27 Ağustos 2016 Cumartesi

Osaka Gezisi - 2

Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bu gezinin de sonu gelecekti elbet... Nitekim, bu yazımda son 2 günümden bahsedeceğim. Buyurun başlayalım;

Sabah kalktım ve erkenden Universal Studios Japan'a gittim. Tabii yolda yemek için kahvaltılık bir şeyler almıştım, trende atıştırdım. Malum giriş için alacağım bilet, birazcık pahalıydı ve zaman ekonomi yapma zamanıydı... 1 günlük sınırsız eğlence için 7400 Yen ( 210 TL ) gibi bir ücret ödedim. Öderken bir hayli düşündüm ama boşuna düşünmüşüm!!! Bunu kısa bir süre sonra anlayacaktım.

Universal Studios Japan





İçerisi gerçekten ama gerçekten çok kalabalıktı. O kadar zaman sonra kalabalık, alıştığım bir durum olmaya başlamıştı. Biletimi aldıktan sonra içeriye girdim. Universal Studios içinde bir çok yer var. Mesela, girince New York, az ilerleyince Hollywood, biraz ileride Jurassic Park, Amity, Hogwarts ve daha niceleri...

İçeriye girdiğimde New York sokaklarında geziyordum ve Universal Stuidos Japan'in 15. Yıldönümü olması sebebiyle her yerde etkinlikler vardı.  ( Bundan sonra USJ diye kısaltarak yazacağım. ) USJ gerçekten çok büyüktü. Ben saat 9 gibi içeriye girdim, akşam 18:00'da hala tamamını dolaşabilmiş değildim. Önce sokaklarda biraz yürüdüm. O sırada karnavala denk geldim. Birden bire herkes kaldırımlara toplanmaya başladı. Daha sonra bütün USJ'de müzik çalmaya başladı ve Hello Kitty, Alaaddin, Kurabiye Canavarı, Minyonlar, şarkıcılar, dansçılar sokaklarda hoplaya zıplaya dolaşmaya başladılar. Herkese bayraklar verdiler ve millet başladı oynamaya :D :D Ben durur muyum? HAYIR... Hoplaya zıplaya geçişlerini izledik ve sonunda curcuna bitti. Benim durduğum kaldırımın hemen arkasında Terminator'un binası vardı. Normalde bekleme süresi 3 saat olan gösteriye, 30 dakikada girdim. Çünkü, giriş kapısına çok yakındım ve herkes sokaklardaydı. Terminator'e girdiğinizde, hem tiyatro hem de sinema karışımı bilmem kaç boyutlu bir gösteri izliyorsunuz. Gerçekten çok güzeldi. Mesela ekranda film oynarken, Vali Bey ( Arnold Shvlsdklsdger :D :D :D )  ekrandan bir anda motoru ile fırlayıp, seyircilerin arasına dalıyor. Sonra çatışmalar, bombalar, türlü türlü atraksiyonlar ile yine sahneden içeri giriyor. Bir orada bir burada :D :D  Bir ara kocaman bir robot bize doğru püff diye bir şey püskürttü ve ayaklarını yere vurdu. O ana kadar koltukların, hareket edebildiğinin farkında değildim... Korkudan ödüm patladı!!!

15. Yıl Kuruluş Karnavalı






Çıktıktan sonra, Minyonlar ve Shingeki No Kyojin surlarının olduğu yerleri gezdim. Minyonların olduğu yerde küçük bir tiyatro gösterisi vardı. Adamları filan patlattı bizim Minyonlar, bayağı güldük eğlendik. Ardından Beverly Hills'e geçtim. Orada da dansçı grupları şarkılar eşliğinde yine bizi coşturdular ya da ben coşacak yer arıyormuşum. Her köşebaşında oynadım sanırım :D :D :D Hatırlamıyorum!!! Kola'yı çok kaçırmışım demek ki...

Shingeki No Kyojin


Bu gezilerden sonra, yavaşça Jurassic Park'ın kapısından içeriye doğru girdim. İçerisi tek kelimeyle efsaneydi. Dinozorlar ve onları zapt etmeye çalışan görevliler, Cearadactylus tarafından çekilen bir hız treni, Jurassic Park dünyasının derinlerine giden bir su kayağı da dahil bir sürü atraksiyon vardı. Ben hız trenine binemedim. Neden mi? O kadar süredir Japonya'da bulunuyor olmama rağmen, 6,5 saat bir trene binmek için, sıra bekleyebilecek kadar Japonlaşamamışım... Ama su kayağına bindim. 15-20 metreden aşağı sizi uçuruyorlar, giderken dinozorlar saldırıyor ve türlü türlü şeyler oluyor. Çıkarken de sırılsıklam olmuş oluyorsunuz :D :D

Biraz kurulandım ve Amity kasabasına doğru yola çıktım. O da ne! Jaws'ı asmışlar efendim! Kasaba artık güven içinde bir yermiş. Durur muyum? Hayır, durmam. Hemen bir tekneye atlayıp gerçekten huzur var mı? yok mu? aramaya koyuldum. Tekneye, Jaws saldırdı. Benzin deposunu patlattı, teknemize bir o yandan bir bu yandan su sıçrattı, adamın birisini diğer tekneden kaptı... Anladım ki, asılı olan Jaws değilmiş. Canlısı, hala Amity sularında geziniyor. Canımızı zor kurtardık. Islandım mı? Zaten ıslaktım, sadece tazeledim diyeyim...

Amity Kasabası



Sonra kafamı gökyüzüne kaldırdım. Bu ıslaklık, bu çileler, hor görülmeler, itilip kakılmalar ne zaman son bulacaktı? Bir mucize, bir sihir, bir büyü yok muydu? Derken; ağaçların arasından tepede uzaklarda bir yerlerde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulunun kulelerini gördüm. Bu bir mesajdı. Açık ve net bir mesaj... Yasak ormandan içeriye doğru girerken, Harry ile Ron'un ağaca çarptığı Weasley ailesinin arabasına rastladım. Biraz daha yürüdükten sonra Hogwarts Ekspresini gördüm ve Hogsmeade köyüne ulaştım. Yıllarca kitaplarda okuduğum, beraber büyüdüğüm Harry'nin gezdiği sokaklardaydım. Okuduğum kitaptaydım. Bunun ötesi yok dostlar! Çok acayip bir duyguydu ve iyi ki de buraya gelmiştim. Verdiğim parayı sonuna kadar hak etmişti. Bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Ardından usul usul Hogwarts'a doğru yürüdüm. İçeriye girmek için de, 2 saat sıra bekledim ama olsun, 10 saat de olsa beklerdim... Uzun ve sabırsızlık dolu bir beklemenin ardından, içeriye girdim. Ne anlatabilirim ki! Ne yazsam boşa yazacağım gibime geliyor. Evet, anlamışsınızdır. Harry Potter hayranıyım :D :D :D Kitaplarını filan 3 kere okudum. Canım sıkıldıkça da okurum. Ne var yani !!! Ben şimdi Hogwarts'ı anlatmaya başlarsam bu yazı bitmez. Çok güzeldi dostlar, çok güzeldi. Lütfen gidin ve görün. O hissi yaşayın. Çıkarken suratımda bir sırıtış vardı ki, sormayın gitsin.

Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu











İçeride daha bir çok yer var. Benim özellikle anılarımda kalanlar bu yazdıklarımdı. Bir de anılarımdan silmek istediklerim var. Çocuk trenine binmeye çalışıp, sığmamak gibi... Neyse bu konuyu kapatalım :D :D :D 1 gününüzü muhakkak buraya ayırın. Osaka'ya gidip de buraya girmeden dönmeyin! Hele ki benim gibi, bu tarz bir eğlence parkına daha önce hiç gitmediyseniz, harika bir deneyim olacağını garanti ederim.

Akşam saatlerine doğru USJ'den ayrılırken, açlıktan öldüğümü fark ettim. Hemen 3-4 tane onigiri aldım ve yedim. Daha sonra hostel yakınlarında bir yere girip, son kez Ramen yedim. Hostele gidip valizimi hazırladım. Malum yarın son günümdü ve hazırlanmak gerekiyordu. Hiç üzgün değildim. Aksine mutluluktan ölüyordum. Doya doya geçirdiğim 2 haftanın tüm anılarını defterime yazmıştım. Son kez göz gezdirdim. Düzeltmelerimi yaptım ve günün notlarını da yazdım. Ardından uykuya daldım.

Sabah uyandığımda, hiçbir planımın olmadığı koca bir gün vardı. Ne mi yaptım? Son kez Dotonbori'ye gittim. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm... Parkta oturdum. Bir şeyler atıştırdım. Çok mutluydum. Anılarıma yeni anılar katmıştım. En büyük hayallerimden birisini gerçekleştirmiştim. Muhteşem bir duygusal doygunluk hissine kapılmıştım. Bir süre parkta oturduktan sonra akşam üzeri hostele gittim. Çantamı aldım ve tekrar yollara düştüm. Bugün son günüm olduğu için ve uzun bir uçuş olacağı için, biraz geç uyanmıştım. Sokaklarda da avare avare dolaşınca, akşam oluvermişti. Çantamı alıp, Osaka merkez istasyonuna geçtim. Birazda oralarda dolaştım ve ardından havalimanına doğru trene bindim. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, Kansai Havalimanına giden trenin 4 vagonu başka bir yere gidiyor. Dikkat etmeniz gerekiyor! Havalimanına vardığımda uçuşa 4 saat filan vardı. Biraz da havalimanı içinde dolandım ve uçağın kalkacağı kapıya doğru gittiğimde, Türklerle karşılaşmaya başladım. Yüzümü şapşal bir gülümseme kapladı.

Doğru Vagonun Olduğu Yerdeki İşaret ;)


Biraz Reklam :D :D 


Uçuş saati geldi, uçağa bindik ve havalandık. Yavaş yavaş Osaka'nın ışıkları, Japonya'nın ışıklarına karıştı. Bir deniz girdi araya ve bitti. Sonunda vatanıma doğru yola çıkmıştım. Gerisi anılar, anılar, anılar... Artık içinde Japonya kelimesi geçen herhangi bir cümle kurulduğunda, içimdeki fırtınaları ve hatıralar denizini anlatmam mümkün değil. Dilim döndüğünce, elim yettiğince yazmaya çalıştım. Umarım, aynı duyguları sizlere de yansıtabilmişimdir.

Seyahat etmek çok güzel. Seyahat edin. Durmayın, durdurmayın kendinizi. Hayallerinizi beş para etmez hırslar uğruna bir kenara bırakmayın. Vazgeçmeyin sakın! Onlar sizin... Yıllarca düşlerini kurmadınız mı? Bir çocuk gibi büyütmediniz mi hayallerinizi? Büyütün, büyütün ama haddinden fazla büyütmeyin. O zaman ulaşılmaz bir yere koyuyorsunuz. Bir mutfak dolabının en üst rafına konulan, en değerli tencere misalı yıllar yılı kullanılmıyorlar ve paslanıp gidiyorlar. İzin vermeyin buna, yapmayın bunu kendinize. Hayalleriniz elinizin altında dursun, her an gerçekleştirebilecek bir fırsat kollayın. Fırsat yok mu? Yaratın... İsterseniz yaparsınız. Korkmayın, çekinmeyin, hayat çok kısa. Önemli olan kaç yaşında ve ne kadar parayla öldüğünüz değil, mutlu ölüp ölmediğinizdir.

Bu hikaye burada bitti ama Dünya büyük, gezecek çok yer var. Sıradaki ülke; Norveç... Kuzey Işıklarının peşinde koşacağım. Bir sonraki yazımda vize maceramdan bahsedeceğim.


Huzurla, mutlulukla, sağlıcakla ve hoşça kalın.


GEZGİN ŞİŞKO


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sahra Çölü

Herkese Merhaba, Ertesi gün erkenden kalktık. Kahvaltımızı ettik, yollara düştük. İlk durağımız Berberi köyünün ve bahçelerinin bulunduğu ...