29 Temmuz 2018 Pazar

Varanasi Gezisi - 2

Merhabalar,

Varanasi'de 2. günümüze çok fazla gezilecek yer bırakmamıştım. Çünkü saat 18:15 itibari ile trene binmiş ve Agra'ya doğru yola koyulmuş olacaktık. Ertesi sabah saat 06:10 sularında ise Agra'da olmamız gerekiyordu. Bu konuya yazı sonunda tekrar değineceğim. Değinecek olmamdan anlaşılabileceği üzere planlanan şeyler her zaman planlandığı gibi gitmeyebiliyor, sükunetinizi korumakta fayda vardır. Hani konsolosluk duvarında yazıyordu ya; ''welcome to incredible India'' ...

Sabah çok geç olmayacak şekilde dilediğimiz bir saatte uyandık. Dışarısı çok pis gözüktüğü ve gerçekten restoran anlamında hiçbirisinin gözümüze sağlıklı gözükmemesi sebebiyle kahvaltıyı da otelde yapmaya karar vermiştik. Kişi başı 250 Rupi'ye menüden 4 çeşit ürün seçebiliyorsunuz. Normalde bu 4 çeşit ürün 1 kişi için fazla 2 kişi rahatlıkla karnını doyurabilir. Fakat hiç kural olmayan ülkede kural koymak gibi anarşik bir yol izlemiş otel yönetimimiz. Zaten 3 kişi çalışıyor, otel dediğime bakmayın aslında konukevi... Neyse kural şu; 2 kişi 1 kahvaltı parası ödeyerek 4 çeşit yiyeceği bölüşemezlermiş. Ben bölüşürdüm de neyse dedim o 4 çeşit şeyi de yedim :D :D Saçma kuralları olsa da mutfağını görmediğiniz her yer temizdir. Bu benim Hindistan'da ki yegane temizlik ölçütüm oldu. Öyle camların ardından, biz çok temiziz mesajları vererek yemek pişiren restoranlara lanet olsun. İyi ki de Hindistan'a böyle bir akım uğramamış. Valla dünya başıma yıkılırdı. Keh Keh Keh. Gerçi Hindistan'da böyle bir cam koysalar 2 ay sonra camın pisliğinden mutfak yine görünmez miydi acaba? Gibi çılgınca sorular dönüyor aklımda. Kesinlikle olamaz öyle bir şey şaka yaptım demek isterdim ama olabilir. Hatırlayın ''INCREDIBLE INDIA''

Yemeğimizi yedik ve sokaklara çıktık. 500 metre öteye yürümemiz bir hayli zaman almıştır. Ardından ara sokaklara daldık ve Shri Kashi Vishwanath isimli tapınağa gittik. Bu şehir Hinduizm'in en kutsal şehri ve bu tapınak da en kutsal tapınağı diyebiliriz. Ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte tapınak defalarca yıkılmış ve yeniden yapılmış. Tapınağın içinde Hinduizm'in en büyük 5 tanrısının sunakları var. İçeriye girmek için öncelikle yanlış kapıyı seçmişiz. 3 giriş kapısı var. Biz A kapısına gittik ve 1-1,5 km uzunluğunda bir kuyruk ile karşılaştık. Tabi bunu kuyruğu görünce anlamıyorsunuz. Sokaklar çok dar ve birbirlerini keser durumdalar. ''Yahu bu kuyruğun sonu neresi ola ki?'' diyerek başlayan sorular silsilesi, yürüyüş mesafesi arttıkça; ''Bu kuyruk niye bitmiyor yaaa, tüm gün buraya girmek için mi bekleyeceğiz?'' sorusuna evriliyor. Kuyruğun sonunu bulamayınca, hemen başka sorular geliyor akla; ''E biz turistiz, bize de mi  lo lo? ''. Polislerden birisine bunu sordum. Dediler ki; '' Yok babam, siz B kapısına gidin turist tayfası oradan giriyor.'' Sonra B kapısına gittik. Bir daha bul deseniz, valla bulamam ben o B kapısını. Google maps ara sokaklarda çalışmıyor. Kolay gelsin ne diyeyim.

Orada da kuyruk vardı ama diğer kapı kadar uzun değildi. Kuyruğa hiç bulaşmadık direkt olarak kapıdaki polislere gittik. ''İçeri girin ama ayakkabı dahil üstünüzdeki her şeyi dışarıda bırakın'' dediler. Tabii ki çıplak girmeyeceğiz, aklınıza hemen kötü şeyler gelmesin. Tapınak burası tapınak, ayıp vallahi ya. He çıplak girecek olsaydık da bu durum tuhafıma gider miydi? Sanırım gitmezdi :D :D Incerdible India yani ne diyim. Tek başınıza giderseniz çantanız dahil her şeyi bırakmanız isteniyor. Üzerinizde sadece ''kıyafetleriniz'' olacak. Tapınak kapısının çevresinde bir sürü emanetçi var. O emanetçilerden birisine eşyalarımızı bırakmadık. 3 kişiydik zaten, 1 kişi tüm çantaları tuttu, diğer 2 kişi içeriye girdi. Biz çıkınca da diğer arkadaşımız girdi.

İçeride fotoğraf çekmek yasak, dışarıdakinden çok daha fazla bir kuyruk içeride mevcut. Lakin polisler turistlere karşı çok anlayışlılar. Siz hiç sıra beklemiyorsunuz, hemen en öne geçiriyorlar ve sunakları gösteriyorlar. Buradaki durum ise çok tuhaf. Hintliler dinleri gereği tanrılarının sunaklarına süt, tütsü, çiçek tarzı şeyler götürüyorlar. Bu malzemeleri sunaklara bırakmak için içeride ve dışarıda 3-4 saat filan sıra bekliyorlardır. Ona rağmen muamele şöyle; teyzenin birisi geldi sunağın önüne diz çöktü, yavaşça elindeki süt ve çiçekleri sunağa doğru bırakırken, oradaki görevli sütü kaptı foşş diye sunağa döktü, çiçekleri aldı sunağa fırlattı ve eliyle hadi bas git işareti yaptı. İşte o an da bir aydınlanma yaşadım!

Hinduizmin en kutsal tapınaklarından birisini gezdikten sonra Ganj Nehri kıyısındaki dün gördüğümüz ölü yakılan tapınağa doğru gittik. Merdivenlerin üst bölümünden ölülerin yakılışını izlemeye başladım. Her zaman yaptığım gibi gideceğim yerlere ilişkin bloglardan yazılar okumam sebebiyle burada sıkıntılı tipler çıkacağını biliyordum. Yanınıza gelerek '' Burada durma, şurada dur. Fotoğraf çektiğini gördüm. Rehberlik ücreti ödersen başın belaya girmez. '' yaklaşımlar olduğunu biliyordum. Ölülerin orada bu tiplerle karşılaşmamak için arkadaşlara telefonları sakın çıkarmayın hatta dokunmayın bile dedim. Arka sıralardan izlemeye başladık. Lakin yine de bu tipler geldi. Ben İngilizce bilmediğimi anlamadığımızı söyledim. Bir şeyler gevelediler ve gittiler. Bu tipleri umursamayın ve ölülerin yakıldığı yere de çok yaklaşmayın sorun yaşamazsınız. Yok ben bu tiplerle uğraşamam derseniz, ara sokaklarda ve ghatlarda gezi için turlar var. Bunlardan satın alabilirsiniz.

Sonra tekrar ara sokaklara girdik ve otelimize geri döndük. Çantalarımızı zaten hazırlamıştık. Bir şeyler yedik ve tuk tuk ile 200 Rupi fiyata anlaşarak Varanasi Tren İstasyonuna gittik. Adam ben size 300 Rupi fiyat verdim diye tutturdu. Adamı zaten oteldeki çalışanlar ayarlamıştı. Ben de dedim ki; ''Al burada 200 Rupi var, bize söylenen fiyat bu, üstünü otelden alabilirsin.'' Bu tiplere pabuç bırakmayacaksınız. Sakın istedikleri ve söyledikleri fiyatın dışında ekstra bir şey ödemeyin. Gerekirse çağırın polisi. Zaten polisi duyunca hemen giderler.

Tren istasyonuna girdiğimizde, trenimizin gelmesine 1-1,5 saat filan vardı. İlk defa tren istasyonuna giriyorduk. Manzara şu; her yerde insanlar yatıyor ve oturuyorlar. İnanılmaz bir kalabalık var. Biz de bir yere çöktük ve panoya bakarak trenin peronu veya saati değişecek mi diye bakarak zaman geçirmeye başladık. Burası Hindistan her an her şey olabilir. İnsanları trenleri gelmeyecek diye kandıranlar mı dersiniz, o tren 1 saat önce kaçtı gel sana yeni bilet basalım diyenler mi neler neler. Bir çok blogda yine bu konuları okumuştum. Onun için E bilet alarak bastırmış ve yanımda taşıyordum. Kimseye de kulak asmadık. Can sıkıntısından istasyonda dolanırken sol tarafta bir kapı gördüm. Kapıda Tourist Lounge yazıyordu. İçeri girdim, bir de ne göreyim. içerisi gayet sessiz sadece turistler var ve ücretsiz wifi filan var. Hemen koştum bizim arkadaşları çağırdım ve oraya taşındık. Koltuklara serildik. Trenimizin saatini beklemeye başladık.

Varanasi 


Varanasi otele gidiş videosunu youtube'a yükledim. Biraz da video izleyin. Bu yazı da böyle olsun;


Varanasi Tren İstasyonu Videosu


Varanasi Turist Lounge





Tren saatinden 10-15 dk önce perona gittik. Tren 1 saat rötar yedi.. Beklemeye devam ederken, kadının bir tanesi delirdi. Bildiğin kadın delirdi. Elindeki taşı sağa sola fırlata fırlata, etrafında bir kalabalık çemberi ile trenlere girdi insanlar dışarıya aktı, dışarı çıktı içeri kaçtılar. Kadın bizim oturduğumuz yere doğru gelirken ben ve diğer arkadaşım kalktık ve uzaklaştık. Fakat öbür arkadaşımız, gördüklerinin etkisinden midir nedendir bilemiyorum; tepkisiz bir şekilde kadının önünde delirmesini izledi. Kadın taşı bir oraya atıyor, bir buraya atıyor. Bizimki de öyle izliyor :D :D Valla cesaretine hayran kaldım ne diyeyim. Yanına gittik ölüp ölmediğine baktık, yaşıyordu. Trenimiz 19:35'de geldi ama peron 9'a değil, 10'a giriş yaptı. Böyle halkın zor şartlarda yaşadığı ülkelere gidiyorsanız bu konularda muhakkak uyanık olmanız gerekli. Yoksa o tren alır başını gider, siz de orada kalırsınız. Tatiliniz rezil olur. Gözünüzü dört açın. Neyse trene bindik. Saat 21:00 gibi hareket ettik. Yani 3 saat geç kalktık ve bu demek oluyordu ki Agra'ya 3 saat geç varacağız. Sorun değildi. Yataklı 2 AC vagonda kalacaktık. Klimalı serin serin gidecektik. temiz çarşaf, battaniye ve yastıkta veriyorlar. Elektrik prizi dahi vardı. Bir gezgin daha ne ister?

Arkadaşımın birisi kahve makinesi de getirmişti. Kahveler yapıldı, sohbetler edildi ve ilerleyen saatlerde uykuya daldık. Cüzdan, telefon ve pasaportunuzu yastığınızın yanına koyun ve rahatça uyuyun sıkıntı olmaz. Biz 3 kişi olduğumuz için problem yaşamadık. Zaten vagon kapıları da kilitli oluyor. Yani diğer bazı sınıflardaki gibi herkes girip çıkamıyor. Ben bir ara uyandım ve diğer vagonları gezdim. 3 AC 'yi görünce ''iyi ki de buradan almamışım'' dedim. 2 AC candır arkadaşlar. Hem yataklar geniş, hem de daha konforlu. Battaniye, çarşaf ve yastık önemli şeyler :D Battaniyeyi görünce şaşırmıştım. Sonuçta hava ortalama 36-37 derece civarı ve battaniye vermeleri saçma gelmişti. Ta ki klimalar çalıştırılana kadar. Vicdansızlar, insafsızlar kuzey kutbuna çevirdi vagonu. Arada bir sıcak hava almak için vagonları bağlayan bölüme gidip trenin kapısını açıp raylara doğru sarkıyordum. O derece soğuktu. Öyle benim gibi ön yargılı olmayın. Sonra çok üzülürsünüz.

Sabah saat 09:00'da kalktık, gps'e baktım. Bir de ne göreyim, hala Agra'ya yüzlerce kilometre var. Telefon bozulmuş olabilir miydi? Olabilirdi evet. Hemen diğer arkadaşımın telefonundan da baktım. Vallahi bozulmamış. Agra'ya ulaşmamıza çoook varmış. Bu arada 1 tane boş ranza vardı ya oraya da bir abi gelmiş. O da uyandı. 7 sülalesini bizim ranzaların olduğu yere çağırdı. Ayı gibi yediler. Hintli bir ailenin 2 aylık yiyeceklerini tükettiler. Hem de gazete kağıtlarının içinde şapır şupur. Yaşadığını kontrol ettiğimiz arkadaş var ya, hani tren istasyonunda dinginlik gurusu misali oturan; o adamları boğacaktı. Karşısında insan delirince hiçbir tepki yok, adamlar ayı gibi yemek yiyince fenalık geçirdi. :D :D

Saat 13:30 gibi Agra tren istasyonunda indik. Tren yolcuğu 17 saate yakın sürmüştü. Yolculuğumuzun geri kalanının ulaşımlarının hepsini trenle planladığım ve bu gibi durumların olmasını beklediğim için, tren günlerine asla plan ayarlamamıştım. İyi de yapmışım. Trenler her şeye rağmen çok eğlenceli ve muhakkak deneyimlemeniz gereken bir ulaşım aracı diyebilirim. Gittiğim neredeyse tüm ülkelerde tren kullanmaya özen gösteririm. Trenle seyahat etmeyi çok seviyorum. Size de ısrarla tavsiye ederim.

Hindistan her geçen gün beni biraz daha şaşırttı. Ülkeyi ve insanları her geçen gün biraz daha sevdim. Yazılanlarda ki kadar korkunç insanlar olmadığı, kötü kadar iyilerin de olduğu, hoş sohbet olduklarını, yardımcı olmayı sevdiklerini gördükçe bize ne kadar benzediklerini anladım. Çok fakirler evet ve tüm durumu kötü olan insanlar gibi, hayatın tüm saçmalıklarına inat düşünmeden gülebiliyorlar. Gülmenin bedava olmasına rağmen, bazı insanlar gibi gülümseme cimrisi değiller. İnsanların cepleri doldukça mı gülümsemeleri yok oluyor? Para gerçekten mutluluk getiriyor mu? Tartışmalı konular olduğunu düşünüyorum. İhtiyaç oranında mutluluk getirebilir ama fazlası peşinden endişe de getirecektir. Her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi paranın da fazlası zararlıdır. Düşünmeden kahkaha atabilmek, her şeye gülebilmek ve insanlara gülümseyebilmek en büyük zenginlik değil midir? Ben öyle olduğuna inanıyorum. Her şey duygulardan ibaret, yeni bir ürün aldığındaki mutluluk duygusu ile bir arkadaşının espri yaptığı anda ki mutluluk duygusunu karşılaştırmayı düşündün mü hiç? Eşyalar bozulur, modası geçer hatta bazen alırken getirdiği mutluluğun yanında '' keşke almasaydım ya başıma bela almışım '' durumu bile gelişebilir. Fakat kahkaha attığın anlar hep mutlulukla hatırlanır. Hatırlarda kalır, dönüp geriye baktığında yine damağında buruk bir mutluluk bırakır.

Bir daha ki yazıda Agra gezimi anlatacağım. Tac Mahal buradaydı ve gerçekten aşkın mimari bir yansıması mıydı? Deneyimlediğim duyguları paylaşacağım.

Şimdilik hoşça, mutlulukla, huzurla ve sağlıcakla kalın.


GEZGİN ŞİŞKO



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Luksor Gezisi

Herkese merhaba, Bir gün önce satın aldığımız Luksor Turu için 04:30 civarında otelimizin önünde otobüsle aldılar. Az gittik, uz gittik, ç...