14 Temmuz 2018 Cumartesi

Mumbai Gezisi - 3

Herkese tekrar merhaba,

Bir süredir yazmıyorum biliyorum. Neden yazmadığımı ise bilmiyorum :) Genel olarak pedallıyorum, İstanbul içinde geziyorum, eskimeyen dostları ziyaret ediyorum. Gerçi bunlar umurunuzda değildir :D :D Neyse asıl konumuza gelelim. Hemen ciddileşiyorum -.-

Sabah her zaman olduğu gibi erkenden kalktık ve yollara düştük. Bugün gideceğimiz yer Elephanta Caves diye bir yer. Tam olarak tarihi bilinmemekle birlikte 5. ve 8. yy'lar arasında yapıldığı tahmin ediliyor. Hinduizm mağara tapınaklarının en güzel örneklerinden birisi olan bu yerde Hint tanrılarına adanmış mağaralar var. Mağaraların içlerinde ise eski Hint yazıtlarından sahneler ve Hint tanrılarının heykelleri bulunuyor. 1500'lü yıllarda Portekizliler tarafından talan edilen mağarada bugün heykellerin neredeyse bir kaç tanesi bütün halde kalmış. Bütün halde duran ve dokunulmayan en büyük heykel ise Tanrı Şiva'nın 3 formunun gözüktüğü heykeldir. Bu heykeli duvarın arkasında kalması nedeniyle görememişler ve zarar verememişler. Burası Unesco Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Mağaraya ismini veren Ganesha'nın fil formundaki heykelini ise İngilizler yerinden sökmüşler. Artık yerinde yeller esiyor.

Öncelikle ilk işimiz kahvaltı etmek üzere, dün yemek yediğimiz mekana gitmek oldu ve Samosa + 3  masala dosa için 215 Rupi ücret ödedik. Ardından mağaralara ulaşmak için Gate Of India'nın oraya gittik ve 200 Rupi'ye first class bilet aldık. Bakmayın first class yazdığıma; ''second class ile first class arasında ne fark var yahu?'' diye düşündüğümde 50 rupi fark vardı ve birisinde tahta sıraya oturuyorsun, diğerinde ise lüks içinde bir yolculuk yapıyorsun. Kendi özel plastik koltuğun var. Hem de kıç yerinde şekli filan var yani o derece lüks... Hheeehheyyyy neler gördü bu gözler  :D :D

1 saat süren bir yolculuğun ardından mağaraların olduğu adaya vardık. Mağaraya giderken ufak oyuncak bir trene biniyorsun. Eğer burası sizin de ilk şehriniz ise ineklerin, maymunların, köpeklerin ve kedilerin adanın her yerinde olduğunu göreceksiniz. Bu sizi biraz şaşırtabilir ama ilk şehir değilse, Hindistan gerçeği bu, zaten alışmış olmanız gerekiyor. Bu görüntüler size normal gelecektir. Ben yolun ortasında kocaman inekleri görünce haliyle biraz şaşırdım. Çünkü Mumbai merkezde böyle şeyler görülemiyor.

Mağaralara ulaşmak için biraz merdiven çıkmanız gerekiyor ve merdivenler sağlı sollu satıcı ve maymunlarla dolu olacaktır. (Şimdi şuraya bir espri yazardım ama Hint ırkına hakaret ediyorum gibi olurdu :D :D Onun için yazmıyorum pehhh ) Kuala Lumpur'dan tecrübeli olmam sebebiyle yanımda meyve gibi bir şeyler götürmemiştim. Malum maymunlar biraz yüzsüz hayvanlar. Yemeği gördüklerinde peşinizi bırakmazlar. Alırlar o yiyeceği sizden... Vermek istemiyorum filan yok! Vereceksiniz...

Mağaraya giriş için 500 Rupi ücret ödüyorsunuz. Mağaraların olduğu bölümde 5 tane mağara var. Mağaraların ilki bitmiş ve Portekizliler tarafından heykeller tahrip edilmiş. Bir sonra ki mağara biraz daha küçük ve sanki bitmemiş gibi, bir sonra ki yine bir kademe daha düşüyor ve en son mağara ise sadece mağara diyebiliriz. İçeride pek görecek bir şey yok. İlk mağara gerçekten etkileyici ve taş işçiliği hayranlık uyandırıcı. Bu arada tapınakların dışında da bir sürü maymun var ama çoğunluğu yavru ve çok tatlılar. Tabii hemen gaza gelmeyin anneleri de var. Seveyim, elime alayım, ah sen ne tatlısın agucuk gugucuk derken; bir grup maymun sizi sırtlar dağa kaldırır vallahi benden söylemesi :D :D Erkekler uzaktan izliyor ve herhangi bir olayda hemen müdahale ediyorlar.

Elephanta Caves








Mağaralardan çıktıktan sonra merkeze geri dönerken, teknede Türk bir turist kafilesi ile karşılaştık. Turda 4 şehir gezeceklermiş ve 10 günlük bir turmuş. Fiyat sorduğumda ise 3000 $ demesinler mi? Tansiyonum düştü, beni oradan hastaneye kaldırmışlar... Şaka şaka! İçimden ''Yuh'' demek geldi. Diyemedim tabii ama; ''ben o paraya 10 ülke filan gezerim.'' dedim. Teyzelere çizi ve çubuk kraker ikram ettim. Biraz sohbet ettik, sonra da ayrıldık. Dönüşte Taj Hotel'in içine bir göz attık ve bilgi edinmek amaçlı restoran fiyatlarına baktık. Leopold Cafe ile  fiyatlar aynı değildi. Tabii ki de Leopold daha pahalıydı :D :D Otel çok acayip bir yerdi. İçeriye girmeden önce kaldırımda evsizler doluydu. İçeriye giriyorsunuz; bir anda her şey değişiveriyor. Lobi'de sari giymiş Avrupalılar, dinlendirici Hint ezgileri eşliğinde ellerinde bardaklarıyla şampanyalarını yudumluyorlar. Bildiğin ''Hindistandacılık'' oynuyorlar. Bir dışarı çıksanıza yahu asıl Hindistan sokakta. Lobiden camların ardını izleyerek ne oluyor yani...

Akşam yemeği için bir restorana girdik. Şehrin ara sokaklarında bir yerdi. Artık yavaş yavaş ısınmaya başlamıştık ve gözümüzün gördüğü ''temiz'' olarak niteleyebildiklerimize girmeye karar verdik. 3 kişi; 2 pilav (bildiğin pilav )  +  Naan ( bir çeşit ekmek ) + Chana Masala ( sevgili nohut yemeğim. Nohut'un olabildiği en güzel hal ) + 2 Çorba ( Hintliler çorbaya şorba diyor :D Mercimek çorbasına Dal Şorba diyorlar ) + Aloo Palak ( Patatesli Ispanak Yemeği, Türkler olarak neden düşünememişiz bunu ya çok şaşırdım. Çok da lezzetliydi )  + Chicken Tikka Masala ( Soslu enfes bir tavuk ) için toplamda 1000 Rupi ödedik. Ardından hostelimize doğru, dolu mideler ve mutlulukla yürümeye başladık.

Akşam Yemeğimiz 


Mumbai'deki son gecemizdi. Bu şehir muhteşem bir tatilin ilk durağıydı. Şuan hatırladıklarım ise karga sesleri. O kadar çok karga sesi vardı ki akşam üzeri, zannedersiniz ki insanların hallerine gülüyorlar. ''Ya ben o kadar pisliğe gelemem. Bir yere kadar bana yeter ama yine de Hindistan'a çok gitmek istiyorum'' derseniz. Mumbai'ye gidebilirsiniz. Hoş ve gerçekten değişik bir şehirdi. Hindistan insanı şaşırtan bir ülke. Her köşe başında farklı bir şey çıkıyor karşınıza ve inanın arkanıza dönüp baktığınızda, geçirdiğiniz her gün için unutulmaz bir anı buluyorsunuz aklınızın bir köşesinde.

Bir sonra ki durağımız Varanasi'ydi. Sabah erken saatlerde maceralı bir uçuşumuz olacaktı. Bizi ne maceralar bekliyordu? Şuan ne maceralar beklediğini biliyorum. O gün bilseydim yine yola çıkar mıydım? Çıkardım hem de 1000 kere o günü yaşasam 1000 kere de yine çıkardım. Ben Hindistan'ı oradayken sevmiştim fakat sevmeyenler bile bir süre sonra nasıl büyülü bir yer olduğunu anlıyor ve ''Ben Hindistan'ı özledim ya!'' diyorlar. Buna yakinen şahit olmuş birisi olarak söylüyorum. Seyahat etmekten korkmayın. Çekinebilirsiniz evet ama fazla da endişe etmeye gerek yok. Olacak olan olur. Kendinizi zamana bırakın, zaman her şeyi çözüyor değil mi? Ne acılar, ne anılar, ne geçmez denilen an'lar geçiyor, ne bitmez denenler bitiyor. Bir tek zaman kalıyor. Yaş geçmeden, ömür uçup gitmeden seyahat edin, yeni şeyler deneyimleyin, güzel anılar biriktirin. Bahane üretmeyin, ertelemeyin, imkanınız varken ne diliyorsanız onu yapın. Çünkü sonra çok geç olabilir. Kendinizi bir anda ömrün son anında bulabilirsiniz. Geçmez dediğiniz yıllar geçmiş, bitmez dediğiniz her şey bitmiş olur. İmkanlarınızı zorlayın ve bahane yaratmayın. Ne isterseniz yapabilirsiniz, kendinize güvenin ve ailenize değer verin.

Bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.



GEZGİN ŞİŞKO

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Jaipur Gezisi - 1

Merhaba, Geldik Jaipur'umu anlatmaya. Özetle, Hindistan'da bir şehir ne kadar güzel olabilirse o kadar güzel bir yer. Gönlüme tah...