27 Şubat 2016 Cumartesi

Belgrad Gezisi - 2

Ertesi sabah uyandığımda aklımda börek vardı. İlk gün gezerken gözüme çarpan börekçiye doğru harekete geçtik. Börekleri çok güzeldi ve fiyatı da çok uygundu. Aşağıdaki tabağa ve içeceğe 6,5 TL ödedim. Daha önce de bahsettiğim gibi yemeklerimiz birbirine çok benziyor. Aç kalmanız mümkün değil :D

Börekçimiz




Arkadaşlarımızı otelden aldıktan sonra yola koyulduk. Bugün St. Mark Kilisesi, Nikola Tesla Müzesi ve Aziz Sava Katedralini gezmeyi planlamıştım. Acıktığımızda ise geyik eti yiyebileceğimiz bir yer olan Lovac Restoran'a gidecektik.

Ara sokaklardan yürüyerek St. Mark Kilisesine ulaştık. St. Mark Kilisesi, Parlamento Binasına ve Tasmajdan Park'ın çok yakınında bulunuyor. Yani her yere yürüyebilirsiniz. St. Mark Kilisesi, çok muhteşemdi diyemeyeceğim :) Bizans mimarisinin canlandırılması için yapılmış bir kilise olması sebebiyle önem arz ediyor. Mimari olarak, şehirde bulunan diğer yapılardan farklı olması sebebiyle dikkat çekiyor. Belgrad şehrinde görmeniz gereken yerler listesinde muhakkak bulunması lazım!

St. Mark Kilisesi ve Tasmajdan Park




Kiliseyi ziyaret ettikten sonra Tasmajdan Parkın içinden yürüyerek, 2 sokak aşağıda bulunan Nikola Tesla Müzesine doğru yola çıktık. Ben müzeyi çok beğendiğimi söylemeliyim. Günümüzde yer alan bir çok teknolojinin mucidi olan Nikola Tesla'yı daha yakından tanıyabilmek, icatlarının küçük ölçekli modellerini görmek çok aydınlatıcı bir deneyim oluyor. Yaşamış olduğu haksızlıkları tekrar hatırlamak ve bu denli önemli bir insanın hayatının son buluş biçimi canınızı tekrar tekrar sıkacak olsa da muhakkak gidin. Nikola Tesla hakkında onlarca şey yazabilirim. İnsanlar maalesef ki kendisini tanımıyor. Dünyaya ne denli katkıları olduğunu bilmiyorlar. Ayrıca müzenin içerisinde Tesla Bobini olarak bilinen, döneminin en muhteşem icatlarından birisini görebilirsiniz. Hiçbir kablo bağlantısı olmadan veya herhangi bir yere temas etmeden, elinizdeki floresan lambaların yandığını gördüğünüzde ne denli çağının ilerisinde bir adam olduğunu anlayabilirsiniz...

Nikola Tesla Müzesi


Bu zevkli müze ziyaretinin ardından rotamızı Aziz Sava Katedraline doğru çevirdik. Katedral 1595 yılında, Osmanlı paşası Sinan Paşa tarafından yaptırılmış. Biz gittiğimizde bakımdaydı. İçine girdiğimizde tam bir hüsran ile karşılaştık. Neyse ki, dışarıdan da oldukça etkileyici bir yapı olduğunu söyleyebilirim. Şahsi görüşüm, mimarisinin bizim camilerin mimarisine benzediği yönündedir :D Görünce siz de hak vereceksiniz.

Aziz Sava Katedrali



Katedralden çıkarken o kadar acıkmıştım ki; bir geyiği yiyebilirdim. Bu sefer rotamız Lovac Restoran oldu. Aslında, Nikola Tesla Müzesinden çıktığımızda bu mekana gitmeyi planlamıştım ama adamlar bizim kalabalık grubu görünce korkuya kapıldılar. Bize ''Rezervasyon yaptırmanız gerekiyor, şuanda yer yok'' dediler. Biz de rezervasyon yaptırdık ve 1,5 saat sonra gelebileceğimizi söyledik. Böylece katedral ziyaretini tamamladıktan sonra restorana gittik. İçerisi benim hoşuma gitti diyebilirim. Bu arada ufak bir bilgi; maalesef ki kapalı alanlarda sigara içilmesi serbest! Çok kötü bir uygulama diyebilirim. Bir zamanlar bizim ülkemizde de içiliyordu doğrudur. Fakat, içilmemesinin ne denli güzel bir şey olduğunu bir kere daha anladık. Ben Hunter Sausage ( geyik etinden yapılmış sosis ) yedim. Tadını çok beğendim, muhakkak denemenizi öneririm. Fiyatı 800 Sırp Dinarı yani 22 TL gibi bir rakama denk geliyor. Farklı bir deneyim ve fiyat çok makul. Daha bir çok geyik etinden yapılmış yemek var. Gitmeniz için ısrar ediyorum efendim :D Memnun kalacaksınız.

Lovac Restoran




Restoranda güzelce dinlendikten sonra yavaş yavaş otele doğru yürümeye başladık. Yol üzerinde ışıklandırılmış ağaçlar, parlamento binası ve buz pistine rastladık. Doğum günü çocuğu hemen kendini buz pistine atıverdi. Efendim, bizim ki bir Corkscrew dönüşleri, Layback dönüşleri, Camel dönüşleri yaptı ağzının açık kalır :P Şaka şaka dümdüz kaydı işte! Gerçi benim için o bile bir mucizeydi. Halbuki kayamayacağına o kadar emindim ki anlatamam... :D :D

Parlamento Binası


Otelimize geçmeden önce küçük bir alışveriş yapıldı. Ufak bir kaç şey içtikten sonra kulübe gittik. Giderken taksi 460 Sırp Dinarı ( 12,5 TL ) tuttu. Mekanın adı Dragstor Play... İçeride çok eğlendik, çılgınlar gibi dans ettik. Mekandan çıktığımızda gevrek bir sırıtmayla, gecenin bittiğini ve otelimize gidip huzur içerisinde uyuyacağımızı düşünüyordum. Öyle değilmiş!

Taksiye bindik ve otelin adresini verdik. Taksimetre, disko topu gibi dönmeye başladı. Otele vardığımızda ise; disko topu tam olarak 5894 Sırp Dinarını gösteriyordu. Yani 160 TL... Bir önceki yazımda söylemiştim; Lux Taxi ve Pink Taxi dışında herhangi bir taksiyi kullanmayın diye! Kullanmayın dostlar kullanmayın. Her neyse parayı çıkardık, taksiciye verdik. Sonuçta taksimetrede ne yazıyorsa ödemek zorundaydık. 2 taksi gittiğimiz için, diğer taksideki arkadaş bizim taksinin yanına gelip durumu sordu. Ben durumu anlattım, kafamı bizim taksinin içine döndüm ki; taksici beyefendi '' burada 1900 Dinar var '' dedi. Halbuki cüzdanımda 4000 Dinarı bu gibi sürpriz olabilecek durumlara karşı tutuyordum ve o parayı da adama vermiştim! Yani adam hırsız çıktı. Sarhoş olmadığımı, polisi çağırabileceğini söyledim ve araçtan indim. Dışarıda, diğer taksi şoförü ile tartışan arkadaşların yanına gidip, arkadaşlara durumu anlatmaya çalıştım ama vücutlarındaki alkol oranı anlama ve kavrama mekanizmasını devre dışı bırakmış olacak ki anlamadılar, dinlemediler. Taksiciye '' arkadaşlarımın vermiş olduğu 25 Euro haricinde 5 Euro vereceğim, daha fazla para vermeyeceğim'' diyerek parasını alıp gitmesini söyledim. Ardından parayı verdim. Arkadaşım parayı alan ve taksisine doğru giden adama, hoş olmayan şeyler söyledi. Bu arada benim hırsız taksici gidiyordu. Olayın sonu şöyle gelişti; arkadaşları taksicilerden ve çevredeki Sırp gençlerinden dayak yemekten kıl payı kurtarabildim. Sırp gençleri nereden mi çıktı? E biz çağırdık :D :D Bize yardımcı olsunlar diye bir arkadaşımız yoldan geçen Sırp gençlerini çağırdı ama bizim diğer arkadaş taksilere tekme atmaya başlayınca gençler coştu... Neyse ki kötü bir şey olmadan herkesi sağ salim otele götürebildik.

Otele gittik, herkes uyudu. Ben biraz daha ortak salonda oturdum. Sakinleştim. Sabah 07:00 civarında yastığa başımı koydum. Ertesi güne doğru bir zaman yolculuğuna çıktım. Uyandığımda her şey geçmiş olacaktı. Uyku değil miydi tüm endişeleri alıp götüren? Saat 10:30 gibi uyandığımda bütün endişeler gitmiş ve bu anıları gülümseyerek hatırlıyor bir haldeydim. Şu anda ise, hatırladıkça kahkahalarla gülüyorum.

Son günümüzde kafayı dinleme üzerine bir plan oluşturmuştum. Kalemegdanda güneş batımını izleyecek, hayvanat bahçesine gidecek, Skadarska Caddesini son bir kez de akşam görmeyi planlamıştım. Bir sonra ki yazımda detayları paylaşacağım. Huzur ve sürprizlerle dolu bir gündü.

Gelecek yazıya kadar huzur, mutluluk ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO

1 yorum:

  1. Hoş anlatımınız ve resimler için çok teşekkürler, yazılarınızın çoğuna göz attım, biraz daha video çekip yüklemesini yaparsanız çok iyi olur.

    YanıtlaSil

Sahra Çölü

Herkese Merhaba, Ertesi gün erkenden kalktık. Kahvaltımızı ettik, yollara düştük. İlk durağımız Berberi köyünün ve bahçelerinin bulunduğu ...