29 Nisan 2018 Pazar

Mumbai Gezisi -1

Herkese Merhaba,

Geçtiğimiz ay gerçekleştirmiş olduğum Hindistan seyahatime ilişkin yazılara başlıyoruz. Öncelikle Hindistan çok acayip bir ülke. Neden acayip? diye soracak olursanız. Daha önce hiçbir ülkede görmediğim şeyler gördüm. Hindistan'a bir insanı ne hazırlar gerçekten bilemiyorum. Gitmeden önce kendimi psikolojik olarak hazırladığımı düşünüyordum. Ne de olsa ilk defa fakir bir ülkeye gitmiyordum ya! Onlarca yazı okumuştum ve beni çok fazla şaşırtmaması gerekiyordu! Daha önce gördüğüm ülkelerden bazılarında fakirliğin 50 tonunu görmüştüm. İnsanlar daha ne kadar fakir olabilirlerdi ki? Tren biletlerimden, konaklamaya, şehir içi ulaşımdan diğer tüm detaylara kadar ince ince düşünmüş ve her şeyi planlamıştım. Onlarca blog okumuş, belgeseller izlemiş, filmlerde de seyretmiştim.

Hindistan seyahatimin hayatımda yaşadığım en büyük şoklardan birisi olduğunu belirtmem gerekiyor. Meğer insanı Hindistan'a hiçbir şey hazırlayamazmış. Sen hazır olduğunu zannettiğin anda, ''tamam artık daha ne görebilirim ki?'' dediğin anda, seni şöyle bir sarsıp tokadı çarparmış Hindistan. Tamam kültür olarak farklı olduğunu biliyordum fakat bu kadar farklı olmasını beklemiyordum. Japonya gibi bir kültür şoku yaşayacağımı zannetmiyordum. Aklınızdaki Hindistan ile göreceğiniz Hindistan arasında öyle farklar var ki; gerçekten insanı her an'ında hayrete düşürüyor. Hindistan farklıdır, herkes kaldıramaz, ''ne kadar hazırlanırsan hazırlan, muhakkak bir yerlerde farklı bir şeyler ile karşılaşacaksın.'' diyorlardı da, pek inanasım gelmemişti.

Kültürlerin bu kadar iç içe geçtiği, onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış, en azından şuan için huzur ve ahenk içerisinde yaşayan 1.3 Milyar nüfusuyla dev gibi bir ülke burası. Kıyamet gibi bir trafikte ilerlerken yandaki tuk-tuk'tan size gülümseyen, el sallayan, hal hatır soran insanları görünce sebepsiz yere mutlu olduğunuz, yolda yürürken bir anda karşınıza fillerin çıkıverdiği, az ileride yaban domuzları ile karşılaştığınız, maymunlar ve ineklerin her yerde olduğu, her köşe başında farklı dinlerden ibadet yerlerinin bulunduğu, insanların sizinle sürekli fotoğraf çektirmek istediği, kendinizi ünlü biri gibi hissettiğiniz ve aklınızın alamayacağı onlarca şeyi karşınıza çıkarıp duran bir ülke burası. Çoğunlukla kaotik yer yer düzenli, hem dindar gözüküp hem düzenbazlığın had safhada olduğu ( acaba bu özelliği ile nereye benziyor! ) farklı bir dünya diyebiliriz. Ben Hindistan'ı sevdim ve beklentilerimin üstünde çıktı. Anılarımda, ''iyi ki gitmişim, bu güzel anıları biriktirmişim'' dediğim ülkelerin en üst sıralarında yerini aldı.

Hindistan'a aylar öncesinden 1350 TL'ye Kuwait Airways'den Mumbai gidiş - Delhi dönüş aldığım, Kuwait aktarmalı biletin uçuş saatini beklerken çok heyecanlıydım. Hayatımda ilk defa aktarmalı uçuş yapacaktım. Kuwait Airways koltuk aralığı, temizlik ve rahatlık açısından gördüğüm en iyi havayollarından birisi oldu. Fakat kabin memurları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Uçak kalkarken telefon görüşmesi yapmaya devam eden yolculara karşı kayıtsız kalmaları, servis esnasındaki tuhaf hareketleri bana biraz kaba geldi.

Sorunsuz bir uçuşun ardından Kuwait Havalimanına indik ve diğer uçuşumuzun olduğu kapıyı bulduk. Kapının önünde onlarca Hintliyi görünce nereye gittiğimi tekrar algıladım. 2. uçuşun ardından saat 03:30 gibi Chhatrapati Shivaji Uluslararası Havalimanına indik. Pasaport kontrolünden geçerken tuhaflıklar başladı. Pasaport polisi benden geldiğim uçağın biniş kartını istedi. Tabii bu talebi duyunca afalladım. Neden dönüş biletimi değilde geldiğim uçağın biniş kartını istiyordu? Havalimanına kendim uçarak mı gelmiştim? gibi mantıksal sorular kafamın içinde dolaşmaya başlarken, Hindistan Kuralları Madde 1 aklıma geldi: Hiçbir şeyi sorgulama! Pasaport polisine biniş kartını veremedim çünkü atmıştım. Tip tip baktı ve giriş mührünü bastı. Hindistan topraklarına girdim. Çıkışa gidene kadar 2 kere aranıyorsunuz. Bu aranmalara alışsanız iyi olur. Her yerde bol bol arayacaklar. Hatta adamlar işi öyle otomatik hale getirmiş ki; sizi aramak için 3 basamaklı bir tahtanın üzerine çıkarıp, güzelce elle aradıktan sonra yolunuza devam ediyorsunuz. Neyse bunlar küçük tuhaflıklar :D :D Fazla takılmayın. 

Havalimanından şehre gitmek için taksi dışında pek bir seçeneğiniz yok. Taksilerde de pre-paid diye bir sistem var. Siz havalimanında taksi ücretini ödüyorsunuz, size bir fiş veriyorlar ve pre-paid sırasına girip taksiciye fişinizi gösteriyorsunuz. Gideceğiniz yere ulaştıktan sonra fişinizi taksiciye veriyorsunuz ve o dönüp ödemesini alıyor. Böylece taksiciler sizi dolandırmamış oluyorlar.

Biz uber kullandık. Pre-paid taksi 850 Rupi, uber ise 600 Rupi'ydi. 100 Rupi = 6 TL. Mumbai'de neredeyse bütün turistler Coloba isimli bölgede kalıyorlar. Burası görece diğer yerlerden biraz daha temiz ve modern diyebiliriz. İlk gördüğünüzde ''bu mu modern?'' sorusu aklınıza gelebilir ve bana kızabilirsiniz ama lütfen kızmayın. Diğer şehirlere ve bu şehrin diğer bölgelerine bir gidin o zaman tekrar konuşalım...

Bu seyahatte 2 şehirde hostel, diğer 4 şehirde ise otellerde ve konuk evlerinde kaldık. 2 hafta için kişi başı konaklama maliyetimiz 490 TL civarındaydı. Hostel'e ulaştığımızda saat 04:30'du ve bizim check in saatimiz 10:00'du. Hostel'deki arkadaşlar bizden ücret almadan geçici bir oda verdiler ve 3-4 saat uyuduk. Bu hareket ile Hintliler 1 - 0 öne geçti. Hostel için buraya tıklayabilirsiniz.

Biraz dinlendikten sonra sabah erkenden kalktık ve yola koyulduk. Keşfedecek yepyeni bir şehir vardı ve heyecandan pek uyuyabildiğimi de söyleyemeyeceğim. Haritadan incelediğim kadarıyla yakınlarda Starbucks olması gerekiyordu. 2 arkadaşımın bana katıldığı bu yolculukta, kahvesiz yapamayan bir arkadaşımız vardı ve kahve ihtiyacını karşılamak için ilgili mekana gittik. Hostel'den çıkarken, çevrede nerede yemek yiyebileceğimizi sordum. Görevli arkadaş Leopold Cafe diye bir mekan ismi verdi. Akşam yemeğini yiyeceğimiz yeri bir kenara not ettim.

Starbucks'a girerken bile aranıyorsunuz. Çantanızın içine kadar bakıyorlar. Bunun için tüm çantanızı boşaltmanız gerekse de bakıyorlar :D :D Kahvaltı ve içecek faslını tamamladıktan sonra düştük yollara.

İlk durağımız çok yakında olan, İngilizler tarafından şehre giriş kapısı olarak yaptırılan Gate Of India oldu. Gate Of India'nın yanında Taj Mahal Palace var. Taj Mahal Palace bir otel ve ülkenin en ünlü otellerinden birisi. Hindistan Kapısı ( gate of india ) ise hemen bu otelin önündeki meydanda yer alıyor. Bu meydana girmek için de aranıyorsunuz. Aranmaya alışın demiş miydim? :D :D :D




Hindistan Kapısının orada günlük şehir turu alabileceğiniz ve şehirdeki neredeyse her şeyi görebileceğiniz tur satan adamlar var. Size özel araçla 1 günlük şehir turu yaptırıyorlar. Biz bu turlara bugün katılmayacaktık, Zaten ben gerekli planları yapmıştım. Şehri en güzel keşfedebileceğiniz yöntem yürümektir. Biz de yürüyerek önce şehrin finans merkezi olan Neriman Point'e gittik, ardından Marine Drive denen sahil bölgesine ve yine yürüyerek Chhatrapati Shivaji Maharaj Terminus'a geçtik. Son gittiğimiz yer şehrin tren garı ve gerçekten bir şaheser diyebiliriz. Yapı çok güzel ve etkileyici. Hindistan eski bir İngiliz sömürgesi, bu tren garını da İngilizler yaptırmış.



Tren garının yanından Hindistan Kapısına otobüsle gittik ( kişi başı 10 Rupi ) ve otobüsün içinde acayip bir sistem vardı. Normalde otobüsü durdurmak için düğmeye basarsınız ya, burada o yok. Onun yerine ip germişler ve en arkadan ipi çekince önde zil çalıyor. Bence muhteşem bir yöntem :D :D Hindistan Kapısına vardığımızda bir hayli yorulmuştuk. Bütün gün boyunca yürüdük ve sıcaklığın 35 derece üstü olduğunu unutmamak gerek.

Yollarda yürürken kaldırımda yaşayan insanlar gördüm. Küçücük çocuklardan yaşlısına kadar bir sürü insan kaldırımda, parklarda, otobüs duraklarında ve tren istasyonlarında yaşıyorlar. Para veremiyorsunuz ve vermemeniz de gerekiyor. Çünkü o kadar çoklar ki inanamazsınız. Para verdiğiniz anda, işler içinden çıkılmaz bir hal alabilir.  Bugün gördüklerim beni çok etkilemişti. Onlarca insan sokakta yatıyor ama diğer bir yandan da şehirde öyle lüks yapılar var ki, acayip duygular hissediyorsunuz. Taj Mahal Palace'ın olduğu kaldırımda evsiz yatırmıyorlar ama karşı kaldırım evsiz kaynıyor. Taj Mahal Palace'ın olduğu kaldırımın çevresinde lüks araçlar dolu fakat karşı kaldırımda eskilikten dökülen araçlar var. Ahmet Kaya'nın da dediği gibi; ''Bu ne yaman çelişki?'' Hem kendinizi sorumlu hissediyorsunuz hem de elinizden bir şey gelemeyecek olmasının vermiş olduğu hissiyatın gerçekliği altında eziliyor eziliyorsunuz...

Otobüsten indik ve hostel'deki görevlinin önerdiği yere gittik. Menü'yü aldığımda açıkçası biraz pahalı geldi. Yemek fiyatları 600-700 Rupi civarındaydı. 35 - 40 TL civarı bir ücret size fazla gözükmeyebilir ama inanın ki konu Hindistan ise çooook ama çok pahalı diyebiliriz. Ben Chicken Tikka Masala isimli tavuk ile pirinç pilavı yedim. Diğer arkadaşlarımda yine tavuklu bir şeyler yedi. Yediğim yemek tek kelimeyle harikaydı. Porsiyonlar gerçekten çok büyüktü ve 1 pilav + 1 yemek söyleyerek çok rahat bir şekilde 2 kişi burada karnınızı doyurabilirsiniz. Ben çok yerim derseniz 2 pilav da söyleyebilirsiniz. Ben tabii ki de tüm yemeği yedim. Zaten Hindistan'dan döndüğüm 5 kilo almıştım :D :D :D Yemekleri ne kadar beğendiğimi siz düşünün artık!

Hesap geldiğinde 3 kişi için toplamda 2900 Rupi ödedik. Çok pahalı geldi ve hostele döndüğümde çocuğa ne kadar pahalı olduğunu söyledim. Bu çevrede hem temiz hem de uygun fiyatlı yerler olduğunu söyledi ve bir kaç yer ismi verdi. Ardından geçici odamızı değiştirdik ve asıl odamıza yerleştik. Akşam olduğunda tekrar bir yürüyüşe çıktık ve sahil kesiminde bir düğüne denk geldik. Düğün sahibinden izin isteyerek içeriye girdik.

O anda dünya ters döndü diyebilirim. Bu ne zenginliktir? Bu ne şatafattır? herhalde gördüğüm en lüks düğündü. O sahne, ışıklandırma, masalar, sandalyeler ve insanların kıyafetleri. Sanki başka bir dünyaya ışınlanmıştım. Burası Hindistan olamazdı. Sanırım yanımda arkadaşım olmasa gerçekliğinden şüphe edecektim. İçeriye bir göz attıktan sonra hemen dışarıya çıktım. Karşı kaldırıma geçtim ve 5-6 kişinin yan yana yattığını görerek kaldırımda yer olmaması sebebiyle yoldan yürümeye devam ettim. Akşam vakti kaldırımlar evsizlerle doluyor. O düğündeki insanlar bunca zenginliğin içinde nasıl rahat edebiliyorlardı. Aradaki farkı hayal edebilmeniz pek mümkün değil, yaşamanız gerekiyor. Ardından sessizce yürüyerek hostele gittim ve yatağıma uzandım. Kulaklarımda düğünde işittiğim müzikler çınlıyor, gözlerimin önünde ise kaldırımda yatan insanlar duruyordu....

Hindistan'a geleli daha 24 saat bile geçmemiş olmasına rağmen ne çok şey görmüş, ne çok farklı ve keskin duygu geçişleri yaşamıştım. Sanırım neden zor bir ülke olduğunu, neden herkesin yapamayacağını yavaş yavaş anlamaya başlıyordum. Her şey bir ahenk içindeydi. Öyle bir ahenk ki; ateşle suyun dansı gibi keskin ve hayranlık uyandırıcıydı. Yaprak döküyordu bir yanı, bir yanı ise bahar bahçeydi. Tam hüzünle insanlara bakarken, bir anda göz göze geliyordunuz ve gülüyorlardı. Hüzün yerini aniden buruk bir mutluluğa bırakıyordu. Sonra bir başkası arabayla geçerken el sallıyor, gülümsüyordu. Sebepsizce neşeleniveriyordunuz.

En nihayetinde güzel bir ülkeydi. Çünkü size tarifi imkansız duygular yaşatıyor ve anılarınızda unutulmaz hatıralar bırakıyordu. Ne kadar zengin olduğunuzu hatırlatıyor, ne kadar fakir olduğunuza üzülüyordunuz. Fakirlik dediysem maddi fakirlikten bahsetmiyorum. Manevi fakirlikten bahsediyorum. İnsanları dış görünüşlerine göre yargılayıp, savunma hakkı bile vermeden bir bir asmamızdan bahsediyorum. Kendimizi koca bir toplum içerisinde yaşarken, hiçbir yere ait hissedemeyişimizden bahsediyordum. Sürekli arayış içinde olanlarımızdan bahsediyorum. Elimizdekilerin değerini bilmeyişimizden bahsediyorum. Eve giderken markete girip istediğiniz çikolatayı alabiliyorsunuz değil mi? Aileniz size yatacak bir yer ve sıcak bir yemek verebiliyor değil mi? Çalışacak bir işiniz var değil mi? İstediğiniz her şeyi olmasa da bir çoğunu yapabiliyorsunuz değil mi? Elimizdekilerin değerini bilmemiz gerekiyor. Evet oralarda bir yerlerde bizden iyi durumda yaşayan insanlarda var, muhteşem olduğunu düşündüğünüz hayatlar da yaşıyor olabilirler. Ama ya yaşamıyorlarsa? Ya gerçek mutluluk sizi evde bekleyen sıcacık bir aileyle, 1 tabak yemeği bölüşebilmekse? Maddi şeyler gereklidir ama sevebileceğiniz bir aileniz varsa değerini bilin ve mutlu olun. Çünkü hiçbir şey ebedi değil. Bugünün değerini bilmez, sürekli geleceği veya geçmişi düşünürsen, yarınları pişmanlık içinde yaşarsınız. Yaşamayın!

Her şey bir tercih ve mutluluğu tercih edebilirsin. Kendini sevmeyen, hiçbir şeyi sevemez. Kendini sev ve insanlara değer ver. Onca fakirliğin içinde insanlar gülebiliyorken, bizim ne haddimize ağlamak, mızmızlanmak! Senin için iyilik ne demektir bilmiyorum ama; kendine bir iyilik yap, ne olursa olsun yap işte ;)

Bir sonra ki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mumbai Gezisi - 3

Herkese tekrar merhaba, Bir süredir yazmıyorum biliyorum. Neden yazmadığımı ise bilmiyorum :) Genel olarak pedallıyorum, İstanbul içinde g...