çünkü oturup kalkması v.b her şey daha kolay oluyor. Sabah 07:00 civarı Delhi sınırlarına girdik. Girdiğimiz andan itibaren, çöpler her yerdeydi. Gittiğimiz diğer şehirler temizmiş... Delhi gördüğüm en pis şehirlerden bir tanesiydi. Trenden indik ve çantalarımızı bırakmak için otele doğru yola koyulduk. Uçağımız sabaha karşı olmasına rağmen, hem çantaları bırakmak hem de biraz olsun uyuyabilmek adına oda tutmuştuk.

Bugün son günümüz olacaktı. Mumbai'de Ghandi'nin doğduğu yeri görmüştük. Burada ise ebedi yolculuğa uğurlandığı, yakıldığı yeri ziyaret edecektik. Bir sonra ki yazımda Delhi'de ki son günümüzü yazacağım ve Hindistan yazıları böylece son bulacak. Lakin kısa bir süre içinde Mısır'a seyahat edeceğim ve ihtişamlı Mısır medeniyetinin doğduğu, ilk Türk İslam devletinin kurulduğu toprakları görme şansına erişeceğim. Bu seyahate ilişkin yazılarda seyahatten sonra sitede yerini alacak.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

Kahire Gezisi - 2

Herkese merhaba, Güzel Kahire'de yeni bir güne uyandık ve bu şehri gerçekten çok beğenmiştim. Belki siz beğenmeyebilirsiniz ama ben bu...