20 Mayıs 2018 Pazar

Mumbai Gezisi - 2

Merhaba Dostlar,

Mumbai gezisinin 2. gününde planım varoşlar ve çamaşırhanelerin bulunduğu bölgeye gitmekti. Neden böyle bir ihtiyaç duydun? diye akıllara gelen sorular olacaktır. Kısaca açıklayayım. Dünyanın en büyük varoşlarından birisi Mumbai'de bulunuyor. Şehirde bu yoksulluğu yaşayan 700.000'i aşkın kişinin kaldığı yerlere varoşlar deniyor. 1 tane varoş yok, şehrin bir çok noktasına dağılmış onlarca varoş bulunuyor.

Sabah erkenden kalktık ve kahvaltı için uygun bir yer ismi aldık. Dün yemek yediğimiz, daha doğrusu kazık yediğimiz Leopold Cafe'nin tam çaprazında bir dükkana girdik. İlk girdiğimizde oturacak yer yoktu ve biraz sıra bekledik. İçerisi bizim orta halli lokantalara benzer bir vaziyetteydi. Gittiğiniz anda içiniz pek açılmayabilir lakin kesinlikle güvenli ve hijyen açısından Leopold'den aşağı kalır bir yanı yok. Fakat fiyat açısından bir hayli aşağı kalır diyebilirim. Ben merak içerisinde olduğum Masala Dosa ve Samosa yedim. Diğer arkadaşlarıma da yine kahvaltıda yenebilecek şeylerden Idli ve Vada sipariş ettik. Masala Dosa krep gibi bir şey ve yanında sosları ile sunuluyor. Elinizle soslara bandıra bandıra yiyorsunuz. İdli ise fermente edilmiş pirinçten ve mercimekten yapılan bir çeşit ekmek diyebiliriz. Yanında yine soslarımız bulunuyor. Samosa ise içi patatesli veya sebzeli olan bizim çibörek tarzı bir hamurişi.  Vada ise baklagiller ile baharatların karışımından, bizim pişi tarzında bir hamur hazırlanıp kızartılıyor ve soslar ile servis ediliyor. İnanın hepsi çok lezzetli. Yazarken bile canım çekti :D :D :D

Masala Dosa ( krep içinde körili patates var ) ve Samosa


Bu kadar yemeğin ardından kaç para ödedik dersiniz? 175 Rupi, yani 10,50 TL.... Şok oldum! Leopold'de yediğimizin yemek değil kazık olduğunu biliyordum ama bu kadar fark olması gerçekten yediğimiz kazığın boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Kahvaltımızı yaptık ve Hindistan Kapısı'na doğru gittik. Çünkü varoşlara tek başımıza gitmemizin pek akıllıca olduğunu zannetmiyordum. Hem uzak hem de malum varoşlar ... Tur satın almaya karar verdik. Meydana gittiğimiz anda varoşlar hariç şehir turu için bize kişi başı 3500 Rupi fiyat verdiler. Varoşlar için ekstra tur istersek, kişi başı 4000 Rupi daha vermemiz gerekiyormuş! Uzun pazarlıklar sonucu varoşlar dahil 3500 Rupi'ye anlaştık. Tüm gün şehrin turistik yerlerini ve varoşları gezecektik. Gittiğimiz her yerde de şoförümüz bizi bekleyecekti. 3 kişilik özel araç için gayet uygun diyebilirim.

İlk olarak balıkçı köyüne gittik. Ardından Dhobi Ghat yani çamaşırhanelerin olduğu bölgeye gittik. Burada çamaşırlar elde yıkanıyor, bir çamaşır makinesi var fakat motora plastik bir kayışla bağlanmış, koca bir kazandan oluşuyor. Bizim anladığımız veya alışık olduğumuz görselde bir makine değildi. Büyük otel zincirleri de dahil olmak üzere, tüm şehrin çamaşırları burada yıkanıyormuş.

Balık Hali



Dhobi Ghat




Dhobi Ghat'ın ardından yürüyerek varoşlara doğru girdik. İlk yapılar bizim buradaki yoksul halkın oturduğu evlerden çok daha küçük, yatak dahi bulunmayan tek göz odalardan ibaretti. Görünce kendi kendime '' şehirdekiler daha şanslı, en azından yemeğe daha kolay ulaşabiliyorlar ve bir şekilde yardım alabiliyorlar '' diye düşündüm. İlk defa fakirliği sınıflandırıyordum... Daha da derinlere girdikçe bu evler daha kötü bir hal almaya başladı, tahtadan, muşambadan ve en son çöplükten evler oldular. Sinekler de kademe kademe arttı ve en son yere geldiğimizde o kadar çok sinek vardı ki, ağzınızı açsanız 2-3 tane yutabilirdiniz. Bu kadar fakirliğin olabileceğini veya insanların bunca pisliğin içinde yaşamaya mahkum bırakılabileceğini hayal dahi edemezdim. Burayı gördükten sonra bizim ülkemizdeki ''fakirlerin'' gerçekten fakir olmadıklarını düşünmeye başladım. Çocuklar çırılçıplak sokaklarda çöplerin içinde oynuyorlardı. Etrafta onlarca köpek vardı. Köpeklerin hali bile içler acısıydı. En azından ülkemizde bir şekilde muhakkak el uzatılır. Yoksulluk içinde olan insanlar bile bu denli bir sefalet içinde bırakılmaz.

Varoşlar






Bu manzarayı gördükten sonra artık çıkmak istediğimi söyledim. Hızlı adımlarla en kısa yoldan araca doğru yürüdük. Tabi içerisinde bulunduğumuz şok halini tahmin edebilirsiniz diye düşünüyorum. Bir sessizlik çöktü ve neredeyse 1 saate yakın kimsenin ağzını bıçak açmadı diyebilirim. Bunca sefalet, yoksulluk, açlık neden çekiliyordu? Başka bir yere gidemezler miydi? Karınlarını nasıl doyuruyorlardı? Bu soruların hiçbirisine algıladığım anlamda tatmin edici cevaplar bulamadım. Sadece sebepsiz yere üzüldüm ve ardından bir kızgınlık hissi geldi. Elimdeki cep telefonunu 3 yıldan uzun süredir kullanıyordum ve değiştirmeyi düşünüyordum. İnsanların durumunu görünce kendimden, giydiğim kıyafetten, elimdeki cep telefonundan bile utanır hale geldim. Cep telefonum bozulana kadar da kullanma kararı aldım. Bu karar neyi değiştirecekti ki? Sen cep telefonu almayınca onların durumu mu düzelecek? diye soracak olursanız; bu insanların bu kadar fakir olmalarının sebebi dünyanın diğer yarısının haddinden fazla zengin olmalarıdır. Bu fakirlikte benim de parmağım var diye düşünmeye başladım. İsraf ettiğim her şeyde, her zeytin tanesinde bile o zenginlere daha da zenginlik katıyor ve bu insanları fakirliğin içine daha da gömüyoruz. Ne gerek vardı 10 tane pantolona? Ne gerek vardı 10 tane tişörte? Sırf birilerine güzel gözükmek, küçücük beyinlerin oluşturduğu moda algısını tatmin etmek için bunca çabaya, para harcamaya ve onların istediği sınırlar içerisinde özgürmüşçülük oynamaya ne hevesliymişiz. Toplumun düşünceleri, bizi hapsetmek için demir parmaklıklardan daha da güçlüymüş. Zaten çok fazla eşyaya sahip olmak her zaman mantıksız gelmiştir. Fakat gardırobumda bulunan 4-5 pantolondan bile utanacağım hiç aklıma gelmezdi. İnsanın 2 tane pantolonunun olması ne büyük zenginlikmiş. Telefonunu değiştirebilmeyi düşünmek ise inanılmaz bir şeymiş gerçekten. Bunca düşüncenin ve iç hesaplaşmanın ardından; telefonumu değiştirmeyi düşündüğüm için bile kendimden utandım!

Ah şu devletler insan öldürmek için harcadıkları parayı, yaşatmak için harcasalar ne olurdu sanki...

Daha sonra sırasıyla ilk gün gezdiğimiz yerleri tekrar gezdik. Farklı olarak gittiğimiz, Ghandi'nin evi, Jain Tapınağı, Kamala Nehru Park ve Sessizlik Kulelerini gördük. Sessizlik Kulelerini daha önce İran'ın Yazd şehrinde de görmüştüm. Mumbai'de görmek beni şaşırttı. Akşam üzerine doğru şehir merkezine geri döndük ve market bulmaya çalıştık. Neredeyse hiçbir yerde market yok. Uzun aramaların ardından 1 market bulabildik ve içine girdik. Buradaki marketler de Rusya'dakiler gibi dışarıdan kesinlikle belli olmuyor. Sadece 1 kapıdan giriyorsunuz ve dünyanız değişiveriyor. İçeriye girdik ve market raflarında alabileceğiniz ürünlerin sınırlı olduğunu gördük. Mesela gönlünüzün istediği her şeyden öyle 20-30 tane alamıyorsunuz. Belli başlı sınırları var. Alışveriş yaptıktan, kasaya para ödedikten sonra da çıkışta fişinizi ve poşetinizin içindekileri tekrar kontrol ediyorlar. Tuhaf bir deneyimdi. Ardından hostele gittik ve market alışverişi ile akşam yemeğini geçiştirdik. Yarın gideceğimiz bir kaç yer daha vardı. Gidilecek yerler bahaneydi; kimse çok fazla konuşmak istemiyordu ve erkenden uyuduk!

Kamala Park


Jain Temple


Gandi'nin Evi Müzesi


Fisherman Village


Bugün Kamala Parka gittiğimizde oradaki insanlarla muhabbet etmeye başladık. Karşıda gözüken gökdelenlerden 7 tanesinin 1 kişiye ait olduğu ve en büyük gökdelenin son 20 katında 200 hizmetçisi ile birlikte yaşadığını öğrendik. Bu konuya küfür etmeden yorum yapmak pek mümkün olmadığından, yorum yapmak istemiyorum... :)

Sanırım hayatımdaki en etkileyici günlerden birisi bugündü. Her şeyin bir denge içerisinde olduğu, fakirliğin ve zenginliğin bile birbirine karışmadan böyle dans edebildiği acayip bir dünyadayız. Daha önce fakirlik için; ''ya fakirlik işte'' der üzülürdüm. Şimdi öğrendim ki fakirliğin bile kademeleri varmış. Şehirde kaldırımda yatan evsiz şanslıymış diye düşünebileceğim aklımın ucundan geçmezdi. Hindistan'ın, gelişimin daha 2. gününde beni bu denli etkileyebilmesi, beklediğimin çok ötesinde bir deneyimdi. İnsanlar daha ne kadar fakir olabilir ki diye düşünürken, Mumbai'nin ülkenin en zengin şehri olduğu aklıma geldi ve içimi bir ürperti kapladı...

Bir sonra ki yazıda görüşmek üzere hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.



GEZGİN ŞÜŞKO :D :D :D


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mumbai Gezisi - 2

Merhaba Dostlar, Mumbai gezisinin 2. gününde planım varoşlar ve çamaşırhanelerin bulunduğu bölgeye gitmekti. Neden böyle bir ihtiyaç duydu...